
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı döneminde Akın Gürlek’e yönelik hemen hemen tüm eleştiriler, “terörle mücadelede görev alan kamu görevlilerini hedef gösterme” suçlamasıyla dava konusu yapıldı.
Gürlek Adalet Bakanı olarak atandığında ilk aklıma gelen, “Artık siyasi bir kişi. Acaba siyaseten yapılan eleştiriler veya hakkında verilen önergeler de terörle mücadelede görev alan kamu görevlilerini hedef gösterme sayılır mı ki?” sorusu oldu.
Önceki gün CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in malvarlığıyla ilgili kimi iddiaları gündeme getirmesinden sonra Bakan Gürlek’in ilk tepkisini duymuşsunuzdur; “Yargı görevim süresince terör ve organize suç yapılarıyla yürüttüğüm mücadele nedeniyle şahsımı bu şekilde sorumsuzca hedef göstermesi, sistematik bir karalama kampanyasının parçasıdır.” dedi.
Yine önceki akşam Saray’da Erdoğan’ın gazeteci ve yazarlarla iftar programı vardı. Gazeteciliğin zorluklarını ve önemini anlatıp, “güçlü bir toplum yapısının ancak sağlıklı bilgi akışıyla mümkün olduğunu”, “Türkiye’nin ve geniş coğrafyanın fikri hür, kalemi özgür, zihni berrak, vicdanlı, donanımlı ve milletin değerlerinden beslenen gazetecilere ihtiyacı bulunduğunu” ve de “insanların doğru bilgiye rahatlıkla ulaşabildiği, farklı görüşlerin özgürce ifade edilebildiği, hakikatin merkeze yerleştiği güçlü bir medyanın hepimiz için hayati önemde olduğunu” vurgulayan Erdoğan, sözlerini şöyle tamamladı:
“Ancak Türkiye, uzun yıllar bu atmosferin özlemini çekmiştir. Televizyon ekranları, gazete köşeleri, dergi sayfaları on yıllar boyunca tek tipçi, tek sesli ve üstenci bir zihniyetin inhisarına mahkûm olmuştur. Geçmişte öyle günler yaşadık ki farklı sesler susturuldu, halkın tarafsız haber alma hakkı engellendi. Medya organları toplum ve siyaset mühendisliğinin aparatı olarak hoyratça kullanıldı. Ama şimdi bunların hemen hepsi mazide kaldı. Manşetleriyle hükûmetler kurup hükûmetler deviren medya baronları artık eski Türkiye’de kaldı. Millete parmak sallayan, millete tepeden bakan vesayetçiler adına millî iradeye ve siyaset kurumuna ayar veren medya düzeni artık geride kaldı. Kalemini ve köşesini antidemokratik güç odaklarına kiralayan silahşorlar artık geride kaldı. Haber bültenlerinde cuma namazına giden öğrencilerin hedef gösterildiği karanlık günler, figürleri ve figüranlarıyla birlikte artık geride kaldı. Bugün her bakımdan daha özgür, daha çoğulcu, daha renkli bir basın ve yayın iklimine sahibiz. Sizlerin de gayretleriyle bu iklimi koruyup güçlendirmek arzusundayız. İmtiyazlarını kaybedenler rahatsız olsa da inşallah bir daha o eski günlerin hortlatılmasına izin vermeyeceğiz.”
İktidara kayıtsız şartsız destek vermeyen medyanın da gazetecilerin de hâli ortada. Gözaltılar, tutuklamalar, soruşturmalar, davalar ve haberlere erişim engelleri Türkiye’nin tarihinde görülmemiş seviyeye ulaşmış durumda. Ama nasılsa o iftarda en azından, “Alican Uludağ sadece bir gazeteci. Neden tutuklandı?” diye soracak birisi yoktu!..
Hablemitoğlu Davasının Savcısı Beni Neyle Suçladı?
