İçeriğe geç

Başbuğ’un İşaret Ettiği İsim: O Gece TBMM’de Şimdiki AYM Üyesi de Vardı

Genelkurmay eski Başkanı İlker Başbuğ 2 yıl önce bir televizyon programında, “FETÖ’nün siyasi ayağına” ilişkin değerlendirme yaparken, 25-26 Haziran 2009 gecesi adeta son dakika önergesiyle TBMM’de kabul edilen askerlerin, özel yetkili mahkemelerde yargılanmasının önünü açan yasa değişiklikleri tekliflerinin kim/kimler tarafından hazırlandığının incelenmesini isteyince, hakkında suç duyurusunda bulunuldu.

O tekliflerin altında imzası olan şimdiki Adalet Bakanı Bekir Bozdağ ile 5 AKP milletvekili tarafından yapılan suç duyurusunun ardından Başbuğ hakkında, zincirleme şekilde kamu görevlisine hakaret” suçlamasıyla iddianame hazırlandı ve kendisinin 1 yıl 5 aydan 4 yıla kadar hapisle cezalandırılması istendi.

Davanın dünkü ilk duruşmasında yaptığı savunmayı ana başlıklarıyla aktardığımız Başbuğ, 7 soru yöneltti. Bunlardan biri de şuydu:

Yasa değişikliklerinin TBMM’de görüşülmesi esnasında orada bulunduğu görüntülerden anlaşılan Adalet Bakanlığı bürokratı İbrahim Okur’un, bu yasa değişikliklerinin Adalet Bakanlığı’nda hazırlanmasıyla ilgisi var mıdır?”

Okur: Genelkurmay’ın Tepkisi Haklı Dedim

Başbuğ, sözkonusu yasa değişiklikleriyle ilgili daha önce yaptığı açıklamalarda da İbrahim Okur’u işaret etmiş, o sırada cezaevinde olan Okur ise eşi aracılığıyla bu iddiayı yalanlamıştı.

Bilindiği gibi, Yargıtay Ceza Genel Kurulu, geçtiğimiz Aralık’ta “örgüt yöneticiliğinden” verilen 10 yıllık hapis cezasını bozunca Okur tahliye oldu.

İşte Başbuğ’un dünkü duruşmada bir kez daha onun adını vermesi üzerine görüştüğümüz İbrahim Okur şunları anlattı:

Ben o zaman Adalet Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı’ydım. O tarihteki iş bölümü belli; Kanunlar Genel Müdürlüğü’ne hiç bakmadım. Bana Personel ile Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlükleri bağlıydı. O akşam saat 10.30 gibi Kanunlar Genel Müdürü Kenan Özdemir telefonla arayıp Bakan Bey’in Meclis’e gelmemi istediğini bildirdi. Gitmek istemediğim için, ‘Dışarıdayım, kılık-kıyafetim uygun değil.’ dedim. Ancak telefonu Bakan Bey aldı, araba gönderip beni aldıracağını söyledi. Çünkü yasa değişikliklerinde hakimlerle ilgili konular da vardı, sorular gelebileceği gerekçesiyle gelmem istendi. Mecburen gittim. Hiçbir şeyden haberim yoktu, ama bir panik havası vardı. Sözkonusu önergeleri gördüm, ilk bakıldığında bir şey anlaşılmıyordu. Baktım, geçtim. Bu arada TBMM’deki tek bürokrat ben değildim. O vakitler sanıyorum Ceza İşleri veya Tevkif Evleri Genel Müdür Yardımcısı olan, şimdiki Anayasa Mahkemesi Üyesi Basri Bağcı da oradaydı. Gece 01.30’da Meclis’ten ayrıldık. Ertesi gün halen cezevinde olan Kenan Özdemir yanıma gelip ‘Genelkurmay ayaklandı.’ deyince, bir kez daha değişikliğe baktım. İlk bakışta anlaşılamadığı için ilgili kanunlarla birlikte okuyunca, ‘Haklılar.’ dedim. O gece Meclis’e ilk kez istemeye istemeye gittim. Demek ki, iş buraya gelecekmiş.”

