İçeriğe geç

Adalet; Adı Kaldı Yadigâr!..

Partiyi birlikte kurdukları, Başbakan, Başbakan Yardımcısı ve Cumhurbaşkanı yaptıkları Abdullah Gül’e bile KHK konusunda iki cümle söylediği için “Yazıklar olsun” dendikten sonra anlamı kalmasa da “Nereden nereye” gelindiğini göstermesi açısından bazı gerçekleri hatırlamakta fayda var.

AKP’nin Parti Programı halen yürürlükte olup, burada “Hukuk ve Adalet” başlığı altında; “Hukuk devleti olmayan ve hukukun hakim olmadığı bir toplumda demokratik rejimden bahsedilemez” yazıyor. Devamında şu cümleler de var:

“Hukukun evrensel ilkelerine saygı, hak arama yollarının açık tutulması, kanun önünde eşitlik, bireysel hak ve özgürlüklerin korunması, devletin hukuka bağlılığının güvence altına alınması temel değerlerdir. Bu değerlerin hayata geçirilmesi anayasa, yasalar ve bağımsız bir yargı ile mümkündür… Partimiz hukukun üstünlüğüne dayalı yönetim anlayışının teminatı olacaktır.”

Programda, 2000’li yılların Türkiye’sine getirilen eleştiri ise şöyle:

“Ülkemiz bugün hukuk devletinden ziyade kanun devleti görüntüsü vermektedir. ‘Devletin hukuku’ yerine ‘hukuk devleti’ anlayışının esas olması gerekir. Kanunları hukuka, hukuku evrensel adalet ve insan hakları esaslarına dayandırmadıkça, Türkiye gerçek bir hukuk devleti olamaz ve uluslararası camiada saygın bir yer edinemez.”

Bugün hangi noktada olduğumuzu anlatmaya gerek var mı?

-Hedef Hukuk Devleti Olmaktı… KHK Devleti Olduk-

Sadece şunu vurgulayalım:

Erdoğan Siirt konuşması dolayısıyla, söylendiği gibi “şiir okumaktan” değil, “bölücülükten” mahkûm edildiğinde, “Yaptığınız kanuni olabilir, ama hukuki değil. Ben bu hukuku tanımıyorum” diye haykırmıştı!..

Şimdi? “Ben bu KHK’yı tanımıyorum” diyenlere, “Yazıklar olsun” diye haykırılıyor!..

Keza, her daim Türkiye’nin “hukuk devleti” değil, “kanun devleti” olduğu anlatılıyordu.

AKP’nin bir de “2023 Siyasi Vizyonu” var. O da hâlâ yürürlükte. Ve bakın yine “Hukuk ve Adalet” başlığı altında ne yazıyor:

“AK Parti iktidarında Türkiye, hukukun hâkim olduğu, her vatandaşın hakkını arayabildiği bir ülke haline gelmiştir. Türkiye artık bir kanun devleti değil, gerçek bir hukuk devleti olma yolundadır.”

Bırakın “kanun devletli” olmayı, o yol düpedüz “KHK devleti”ne çıkmadı mı?

“2023 Siyasi Vizyonu”ndan başka bir bölüm:

“Türkiye yıllarca, özellikle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince verilen ihlal kararlarının yükünü taşımak zorunda kalmıştı. Milletimiz bu tabloya ne lâyıktı, ne de razıydı. Ülkemizin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önündeki olumsuz görünümünü değiştirmek için çok önemli adımlar attık… Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru imkânı tanıdık. Anayasa Mahkemesi’ni Türkiye İnsan Hakları Mahkemesine dönüştürerek vatandaşımızın hak arama mücadelesinde çok önemli ve yeni bir kapı açtık.”

Aylardır AİHM’e yargıç atayamıyoruz… Ve üç gün önce duyuruldu; AHİM, “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesiyle uyumlu olmadığı” için KHK’ları incelemeye almış!..

AYM’ye bireysel başvuru hakkı tanınarak, “Vatandaşımızın hak arama mücadelesinde çok önemli ve yeni bir kapı açıldı” öyle mi?.. AYM’nin kabul ettiği bir başvuru var mı?.. Dahası AYM’ye varmak için konan “KHK Komisyonu, İstinaf Mahkemesi” engelleri ne?

“Vizyon” belgesinden; “Uluslararası standartları karşılamayan 210 cezaevini kapattık. 2017 yılına kadar 194 cezaevini daha kapatacağız”…

Dağdan taştan, tarım arazilerinden cezaevi ve adliye fışkırmıyor mu?

-Pembe Oda “Devrim”inden Tek Tip Kıyafet Devrimine-

Yine “Vizyon”dan; “Ceza infaz kurumları, kişileri topluma yeniden kazandırmanın araçları olarak konumlandırılacaktır. Bu kapsamda, devrim niteliğinde bir adım atıyoruz. Dünyanın birçok ülkesinde uygulanan bir düzenlemeyi, ülkemizde ilk kez hayata geçiriyoruz. Tutuklu ve hükümlüleri aileleriyle buluşturuyoruz. Cezaevinde bulunan vatandaşlarımızın aile bütünlüklerini koruyabilmeleri ve aile ilişkilerini sürdürebilmeleri amacıyla, yasasında belirtilecek şartlarla, evli olanların eşleri ve çocuklarıyla bir araya gelmelerine imkân sağlayacağız.”

