İçeriğe geç

Şehit Yakınına Küfür Mü Demiştiniz?!

Konumuz -yine- Gezi’den 15 Temmuz’a, Libya’dan Doğu Akdeniz’e, PKK/PYPG’ye destekten Kıbrıs’a kadar ülkemize yönelik tüm melanetlerin arkasında olduğu söylenen Birleşik Arap Emirlikleri’yle beklenmeyen yakınlaşma; dahası, Erdoğan’ın ifadesiyle, Veliaht Prens Nahyan’ın “Hakikaten adeta bir aile hassasiyeti içerisinde” gerçekleşen ziyareti.

Yıllardır BAE’yi suçlayan iktidar medyasının geçen haftaki bu buluşmadan sonra neler yazdığını satır satır takip edip bu “dönüşümün” neden gerçekleştiğini öğrenmeye çalıştım.

Para Para Para

Biri; “baltaları gömme” olarak nitelendirdigi bu sürecin “pragmatik bir zeminde ve ekonomi öncelikli bir alanda ilerleyecek şekilde tasarlandığını” aktardı.

Bir diğeri; BAE’nin geçmişte Türkiye’ye karşı yürüttüğü faaliyetleri tek tek hatırlattıktan sonra, “iki ülke açısından da maliyet hesabı yapıldığında, ilişkilerde yeni bir dönem başlatmanın, nüfuz savaşı sürdürmekten çok daha kârlı olduğunun görüldüğünü” kaydetti. Bir başka yazısında da BAE yetkililerinin, “Türkiye’ye gelmekte geç kaldık, bu süreci daha iyi değerlendirebilirdik” mesajı verdiğini belirtip “10 milyar dolarlık SWAP anlaşmasının sürpriz olmayacağını” bildirdi.

Bir başkası; “Fransa, İngiltere olunca sorun olmuyor, Arap olunca mı sorun? Bu ne aşağılık kompleksi? Bu nasıl bir komplekstir? Sermayenin ırkı milliyeti mi olur? Katar ve BAE’nin dünyanın her yerinde yatırımı var.” savunmasını yaptı.

Karşılıklı çıkar değerlendirmeleriyle gerçekleşen bu normalleşmenin nereye kadar taşınabileceği ve bazı kritik konulardaki (Libya, Doğu Akdeniz ve Suriye gibi) anlaşmazlıklara etkisi merak ediliyor.” diyen bir kalem, Türkiye ile BAE arasındaki normalleşmenin “realist ve pragmatik temellere dayandığını” vurguladı. Bir diğer yazısında ise bu normalleşmeyi sorgulayan muhalefete “dış politika ve milli çıkar” dersi verdi.

BAE ile ilişkileri yeniden başlamasının sebebini, “Gelecek on yıl içinde dünyada petro-dolar egemenliği bitecek olmasına” bağlayıp “Türkiye’nin yeni ekonomi alanında oluşturacağı ekosistemin, yalnız BAE’nin değil, diğer devletlerin de ülkemize yönelmelerini” sağlayacağını anlatan oldu.

Veliaht Prensin ziyaretinin jeo-politik ve jeo-ekonomik açıdan iki köklü hamleyi sembolize ettiğini savunan bir başkası, “Al Nahyan’ın imzaladığı anlaşmalar, deliye dönen faiz ve döviz baronlarının suratına adeta bir Osmanlı tokadı gibi indi. Şüphe yok ki, önümüzdeki süreçte Batı dünyası daha da çıldıracak. Çünkü Sayın Erdoğan’ın ilan ettiği yeni ekonomik kalkınma paradigması sadece küresel finans çetelerinin Türkiye’deki rant musluklarını kurutmuyor, bu çetelerin bölge ülkelerindeki sömürü çarkını da baltalıyor.” diye yazdı.

En merak edilen, BAE karşıtlığının öncülüğünü yapan Yeni Şafak’ın ve burada yazan İbrahim Karagül’ün ne söyleyeceğiydi.

Karagül, bugüne kadar yazdıklarının doğru olduğunu ve arkasında durduğunu ifade edip BAE’nin yaptıklarını tek tek sıraladıktan sonra, “Türkiye sapasağlam yerinde durduğu” için Batı’nın güneyimizde kurduğu büyük cephenin çöktüğünü ve BAE’nin “U dönüşü” yaptığını öne sürdü.