Bu girizgâhın sebebi; gerek “terörle mücadelede görev alan kamu görevlilerini hedef gösterme” anlatısı, gerekse de Erdoğan’ın çizdiği medya tablosuna sıcağı sıcağına somut bir örnek sunmak.
Konu; Yazar ve Akademisyen Doç. Dr. Necip Hablemitoğlu’nun 2002 yılında evinin önünde katledilmesi davası.
Daha soruşturmada “gizlilik” kararı varken, iktidar medyası soruşturmayı yürüten savcının ulaştığı bilgi ve belgeleri -daha sonra iddianamesine koymadığı iddialar dahil- çarşaf çarşaf yayımlarken, savcının adını da açıkça yazdı.
Yargı sistemimizde nadir görülen bir şekilde aynı savcı duruşma savcılığını yürüttüğünde; sanıklar ve avukatları tarafından sık sık “soruşturmanın gizliliğini ihlal etme, delil karartma ve gizleme” suçlamalarıyla eleştirildiğinde de yapılan haberlerde ismi hep zikredildi. [https://ankahaber.net/haber/detay/necip_hablemitoglu_suikasti_davasina_devam_edildi_268180]
Ancak içinden çıkılmaz bir halde davanın sonuna gelinmişken sürpriz iki gelişme yaşandı; bu savcı esas hakkındaki mütalaasını sunduktan birkaç ay sonra Aksaray’a tayin edildi. Peşinden, geçtiğimiz 9 Aralık’ta babasının sağlık sorunlarıyla ilgilenebilmek için 18 yıllık savcılık görevinden istifa ettiğini duyurdu. Sonrasında da avukatlığa başladı.
İstifasından bir gün önce görülen Hablemitoğlu davasında ise sanıklardan Nuri Gökhan Bozkır, savcının “FETÖ’nün Kayseri imamı” olduğunu iddia etmiş, ayrıca bunlar SEGBİS kayıtlarına girmişti. Bozkır’ın o iddialarını da sadece ben değil, duruşmayı izleyen birçok gazeteci haberleştirdi.
Ama bu iddialar üzerine müstafi savcı, yeni avukat Zafer Ergün, Nuri Gökhan Bozkır’ın yanı sıra sadece benim hakkımda, “kamu görevlisine hakaret, iftira, Terörle Mücadele Kanunu’na göre görev almış kamu görevlisinin kimliğini açıklama” suçlamalarıyla Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu.
Hiç Tanımadığım Bozkır’la “Birlikte Hareket” Etmişim
Evvela müstafi savcı Ergün’ün suç duyurusunu olduğu gibi paylaşalım. Şöyle başlıyor:
“8 Aralık tarihi itibarı ile görevli olduğum Ankara Cumhuriyet Savcılığı görevinden kendi isteğim ile ayrılmış durumda bulunmaktayım. Yaklaşık 18 yıl süren bu kamu görevinin 8 yılını Ankara Adliyesi bünyesinde terör suçları soruşturma bürosunda Cumhuriyet savcısı olarak icra ettim. Fetullahçı terör örgütünün yapmış olduğu 15 Temmuz tarihli darbe girişiminden hemen sonra başlamış olduğum bu görev 2024 yılına kadar devam etmiştir. Görevli olduğum süre boyunca başta FETÖ/PDY silahlı terör örgütü olmak üzere tüm terör örgütlerinin soruşturmalarını yapmak üzere görev icra ettim.”
