İçeriğe geç

Hilmi Özkök 13 Yıl Önceki Uyarısını Hatırlatıp, “FETÖ’yü Gül Cesaretlendirdi” Derse…

Biliyorsunuz Meclis’te 15 Temmuz darbesini araştırmak üzere bir komisyon kuruldu. Komisyonunun dinleyeceği isimleri de tümüyle AKP belirledi.

Komisyonun tam ismi şu; 15 Temmuz (FETÖ/PDY) Darbe Girişimini Araştırma Komisyonu. Darbe araştırılacaksa, en önce dinlenmesi gereken isimler Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar başta olmak üzere komuta kademesi, MİT Müsteşarı Hakan Fidan ile Erdoğan ve kabine üyeleri değil midir?

Ama listede bunların hiçbiri yok. Ya kimler var; Eski Genelkurmay Başkanları, gazeteciler, yazarlar, bazı milletvekilleri ve eski bakanlar, hatta “darbeyi haber veren” Erdoğan’ın eniştesi. Devletin ve istihbarat birimlerinin “tespit edemediği” darbe hazırlıklarını onlara soracaklar.

Bu da demektir ki, 15 Temmuz darbesinin nasıl planlandığı araştırılıp, ortaya çıkarılmayacak.

Ya ne araştırılacak?

Komisyon Başkanı AKP’li Reşat Petek çağrılan eski Genelkurmay Başkanları hakkında bilgi verirken, kendilerine Fetullahçı yapılanmayı soracaklarını belirtip, şunları söyledi:

“Her birinin Silahlı Kuvvetler’de kendi dönemlerinde, 1989 yılında soruların çalındığı ifade eden bir yaver var. Soruları çalarak böyle bir örgütlemenin gerek askeriyede gerek başka alanlarda yapılanmalardan şüpheleri oldu mu, tedbir aldılar mı? O gün farkında olmayıp da bugün darbe girişiminde ilk defa Meclis’i bombalayan askerleri gördükleri zaman, geçmişte şu hareketlerini iyi değerlendiremedik mi, bizde hatalıyız gibi… Önümüzdeki zamanda gerek TSK içinde gerek diğer alanlarda milli iradeye saldırı olmaması için önerileri nelerdir. Diğer komisyon üyelerimiz de kendilerine göre sorularını soracaklardır. Bize verilen görev çerçevesinde 15 Temmuz darbe girişimi ve bu girişimi yapan FETÖ’yü bütün kişilere sorabiliriz.”

Petek’in bu açıklamaları üzerine mesela Yeni Şafak “Nasıl Farketmediniz?”, Hürriyet “Nasıl Sızdılar?” gibi başlıklar attı.

Bunlardan da anladığımız demek ki komisyon, “FETÖ”nün başta TSK olmak üzere, devlete nasıl sızdığını” araştıracak.

İyi de bunu araştırmaya ne gerek var?

Erdoğan, “Ne istediler de vermedik” demedi mi?

Başbakan Binali Yıldırım, AKP’de tek bir “FETÖ”cü bakan ve milletvekili olmadığını söylemedi mi?

-Bugün Bir “FETÖ” Şüphelisini Dinleyecekler-

Komisyon bugün 15 Temmuz’da 1. Ordu Komutanı, şimdi Genelkurmay 2. Başkanı olan Orgeneral Ümit Dündar, İçişleri eski Bakanı Efkan Ala ve Gazeteci-Yazar Fehmi Koru’yu dinleyecek.

Dinlenecek isimlerden birisi de Gazeteci-Yazar Yavuz Selim Demirağ. Demirağ Harp Okulu’ndan atılan, yıllarca Ergenekon-Balyoz kumpas davalarını izleyen ve “İmamların Öcü” isimli kitabı yazan biri olarak biliniyor. Bu özellikleri itibarıyla, Komisyona çağrılmasına şaşırmamak gerek. Ancak Demirağ’ın bir özelliği daha var.

Biliyorsunuz yaklaşık 1.5 ay önce “FETÖ/PDY” soruşturması kapsamında, “FETÖ adına bir partiye (MHP) sızma girişiminde bulunduğu” iddiasıyla gözaltına alındı.

Tamam aynı gün serbest bırakıldı, ama cep telefonu, bilgisayarı hâlâ emniyette ve soruşturma sürüyor.

Bu durumda şimdi komisyon bir “FETÖ şüphelisini” dinlemiş olmayacak mı? İşte komisyonunun “anlam ve önemini” gösteren somut bir örnek.

-Özkök 13 Yıl Önce Patlamıştı-

Komisyon yarın Genelkurmay eski Başkanlarından Hilmi Özkök, sonraki günlerde ise Yaşar Büyükanıt, Işık Koşaner, İlker Başbuğ gibi isimleri dinleyip, “FETÖ”nün TSK’yı nasıl sızdığını soracak.

İlker Başbuğ’dan başlayalım; 2009’da Harp Akademilerindeki konuşmasında Fetullah Gülen cemaatine işaret ettiğinde, “Genelkurmay Başkanı ne diyor, ne anlatıyor?” diyeceklerine nasıl da saldırmışlardı, hatırlıyor musunuz? Genelkurmay’ın Cemaati “çözüm sürecinden dışlamak istediğini” iddia eden iktidar kalemleri dahi çıkmıştı. Ya Oruç Reis Fırkateyni’nde “Yargı eliyle TSK’ya karşı yürütülen asimetrik psikolojik savaştan” söz ettiğinde; “Bize parmak sallıyor” deyip, Zekeriya Öz’leri “kahraman” ilân edeceklerine, Başbuğ’a birazcık kulak verselerdi, böyle mi olurdu? En nihayet; İlker Başbuğ’un Cemaate karşı açıklamalar yaptığı için tutuklandığını bizzat kendileri övünerek itiraf etmedi mi?

