İçeriğe geç

4 Yıl 3 Ay 15 Gün Sonra Aynı Yerde Aynı Acı!..

Bugün Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nde “FETÖ/PDY üyeliğinden” tutuklu eski savcı Süleyman Pehlivan’ın duruşması vardı.

Kimdir, nereden tanıyoruz Süleyman Pehlivan’ı? “Amirallere Suikast ve Poyrazköy” kumpaslarında tutuklanıp, tahliye olan Ali Tatar’ı kovalayan, tahliyesine itiraz ederek, onu ölüme sürüklediği için Nilüfer Tatar’ın cenaze töreninde, “Eşimin katili sensin Süleyman Pehlivan” diye haykırdığı kişi.

Ali Tatar mezara giderken, o Yargıtay üyeliğine seçildi. Taa ki, 15 Temmuz’a kadar. Bundan sonra tutuklandı. O da ağabey Ahmet Tatar’ın, sosyal medya üzerinden fotoğraflarını yayınlayıp, teşhir etmesi sayesinde. Teslim oldu. 17 aydır hapiste.

İlk kez bugün yargı önüne çıktı. Tatar Ailesi tam 8 yıldır Pehlivan’ın gözlerine bakmak için bekliyordu. Sabah 09.00’da Yargıtay’ın önüne gidildi. Balyoz kumpasında cezaevindeyken beyin kanaması geçirip, hayatını kaybeden Kurmay Albay Murat Özenalp’in eşi Sema Özenalp başta olmak üzere Balyoz sanıkları Caner Bener, Koray Özyurt, Mustafa Önsel, Seyfettin Alevcan, Hanifi Yıldırım, Vardiya Bizde Platformu’nun bazı mensupları, TESUD Başkanı Erdoğan Karakuş ve Gazeteci-Yazar Hikmet Çiçek de onları yalnız bırakmadı. Adalet umuduyla!..

Önce içeri girmelerine zorluk çıkarıldı. Başkandan haber beklendiği söylendi.

Uzun uğraşılardan sonra nihayet binanın içine girebildiler. Sıra, salona girip giremeyeceklerindeydi.

Haber geldi; Salonun küçük olması gerekçesiyle sadece Ali Tatar’ın ailesi alınacaktı. Ahmet Tatar itiraz etti. Balyoz ve Ergenekon davalarının görüldüğü büyük salonu hatırlattı.

Görevliler bir daha Başkana gitti. Salondaki koltuk sayısına göre, 10-15 kişinin içeri girmesine izin çıktı.

Kardeşiyle ilgili her toplantıya boynuna kırmızı atkı takarak katılan abla Hürriyet Ünver, heyecandan bu defa unutmuş, siyah fularla gelmişti. Tesadüf bu ya, benim de boynumda kırmızı fular vardı. Benimkini çıkardı aldı, siyahı bana taktı!..

Ve duruşma başladı.

Süleyman Pehlivan siyah kabanı ile en önde jandarmaların arasında oturuyordu. Onun yakınlarından da 5 kişi salondaydı.

Mahkeme Başkanı Burhan Karaloğlu, “Kimseden ses istemiyorum. Sessizce dinleyin” uyarısında bulunma ihtiyacı duydu nedense.

Kimlik tespitine geçildi. Geliri sorulduğunda Pehlivan, “Emekli olmadım. Gelirim de yok” dedi.

Savcının iddianameyi okumasına geçildi. İddianamede, merhum Ali Tatar’ı ilgilendiren tek kısım şuydu:

“Amirallere Suikast ve Poyrazköy gibi FETÖ/PDY’nin düzmece soruşturmalarında görev aldığı…”

-Pehlivan’dan “Hukuk” Dersi!..-

İddianamenin okunması tamamlandıktan sonra Süleyman Pehlivan savunmasına başladı. Usul ve yasaya ilişkin savunma yapmak istediğini vurgulayan Pehlivan, uzun uzun “Hukukun nesnelliğini, kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesini, terör ve terör örgütünün tanımını, usul hükümlerinin nasıl ihlâl edildiğini, olağan ve tabi hakim ilkesinin nasıl çiğnendiğini” anlattı. Ardından, “Gözaltı ve tutuklama işlemlerinin 15 Temmuz’dan çok önce hazırlanan fişleme listeleriyle, hukuku aykırı yapıldığını, ‘delil’ denilen ifadelerin dosyaya tutuklanmasından aylar sonra girdiğini” söyledi.