Sahi, Sizi Kim Kandırdı?

Okur’un sözleri böyle.

Şimdi yeniden Genelkurmay eski Başkanı İlker Başbuğ’un dünkü savunmasına dönelim. Şu ayrıntıları vurguladı:

26 Haziran gece yarısı gerçekleştirilen yasa değişikliklerinden bilgimiz o gün öğleden sonra oldu. Genelkurmay Karargâhı’nda yasa değişiklikleri incelendi, tartışıldı. Yasa değişikliklerinde uygulanan ve izlenen yöntemden rahatsızlık duyulmuştu. Birinci neden, MSB ve TSK’yı yakınen ilgilendiren sözkonusu değişikliklerin bu makamlarla koordine edilerek, hükümet tasarısı olarak TBMM’ye sunulması doğru, şık ve beklenen bir davranış olurdu. İkincisi, bu yasa değişiklikleri görüşülürken TBMM salonunda MSB temsilcisinin bulunmamasıdır. MSB temsilcileri saat 23.00′te TBMM’den ayrılmışlardı. Üçüncü ve önemlisi, yapılan değişiklik Anayasa’ya aykırıydı. Bu endişelerimizi Sayın Cumhurbaşkanı, Sayın Başbakan ve Sayın Adalet Bakanı’nın bulunduğu bir toplantıda açık olarak ifade ettik. Özellikle CMK 250. maddesine ilişkin değişikliğin Anayasa’ya aykırılığı da dikkate alınarak, Sayın Cumhurbaşkanı tarafından onaylanmamasını arz ettik. Daha sonra bu konulara ilişkin, ilgili personelin katılımıyla toplantılar yapıldı. Ayrıca Genelkurmay Başkanlığı’nın konuya ilişkin görüşleri bazı medya organları ile paylaşılarak kamuoyu bilgilendirildi. Bu çabalarımızda başarılı olamadık. Sayın Cumhurbaşkanı yasa değişikliklerini onaylarken, bu düzenlemenin askerlik hizmeti bakımından disipline ve hukuki güvencelere ilişkin olarak, ortaya çıkması muhtemel tereddütleri giderecek ek yasal düzenlemelerin yapılmasını da istedi. Ancak istenilen bu ek düzenmeleler de yapılmadı.”

Başbuğ ayrıca, “26 Haziran 2009 günü gerçekleştirilen bu yasa değişikliklerine ilişkin duyulan şüpheleri giderebilecek, ortadan kaldıracak en uygun kişinin, dönemin Adalet Bakanı olacağını düşünüyorum.” dedi.

Dönemin Cumhurbaşkanı’nın Abdullah Gül, Başbakan’ın Recep Tayyip Erdoğan, Adalet Bakanı’nın da Sadullah Ergin olduğunu belirtip öncelikle şunu soralım:

Sadece Sadullah Ergin’in değil, Gül’ün ve Erdoğan’ın da TSK’ya yönelik kumpaslarda bir milat olan o yasa değişiklikleri konusundaki şüpheleri gidermesi gerekmiyor mu?

Neden mi?

“FETÖ”nün, böylesi önemli değişiklikleri en tepedeki isimleri ikna etmeden yaptırabilme gücü olduğunu varsayalım. Başbuğ ve Genelkurmay Karargâhı, yasanın sakıncalarını anlatmakla kalmayıp, imzalamamasını istediği halde bunların dikkate alınmaması normal midir?

Daha açık bir ifadeyle; şayet bu konuda da “kandırıldılar” ise, “Sahi, bizi kim/kimler kandırdı?” diye merak edip bunları ortaya çıkarmak ve hesabını sormak, sözkonusu isimlerin görevi değil midir?

Başbuğ hakkında dava açılması başlı başına bu anlama gelse de; “kandırılmadılar” ve sözkonusu yasa değişikliklerini bile isteye çıkarıp onayladılarsa, o vakit şundan fazla ne diyebiliriz ki?

“İşte aynı menzile beraber yürüyüp, ne istedilerse verdiklerinin bir delili daha!..”

Müyesser YILDIZ
4 Mart 2022

Kategori:Uncategorized