Şimdi Başbuğ’a ne soracaklar, hakikaten çok merak ediyorum.

Hadi Başbuğ’u dinlemediler, kendilerine en yakın isim olan Hilmi Özkök bile bu konuda uyarılarda bulunmadı mı? Bulundu. Hem de daha 2003 yılının başında.

8 Ocak 2003’te Gazi Orduevi’nde bir medya kokteyli düzenledi. Gündemde, dönemin Başbakanı Abdullah Gül ve Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül’ün irticai faaliyetlerden dolayı TSK’dan yapılan ihraçlarla ilgili YAŞ kararlarına şerh koyması vardı. Özkök, şunları söyledi:

“TSK uzun yıllardır irticai hareketin engeli olarak görülmüş ve hedef edinilmiştir. İrticai görüş yandaşları TSK’ya sızmak için her hareket tarzına başvurmuştur. TSK da bu tehdite karşı savunma refleksleri ve yöntemleri geliştirmiştir. YAŞ, Anayasamızın 125’inci maddesi uyarınca yapılmak istenilen uygulama bu refleks ve yöntemin gereğidir. Bir Anayasa maddesinin uygulanma istemine muhalefet şerhi koymak idarenin kanunların uygulanmasını sağlama sorumluluğu ile çelişmiştir ve kanımca bu nedenle yasal dayanaktan yoksundur. Bu konudaki farklı düşüncenin ifade edildiği yer ve durum YAŞ olmamalıydı. Bu istisnai durum şüphesiz irticai faaliyetlere bulaşanlara cesaret vermiştir.”

Özkök’ün bu açıklamalarını örneklendiren isim ise dönemin Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt oldu. Büyükanıt, YAŞ kararıyla TSK’dan atılanlarla ilgili bir soruyu cevaplandırırken, “Bu Silahlı Kuvvetler’den uzaklaştırmak zorunda kaldığımız kişiler arasında, astsubaydan emir alan üstteğmen var” dedi.

Kokteylden iki gün sonra Hürriyet’ten Ertuğrul Özkök de Özkök ve Büyükanıt’ın sözleriyle ilgili şu detayları paylaştı:

“Orgeneral Özkök, konuşmasında çok ilginç bir örnek verdi. Üstü biraz örtülü biçimde, bir üsteğmenin, astsubayın emrine girdiğini söyledi. Özkök bu sözleri söylerken, yanımda bir komutan vardı. Bunun ayrıntısını merak ettim. Bana çok ilginç üç örnek verdi. Anladığım kadarıyla, komutanlar, hafta başında görüştükleri TBMM Başkanı Bülent Arınç’a da bu üç örneği anlatmışlar. Yanımdaki komutanın bana anlattığı bu üç ilginç örnek şunlar:

Önce Özkök’ün verdiği örnekten başlayayım. Birkaç yıl önce bir birlikte çok ilginç bir ast-üst ilişkisi ortaya çıkarmışlar. Aynı birlikte görevli bir üsteğmen, tarikat üyesi olmuş. Ancak aynı tarikatta, o birlikten bir de astsubay varmış. Ve bu astsubay, tarikatın şeyhiymiş. O nedenle, üsteğmen tarikat içinde astsubayın müridi olarak emrine girmiş. Komutan, ‘Orduda böyle bir ast-üst ilişkisine izin verilir mi’ diyor. Haksız da değil. Nitekim her ikisi de YAŞ kararıyla ordudan ihraç edilmiş.

İkinci ilginç örnek ise şu: Bir birlikteki subay, bir gün nöbete çıkmayı reddetmiş. ‘Neden’ diye sorulunca, ‘Namaz saatime rastlıyor. Ben o saatte namaza gidiyorum, o nedenle nöbet tutamam’ demiş.

Kuvvet komutanlarının Arınç’a verdiği üçüncü örnek de en az ötekiler kadar ilginç. Bu olay da Deniz Kuvvetleri’nde geçmiş. Donanmaya ait bir muhrip, İsrail’e ziyarete gidiyormuş. Gemideki subaylardan biri ‘Ben gitmem’’ diye itiraz etmiş. Nedeni sorulunca da şu cevabı vermiş: ‘Ben Müslümanım. İsrail, Müslüman Filistinlilere eziyet ediyor. O nedenle ben o ülkeye gitmem’. Nitekim o da YAŞ kararıyla ihraç edilmiş.”

Bilmem şimdi Hilmi Özkök komisyona 13 yıl önceki bu uyarısını ve tespitlerini hatırlatıp, “Cemaati siz cesaretlendirdiniz” der mi? Derse haksız mı olur ve de komisyonun AKP’li üyeleri nasıl tepki gösterir?

Diyeceğim; “Komisyona o çağrıldı, bu çağrılmadı” diye eleştirmenin, tepki göstermenin ve üzülmenin lüzumu yok.

Çünkü Bir şey çıkmayacağı/çıkartılmayacağı başından belli.

Zaten Erdoğan da daha en başında, “Komisyondan bir şey çıkmaz” dememiş miydi?

Müyesser YILDIZ

18 Ekim 2016

Odatv Link: https://odatv4.com/yazar/muyesser-yildiz/ya-gercekten-konusursa-1810161200.html

Kategori:Uncategorized