Aleyhinde ifade veren itirafçı yargı mensupları için, “Beyanları hür iradelerinin eseri değildir. Tam tersine tecrit ve yasadışı vaad karşılığında verildiği açıktır. Bunlar delil olarak kabul edilemez” iddiasında bulunan Pehlivan, “Hakkımdaki suçlamalar hukuki değil, siyasidir. İddianamede terörün tanımına uyan tek bir faaliyetim yoktur. 17 aydır tutukluyum. Kendim teslim oldum. Hiçbir zaman kaçmadım, kaçmayı da düşünmedim. Tahliyemi talep ediyorum” dedi.

Pehlivan’dan sonra Avukatı Özcan Kurnaz söz aldı. Hukuki itirazlarını dillendiren Av. Kurnaz, darbeciler birkaç kişilik koğuşta kalırken, Pehlivan’ın havalandırmaya bile tek başına çıkarıldığını söyleyince Abla Hürriyet Üniver dayanamadı, bağırdı:

“Peki benim kardeşim ne yapsın?.. Gözlerimin içine bakın!..”

Mahkeme Başkanı Karaloğlu, Ünver’in dışarı çıkarılması talimatını verdi. Görevliler başına koştu, Ünver çıkmamakta diretti. Başkan yeniden “Lütfen dışarı. Bana zor kullandırtmayın” dedi. Bir üye, bunun mahkemeye saygısızlık olduğunu belirtti.

Abla Ünver, “Sustum. Bekleyeceğim. Yıllardır bugün için bekliyordum. Mahkemenize saygısızlık yapmadım” deyince, kalmasına izin verildi.

Avukat Kurnaz, Pehlivan’ın 10 yaşındaki kızının diyabet ve astım hastası olduğunu, babasına ihtiyacı bulunduğunu söylediğinde de abla Hürriyet Ünver’in, “Ahhh!..” diye içini çektiği duyuldu.

-Ali Tatar Örneği Yeterlidir-

Pehlivan’ın savunmasının ardından davaya katılım talebinde bulunan Ahmet Tatar, Nilüfer Tatar ve duruşmaya gelmeyen kızı Gökçen Tatar’ın kimlik tespiti ile beyanlarının alınmasına geçildi.

Sözlerine, Hakka yürüyen şehitler için rahmet dileği ve “Alçak FETÖ ne yaparsa yapsın, Türk Ordusu dimdik ayaktadır, Atatürk’ün izinde vatan savunmasını yürütmektedir” diyerek başlayan Ahmet Tatar, “Amirallere suikast davası”nı, Ali Tatar’ın nasıl hedef alındığını anlattıktan sonra şunları söyledi:

“Bu kumpasın perdesi 5 Aralık 2009 tarihinde kardeşim Yarbay Ali Tatar’ın Beşiktaş Adliyesinde Özel Yetkili savcılar tarafından sorguya çağrılması ile oynanmaya başlandı. Kardeşim aynı gün tutuklandı. 9-14 Aralık 2009’da iki kez tutukluluğuna yapılan itiraz sonunda 16 Aralık 2009’da tahliye edildi. Ardından, hiçbir yeni delil ya da bulgu olmamasına, iddialardaki fahiş hata ve çelişkiler ortaya konmasına rağmen, örgütün savcısı Süleyman Pehlivan’ın itirazı ile hakkında, yine örgütün hazır kıta hakimleri tarafından yakalama kararı çıkarıldı. Bu yalan bombardımanından, ruhsal olarak olumsuz yönde etkilenen kardeşim, yeniden tutuklanma kararını kabullenemedi. Bütün ikna çabalarımız maalesef karşılık bulmadı. Tıbbi destek alma çabalarımız engellendi. Tüm bu yaşanan sürece karşı derin bir infial hali yaşayan kardeşimin, 19 Aralık 2009 tarihinde evinde yaşamına son vermesine mani olamadık. Kardeşimin vatanına, ulusuna, mesleğine karşı duyduğu derin sevgi ve bağlılık, haksızlığa, hukuksuzluğa karşı tahammülsüzlüğü, bu değerlere yönelik saldırının bir parçası olarak hedef alınması ve bu saldırılara karşı hukuki direnç gösterip boşa çıkarması gerekenlerin sessizliğe bürünüp ortadan kaybolması, onu bu isyana sürükledi.”