O “devrim”den, hüküm verilmeden tek tip elbise “devrimi”ne!..

“Vizyon”daki, “Temel Hak ve Özgürlüklere” dair son birkaç cümle:

– AK Parti’nin varlık sebebi adaleti ve hakkaniyeti en üst düzeyde geçerli hale getirebilmektir. Hak ve özgürlükleri ideal anlamda geliştirmek geçmişten gelen ve bugünkü sorunların çözümünde temel bir ilkedir. Geleceğin Türkiye’sinin bölgesine örnek gösterilecek bir gelişmişlik düzeyine ulaşabilmesinde de hak ve özgürlüklerin geliştirilmesi büyük rol oynayacaktır…

– Her türlü insan hakkı ihlaline karşı sıfır tolerans politikası izlemeye devam edeceğiz. Bir vatandaşımızın hakkının ihlalini, bütün vatandaşlarımızın haklarının ihlali olarak göreceğiz…

– Son 10 yıllık demokratik değişim ve dönüşüm sürecinde temel hak ve özgürlüklerin korunması ve geliştirilmesi, hukukun üstünlüğü ilkesinin tavizsiz hayata geçirilmesi, demokratikleşme, sivil toplumun güçlendirilmesi ve topyekün normalleşmenin sağlanması amacıyla büyük ve ileri adımlar atılmıştır. Bu kapsamda; OHAL uygulamasına son verilmiş, DGM’ler ve son olarak da özel yetkili mahkemeler kaldırılmış, “işkenceye sıfır tolerans” politikası etkili şekilde uygulanmış, faili meçhul cinayetler ülke gündeminden çıkarılmıştır…

“Tam bir nereden nereye tablosu” deyip, yaşananlardan bazı örneklere geçelim:

-3 Yaşındaki Çocuğun Babasıyla Helalleşmesi-

Bir kez daha vurgulayalım; “FETÖ”cülere, “darbecilere” değil, hukuka-adalete sahip çıkıyor, bu hukuk kaosundan sadece ve sadece gerçek suçluluların yararlanacağına dikkat çekmek istiyoruz. Nitekim ByLock gerçeği, işlerin düzgün gitmediğinin son göstergesi olmadı mı?

Ankara’daki iddianame ve yargılamalardaki yanlışları sık sık dile getiriyoruz. Ama inanın her yerden feryat yükseliyor… Malatya’dan, Urfa’dan, Sakarya’dan…

İşte Düzce’den bir örnek; Kişinin suçlu veya suçsuz olması ayrı, ama hasta olduğu halde ilacının verilmemesi, babasının halini görün 3 yaşındaki bir çocuğun görüşten ayrılırken, “Babacığım hakkını helâl et” demesi nasıl bir hâldir?!.

-Tankı Olmayan Birlikten Tank Çıkar mı?-

Şanlıurfa’da iddianamesi, yargılaması, itirafçıları ile bambaşka garip bir dava var. Tek bir asker kışladan çıkmadığı, tek bir kurşun dahi atılmadığı halde çoğu alt rütbeden 45 tutuklu sanık darbeye teşebbüsten suçlanıyor.

İddianameden;

O gece Lojistik Destek Birliği’nden 36 tank yüklenmiş. Oysa sözkonusu birlikte tank yok, birliğin personeli tankçı değil… Dahası yükleme yaptığı söylenen sanıklardan biri o gün yıllık izinde!..

Sanıklardan biri, kendi taburu değil bir başka taburda gösterilmiş, böylece hiç tanımadığı kişilerle, hiç bulunmadığı bir yerde “suça iştirak etmiş” konumda!..

CHP Milletvekili Enis Berberoğlu davasında mahkeme heyetinin son anda değiştirilmesini konuşuyoruz. Şanlıurfa’da önce sanık sorgularını yapan heyetin başkanı ve bir üyesi tayin edildi.. Sonraki duruşma geçici savcı, geçici başkan ve üyelerle yapıldı… Son duruşmada yine savcı değişikliği oldu, mahkemeye atanan başkan ve bir üye ise mazeretleri nedeniyle henüz duruşmalara çıkmadı!..

Çarpıcı son bir örnek; Dosyada, sanıkların “FETÖ”cülüğüne dair hiçbir delil ve iddia yok. Lâkin o gece şehir dışında olan dönemin Şanlıurfa Emniyet Müdürü’ne TBMM Darbe Araştırma Komisyonu’ndaki ifadesi sırasında asker sokağa çıkmadığı halde neden 50 kişinin yargılandığı sorulduğunda, “Onlar FETÖ’cü. FETÖ’cü ise darbecidir” cevabını verdi. O gece Emniyet Müdürlüğü’ne vekalet eden yardımcısı ise mahkemede, “Elimizde bir FETÖ’cü listesi yoktu” dedi.

Ez cümle; Yeni yılı karşılıyoruz. En önce sağlık ve adalet diliyoruz.

Nasıl ki, sağlık bireyin yaşamasının birinci şartı, adalet de devletin devlet olması ve yaşamasının yegâne şartıdır!..

Müyesser YILDIZ

31 Aralık 2017

Odatv Link: https://odatv4.com/yazar/muyesser-yildiz/akpnin-programinda-adalet-nasil-yer-aliyor-3112171200.html

Kategori:Uncategorized