Yeni Şafak Gazetesi ise “15 Temmuz’u bile destekleyen BAE Veliaht Prensi’nin Türkiye ziyaretini” şu gerekçelere dayandırdı:

  • Jeopolitik değişim
  • Türkiye-Katar işbirliğinin bölgedeki etkisi
  • BAE-Suudi ortaklığının yaşadığı başarısızlıklar
  • BAE’nin Libya’da desteklediği Hafter’in yenilmesi ve gelen ateşkes
  • ABD yönetiminin BAE ile arasına mesafe koyması
  • Ortadoğu, Afganistan ve Kafkaslar’daki tansiyonun düşmesi
  • BAE’nin, Kabil Havalimanı’ndaki sürece dahil olmak istemesi

Yazıda, “Türkiye-BAE normalleşmesinin Akdeniz’de önemli sonuçlar getireceği” vurgulanırken, sonunda şöyle bir iddiada bulunuldu:

BAE’nin darbeci FETÖ’cülere karşı gelecekte daha güçlü adımlar atılacağına dair de BAE tarafından sözler verildiği belirtiliyor.”

Erdoğan İlk Kez Konuştu

Daha önceki yazılarımızda, Erdoğan’ın gerek Prens’le görüşmesi sırasında gerekse sonrasında hiçbir açıklama yapmadığına dikkat çekmiştik.

Erdoğan, tam 1 hafta sonra Türkmenistan dönüşünde, “BAE ile yeni bir döneme girildi diyebilir miyiz?” şeklindeki bir soru üzerine konuştu ve şunları söyledi:

Muhammed Bin Zayed’le 2011 yılında bir görüşmemiz olmuştu. Ondan sonra bazı değişik dönemler yaşadık. Ama biz tamamen ipleri koparmadık. En azından istihbarat teşkilatları karşılıklı olarak görüşmelerine devam etti. Bu arada ticari olarak da ilişkilerimiz devam etti. Arzu edilmeyen gelişmeler olmasına rağmen sonunda iş iyi bir noktaya geldi. Önce kardeşini gönderdi ve onlar bizim ilgili birimlerimizle görüşmeler yaptılar. Yatırım Ofisi’mizle bazı görüşmelerde bulundular. Türkiye’de yatırım için hazır olduklarını söylediler. Daha sonra da Muhammed Bin Zayed kendisi özellikle ziyaret etmeyi arzu ettiğini söyledi ve bu ziyareti de bu şekilde gerçekleştirdik. Hakikaten adeta bir aile hassasiyeti içerisinde bir ziyaret oldu. Bu ziyarette de bu anlaşmaları gerçekleştirdik. Bu anlaşma metninde olan maddeler, inanıyorum ki, Türkiye ile BAE arasında yeni bir dönemin başlamasına ve bunu kalıcı kılmaya vesile olan bir adım oldu… Şubat’ta da inşallah ben geniş bir heyetle gideceğim ve bazı adımları çok güçlü şekilde atacağız. 10 milyar dolarlık bir yatırım planı sundular. Bu yatırım planını da uygulamaya koymak suretiyle çok daha farklı bir geleceği inşa etmiş olacağız. Bu konuda da güzel gelişmeler olacak.”

Arzu Edilmeyen Gelişmeler” Düzeldi Mi?

Erdoğan’ın, arzu edilmeyen gelişmeler” diye ifade ettiği olayları yeniden saymayıp sadece şunları soralım:

BAE, “Gezi’yi planladığı” veya 15 Temmuz’u finanse ettiği” için Türkiye’den özür dileyip, “Bir daha yapmayacağız. Tüm zararlarınızı da ödeyeceğiz.” sözü verdi mi? Ya da Ankara, “Gezi ve 15 Temmuz’la ilgili kandırıldık, yanılmışız.” deyip BAE’den özür diledi mi?

BAE Libya’da Hafter’i, Suriye’de PKK/YPG’yi, Kıbrıs’ta Rum kesimini desteklemekten vazgeçtiğini, Yunanistan ve İsrail’le yaptığı anlaşmaları iptal edeceğini bildirdi mi?

Değilse; CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu için, “Biz seninle asla helalleşemeyiz. Bu şekilde saygısızlık yapan, bizden asla helallik beklemesin.” denirken BAE ile nasıl “helalleşiliyor”?

Nedim Şener, İstinafın, Bülent Arınç’ın damadı Ekrem Yeter hakkındaki beraat kararını onamasından sonra, “15 Temmuz şehitleri ve gazilerimiz ile ihanete uğramış Türk milleti adına da bu beraat kararına katılmıyorum.” diye yazdı.

Acaba 15 Temmuz şehitleri ve gazilerimiz ile böylesi ihanetlere maruz kalmış Türk Milleti, BAE ile “helalleşme” kararına katılıyor mu?

Dahası, İYİ Partili Lütfü Türkkan’ın, Bingöl’de bir şehit yakınına küfrettiği için adeta kıyamet koptuğunu hatırlayalım; Peki, 15 Temmuz’un ve PKK/YPG’nin finansörüyle bu yakınlaşma da tüm şehit ve gazilerimize küfür sayılmaz mı?

Unutmayalım ki, milliyetçilik en önce “ülkeyi pazarlamak” veya “anonim şirket gibi yönetmek” değil, milletin onurunu korumaktır!..

Müyesser YILDIZ
30 Kasım 2021