-Sanık Sandalyesinde Olması Allah’ın Lütfudur-

Tatar konuşurken, araya giren Mahkeme Başkanı, henüz davaya katılmalarına karar verilmediğini, bu yüzden sadece talebini iletmesi gerektiğini hatırlattı. Tatar, şöyle devam etti:

“8 yıldır bugünü bekliyoruz. Müsaade edin. Henüz iddianameyi görmedim, sadece fezlekeyi okudum. Bizim yaşadığımız hukuksuzluk cehennemini tarif etmiş Sayın Savcı. Bu tespitler, merhum kardeşim Yarbay Ali Tatar’ın bugün hayatta olmamasının bir numaralı sorumlusu olan Süleyman Pehlivan’ın hesap vereceğine ilişkin umutlarımı tazeledi. 8 yıldır sürdürdüğümüz hukuk mücadelesinin yargı önünde tecelli edeceği umudunu verdi. Fakat fezleke içinde bir örgüt mensubu olduğu sarih kanıtlarla gösterilen şahsın, artık Türkiye kamuoyuna malolmuş ve hala Türk Milleti’nin vicdanını sızlatan Yarbay Ali Tatar olayı ile ilgili tek cümle edilmeyişini derin bir teessürle karşılıyorum. Oysa sanığa yöneltilen suçların somut örneği Yarbay Ali Tatar soruşturmasıdır. Örgüt üyeliğinin somut örneğini arıyorsanız, Ali Tatar soruşturmasına bakmanız yeterlidir. Bahse konu sanık, sadece Ali Tatar’ın değil aynı zamanda Türk adaletine duyulan güvenin de katilidir. Ben bugün sadece kardeşimden dolayı değil, hukuka, adalete olan güvenimin sarsılmasından dolayı da yaralıyım. Siz sayın yargıçlar, bugün burada bu güvenin tekrar tesis edilip edilmeyeceğine de karar vereceksiniz. Ben ve ailem bu alçak FETÖ örgütünün bize ve ülkemize oynadığı oyunlardan telafisi mümkün olmayacak büyük zararlar gördük. Ailem bir ferdini, dostlarım Murat Özenalp, Cem Çakmak, Kuddusi Okkır gibi yakınlarını, ülkem ise 15 Temmuzda 249 canını bu alçaklar yüzünden kaybetti. 8 yıldır bu alçakların vahşi yüzünü ortaya çıkarmak ve hukuk önünde hesap vermelerini sağlamak için mücadele ediyoruz.”

“FETÖ çatı davasında” müdahilliğinin kabul edildiğini hatırlatan Tatar, “Ancak asıl beklediğimiz, kaybımızın bir numaralı sorumlusu olan, Türk adaletinin değil örgütün savcılığını yapan FETÖ militanı Süleyman Pehlivan’ın yargılanmasıdır. Hakkında yaptığımız bir çok hukuki girişim devam ederken, sanık hiç hak etmediği şekilde FETÖ tarafından adeta ödüllendirilerek Yargıtay’a seçtirildi. Kendisine bir koruma duvarı hediye edildi. Tam da kaçırıldığı yerde, kendini en güvende hissettiği yerde, onu sanık sandalyesinde görmek Hak’kın bize bir lütfudur” dedi.

Ahmet Tatar’ın son sözleri ise şunlar oldu:

“Sayın yargıçlar, ‘Herkes için adalet’ diyebilmenin yolunu bulabilmek için, huzurunuzdaki sanık için de adalet talep ediyorum. Kardeşim, devletin engel olamadığı bir adaletsizlik sürecinin kurbanıdır. Devletin, vatandaşına karşı adaleti tesis etme durumu akamete uğramıştır. Yani devletin bize karşı adalet borcu vardır. Devletin kendi içinde, bunun sorumlularını bulmasını ve cezalandırmasını talep ediyoruz. Devlet bu görevini ifa ederse, kişisel olarak benim mücadelem çerçeve bulur ve sınırlanır. Kişisel kin, nefret gibi olumsuzluklarla zehirlenmem, sağlığımı kaybetmem. Yaralarım bir nebze olsun merhem bulur. Kardeşimin ruhunun huzur bulduğuna inanırım. Aksi taktirde 15 Temmuz’dan sonra huzurunuzdaki sanığın ortadan kaybolduğunu duyduğumda yaptığımı yaparım. Sorumlu tuttuklarımın peşine bizzat takılırım. Onların teşhir edilmesi, yakalanması için bizzat uğraşırım. Kabul edilebilir gibi görünen böyle bir süreçte, onlarla yüz yüze gelirsem kendimi nasıl kontrol ederim? Onu ben de bilmiyorum. Artık görev ve sorumluluk değerli heyetinizindir. Ama kabul edilmelidir ki, biz de bu sürecin bir parçasıyız ve öyle de kalacağız. Talebimiz basit, açık, yalın ve net. Adalet istiyoruz.”