Devamında Hablemitoğlu davasının soruşturması ile duruşma savcılığının üstlenilmesi konusunda şunlar anlatılıyor:
“18 Aralık 2002’de ilimiz Çankaya ilçesinde Necip Hablemitoğlu isimli şahsın öldürülmesi olayına ilişkin olarak Cumhuriyet Başsavcılığımızca yürütülen ancak faili meçhul durumda kalmış bulunan soruşturma dosyası 2017 yılında tarafıma soruşturma işlemleri yapılmak üzere verildikten sonra yapmış olduğum araştırmalar neticesinde olayın azmettirici failleri olduğunu tespit ettiğim dönemin FETÖ/PDY sözde Türkiye imamı olan Mustafa Özcan başta olmak üzere Enver Altaylı, Aydın Köstem ve bu kişilerle birlikte hareket ederek maktulü öldürme fiilini gerçekleştiren Mustafa Levent Göktaş ve ona bağlı hareket eden Fikret Emek, Ahmet Tarkan Mumcuoğlu ve Nuri Gökhan Bozkır hakkında kamu davası açmak üzere iddianame düzenledim. İddianame düzenlendikten sonra Cumhuriyet Başsavcılığımızın etkin bir şekilde katkı sağlaması amacıyla yapılan ek görevlendirme sonucunda bu dosyaya münhasıran Ankara 28. ACM’nde iddia makamını da temsil ettim. Adı geçen sanıklar hakkında görülen yargılamada iddia makamını temsil eden tarafımca esas hakkında mütalaa sunulmuş olup sanıklar mütalaaya karşı savunmalarının alınması süreci ile Ankara 28. ACM’de yargılama faaliyeti devam etmektedir.”
Sonunda da Nuri Gökhan Bozkır ve bana özetle şu suçlamalar yöneltiliyor:
“Söz konusu bu soruşturmada etkin bir soruşturma savcılığı görevi yaparak olayın faillerini Mahkeme huzuruna çıkarmam, sonrasında kovuşturma sürecinde de görev almam, bazı sanıkları ve bu dava dosyasında sanıklar adına gazetecilik faaliyeti yapan birtakım kişileri rahatsız etmiş, beni bu kişilerin hedefi haline getirmiştir. Başta sanık Nuri Gökhan Bozkır isimli kişi olmak üzere hakkımda her fırsatta ipe sapa gelmez asılsız ithamlarda bulunularak şahsımı baskılamaya, bu suretle de Mahkeme heyeti ve kamuoyu üzerinde etki yaratmaya, sonucunda da dava dosyasının temelsiz kalmasını hedeflemeye çalışılmaktadır. Yapılan bu eylemlere sanıkla beraber hareket eden gazeteci kimliği ile Müyesser Yıldız isimli şahıs da katkı sağlayarak, yapılan bu ithamların sanki haber değeri varmış gibi gösterilmek suretiyle özellikle vurgulama yaparak internet üzerinden haberleştirmeye ve ismimi açık bir şekilde yazarak tarafımı hedef göstermeye çalıştığı görülmektedir. Son olarak 8 Aralık 2025 tarihinde Ankara 28. ACM’de görülen yargılamada sanık Nuri Gökhan Bozkır isimli kişinin hakkımda birtakım asılsız ve konusu şahsıma yönelik hakaret ve iftira niteliği teşkil eden ithamlarda bulunduğu, sözkonusu bu ithamların önce Müyesser Yıldız isimli kişi tarafından şahsi X hesabından sonrasında bu kişinin adındaki internet sitesi ile çalıştığı 12punto isimli internet haber sitesinden açık bir şekilde ismime de yer verilerek paylaşılmış olduğu görülmektedir. Sanık Nuri Gökhan Bozkır isimli kişinin akla ziyan, gerçeklikle uzaktan yakından ilgisi olmayan açıklamalar yaparak şahsıma kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret ve iftira attığı, gazeteci Müyesser Yıldız’ın ise Nuri Gökhan Bozkır’la birlikte hareket ederek bu açıklamayı yazarak sanık Nuri Gökhan Bozkır ile birlikte şahsıma yönelik hakaret, iftira suçu ile bu paylaşım ve haberlerde açıkça ismimi yazmak suretiyle Terörle Mücadele Kanunu’na göre görev almış kamu görevlisinin kimliğini basın yoluyla açıklamak suçunu işlediği anlaşılmaktadır. Nuri Gökhan Bozkır ve Müyesser Yıldız isimli kişiler hakkında soruşturma yürütülerek, atılı suçlar kapsamında ifadeleri alınarak haklarında kamu davası açılmasını saygılarımla arz ve talep ederim.”