Nilüfer ve Gökçen Tatar adına beyanda bulunan Av. Onur Tatar ise Nilüfer Tatar’ın cenazedeki sözlerini hatırlatarak, “İşte onun için buradayız. Yüzleşmeye geldik. Sanık, örgüt tanımı yaparken mühimmat olması gerektiğini söyledi. Mühimmatları insanların evine koydunuz. Cezaevi öğretici bir süreçtir, ama görüyoruz ki, hiç öğretici olmamış. Sanık ne etkin pişmanlıktan, ne pişmanlıktan söz etti. Lütuf değil, müdahillik istiyoruz” dedi.

-Zarar Görme Sözkonusu Değil-

Süleyman Pehlivan, bu sözlere ne karşılık mı verdi? Şunu:

“Davanın konusu terör örgütü üyesi olmak. Bunun karşılığı kamu düzeni ve güvenliğidir. Doğrudan zarar görmeleri sözkonusu olmadığından katılım taleplerinin reddedilmesini istiyorum.”

Avukatı Özcan Kurnaz da şöyle konuştu:

“Suç duyurusunda bulunabilirler. Müvekkilim bir cumhuriyet savcısı. Bir tahliye kararı verilmiş, itiraz etmiş. İtiraz başlıbaşına bir sonuç doğurmaz. Bu itiraz ile Ali Tatar’ın vefatı arasında nedensellik bağı yoktur. Böyle bir bağın kurulması da mümkün değildir.”

-Karar: Evet Zarar Görme Sözkonusu Değil-

Sonuç mu?

Savcı, Tatar Ailesi’nin katılım talebinin reddi yönünde görüş bildirdi.

10 dakikalık aradan sonra Mahkeme kararı açıklandı. Salona sadece Ahmet Tatar ve Nilüfer Tatar’ın girmesine izin verildi. Başkan Karaloğlu, sanık hakkında açılan davanın terör örgütü üyeliği olduğunu hatırlatıp, “Doğrudan zarar görme sözkonusu olmadığından katılım talebinin reddine” dedi. Pehlivan’ın tutukluluğunun devamına karar verilip, duruşmanın 3 Mayıs’a ertelendiğini bildirdi.

Nilüfer Tatar, “Bir şey sorabilir miyim?” diye söz istedi.

Başkan, “Çıkın” karşılığını verdi.

Ahmet Tatar, katılım talepleri kabul edilmese de bundan sonrayı duruşmalara gelip, gelemeyeceklerini sordu.

Başkan, “Duruşmalar herkese açık” dedi.

Tatar dışarı çıkarken, karara şu sözlerle tepki gösterdi:

“Örgütün yargı ayağı olarak cinayet işledi. Nasıl zarar görmedik? Sizin kardeşiniz olsa ne yapardınız? Olur mu? Adalet mi? ‘Kendi içimizde suç işlendi, kendi içimizde hallederiz’ diyorsunuz!..”

Başkan görevlilere, “Bu insanlara dikkat edin. Bir daha duruşmalara girmeyecekler” talimatı verirken, “Burası gösteri yeri mi?” diye söylendi.

Ailenin tepkisi duruşma salonunun dışında da sürdü.

Ahmet Tatar şöyle bağırdı:

“Bu dava burada bitmiyor. Yargıtay kendini feshetsin. FETÖ’yle mücadelenizde başarılar. Böyle mi mücadele ediyorsunuz?”

Abla Hürriyet Ünver ise “Burası adaletin yeri mi? Oy Alişim duy duy kuzum!.. Burada mısın?.. Beni buraya gömün. Ali bugün öldü. Onu bugün öldürdünüz” diye ağladıktan sonra fenalaştı.

İşte bu son sahneler var ya; Beni 4 Yıl 3 Ay 15 Gün öncesine götürdü.

Günlerden 9 Ekim’di. O zamanın Yargıtay 9. Ceza Dairesi, Balyoz kumpasıyla hapse tıkılan tam 237 subayı kurbanlık koyun gibi boğazladı…

Eşler, çocuklar, yakınlar aynen bugün Nilüfer ve Ahmet Tatar ile Hürriyet Ünver gibi ağladı, bayıldı!..

O zamanın “muktedirleri” de bu manzarayı büyük bir “haz”la seyretti?..

Daire aynı, yer aynı, karar aynı, tablo aynı!.. Peki ne değişti?.. Ve acaba bu sonuçtan kimler “haz” aldı?..

Müyesser YILDIZ

24 Ocak 2018

Odatv Link: https://odatv4.com/yazar/muyesser-yildiz/4-yil-3-ay-15-gun-sonra-ayni-yerde-ayni-aci-2401181200.html

Kategori:Uncategorized