Savcı: Hedef Gösterme Yok Duruşmanın Haberi Yapılmış
Müstafi savcı Zafer Ergün’ün bu suç duyurusu üzerine Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Terör Suçları Soruşturma Bürosu’nca Bozkır ve benim hakkımda, “terörle mücadelede görev almış kişileri hedef göstermek” suçlamasıyla açılan soruşturma geçen hafta sonuçlandı. Savcılık, ifadelerimizi almaya dahi gerek duymadan “kovuşturmaya yer yok” kararı verdi.
Önemli ve dikkat çekici olduğu için bu kararın gerekçesini de özetleyerek aktaralım.
Öncelikle şikayet konusu yapılan, 8 Aralık’taki duruşmanın SEGBİS çözümü incelenerek Nuri Gökhan Bozkır’ın söyledikleri ve benim yaptığı haberler anlatıldı. Ardından Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun basın özgürlüğüne ilişkin içtihatları ve AİHM kararlarına yer verilip şöyle denildi:
“Sanık Nuri Gökhan Bozkır’ın sanık olarak yaptığı savunması sırasında müşteki ile ilgili olarak birtakım ifadelerde bulunduğu, akabinde şüpheli Müyesser Yıldız ise kamuoyunu ilgilendiren bu yargılamaya ilişkin olayı haber haline getirdiği somut olayda; şüpheli Nuri Gökhan Bozkır’ın savunmasında ifade ettiği hususların Terörle Mücadele Kanunu’nun 6.maddesinde düzenlenen seçimlik hareketlerin herhangi birine uymadığı, müştekiden yalnızca isim olarak bahsettiği, kaldı ki müşteki tarafından düzenlenen iddianame ile açılan kamu davasında yargılanıyor olduğu için müştekiyi isim ve soy isim olarak tanımasının olağan olduğu, ayrıca yargılamanın kamuoyunu ilgilendiren bir yargılama olması nedeniyle müştekinin isim ve soy isminin genel olarak kişilerce bilinebilir olduğu, bu nedenle herhangi bir hüviyet açıklamasından bahsedilemeyeceği ve herhangi bir terör örgütüne hedef gösterme şeklinde bir beyanının da bulunmadığı…”
“Şüpheli Müyesser Yıldız’ın 12punto.com.tr isimli internet sitesindeki haberi incelendiğinde; duruşmanın ne şekilde devam ettiğine ilişkin birtakım gelişmelerden bahsedildiği, sanıkların savunmalarına yer verildiği, yoruma dayalı herhangi bir ifadenin yer almadığı, haberinin güncel, kamu yararı bulunan, ilgiye değer haber alma hakkı kapsamında topluma iletmek suretiyle eleştiri ve ifade özgürlüğü kapsamında hareket ettiği, şüpheli Nuri Gökhan Bozkır’ın ve aynı davada bulunan diğer sanıkların beyanlarından özet olarak bahsedildiği, genel olarak kamuoyunca takip edilen yargılamada gerçekleşen duruşmaya ilişkin bazı bilgilerin paylaşıldığı, haber içeriğinde müştekinin yalnızca isim ve soy isminin geçtiği, bu nedenle herhangi bir hüviyet açıklamasından bahsedilemeyeceği ve herhangi bir terör örgütüne hedef gösterme şeklinde bir ifadenin de haber içeriğinde yer almadığı, eylemin Basın Kanunu ile korunan basın özgürlüğü kapsamında kaldığı anlaşılmakla kovuşturmaya yer olmadığına…”
İşte ülkemizde hukuk ve basın özgürlüğünün geldiği nokta… Artık duruşma haberleri bile suçlama konusu yapılabildiğine göre, neyi konuşuyoruz ki?!
Müyesser YILDIZ
19 Mart 2026