İçeriğe geç

TAYYİP BEY YA DA “TANRILAR” NEDEN ÇILDIRDI

Odatv yöneticileri, “Bu ne ya, başımızı derde mi sokacaksın?” deyip, yazıyı çöpe atmasınlar diye peşinen belirteyim: “Çıldırma” tespit ve teşhisi bana değil, bizatihi Erdoğan’a ait.

Sakarya’da Valilik ve Belediye Başkanlığının verdiği iftarda, özellikle ülkenin varını-yoğunu satmalarını engellediği için Anayasa Mahkemesi ile Danıştay’a çatıp, “Bazı kararları bizi çıldırtmıştır” deyivermiş. (Bu öfke patlamasının, türban kararından dolayı Danıştay üyelerini hedef gösteren Vakit Gazetesi’nden farkı var mı?)

Herhalde Erdoğan’ın yönetim anlayışını anlamayan kalmamıştır. “Anayasa da, baba yasa da, Meclis de benim” diyor. Demek ve uygulamakla kalmıyor, sadece resmi kurumlar değil, sivil kişi ve kuruluşlardan dahi her söylem ve eylemine itirazsız riayet bekliyor. En ufak engelde ise kendi ifadesiyle “çıldırıyor”!.. (Bir eski ABD Büyükelçisi ülkemizden ayrılırken, ‘Türkiye’de devletten güçlü iktidar istiyoruz’ –Kaynak: Eser Karakaş- demiş. Erdoğan’ın fahri başdanışmanı Mehmet Metiner de geçenlerde, “Neo devlet-hükümet ayrımı? Sadece hükümet olmalı’ mealinde bir şeyler buyurmuştu. Vallahi bu anlayış ne Başkanlık Sistemine haiz ABD’de, ne bu güç Obama’da var.)

Hakikaten bir haller oldu. Özellikle Haziran sonunda Toronto’da Obama ile görüştükten sonra daha bir gerildi. 5 Kasım 2007’de Bush’la görüştükten sonra da benzer haller olmuştu. Farkında mısınız, artık en yakınında sadece aileden üç kişi var. Yeğeni ve koruması Ali Erdoğan’a, kızı ve oğlu eklendi. Sanki hem bir şeyleri yapmak için çok az zamanı kalmış gibi “panik”te ve hem de sanki hiç kimseye güvenmiyor, her an Baykal gibi en yakınlarından “darbe” yiyecekmiş gibi duruyor!..

RECEBİN YARGISI… “ANCAK RABBİME HESAP VERİRİM”…

RİSOTTO ANAYASA

Erdoğan’ın yönetim ve yargı anlayışını, biraz daha mercek altına alalım. “Ne istersem yapayım, kimse bana hesap sormasın, ben de kimseye hesap vermeyeyim” istiyor…

Gelin, şöyle bir Recep Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Belediye Başkanlığı’na gidelim…

Dönemin Başbakanı Tansu Çiller belediyelerle ilgili bir genelge yayınladığında, “Ben senin memurun değilim” demişti. Bugün sadece Belediye Başkanları değil, Valiler, Büyükelçiler, bilumum örgüt ve kişilerin “memuru” olmasını emrediyor!..

Başbakan Çiller’in, “İstanbul milletvekiliyim, İstanbul’un sorunlarına el koyacağım” çıkışını, “İt ürür, kervan yürür” şeklinde cevaplandıran da oydu. Şimdi belediye başkanlarının kendisinden habersiz kuş uçurmasına bile izin vermiyor!..

Bakın, hiç değişmeyen bir yanı var. Sivil toplum örgütleri üzerinde hakimiyet kurma sevdası – o günlerde pek önemsenmese de- eski zamanlardan geliyor. 1996’da İstanbul’daki meslek odası seçimlerinde belediyenin tüm olanaklarını seferber etmesi… Daima MÜSİAD’dan yana tavır alması… Karşı cephe için “Bizi, bu nesli tükenmiş kelaynaklardan kurtarın” demesi…

Şimdilerde 12 Eylül’de idam edilenler için ağlayıp, Muhalefetin “Yüce Divan” uyarılarına, “beyaz kefen”le cevap veriyor (Yüce Divan’ın sonunun ‘ip’ olmadığını bilmez mi?) ya, özellikle iki çıkışının daha altını çizelim.

Yıl 1995, Suudi Arabistan’da iki Türk kafaları kesilerek, idam edilmiştir. Belediye Başkanı Erdoğan, “Suçu bile bile işliyorlar. Cezalarını çeksinler. İdam cezasına çarptırılanları kurtarmaya çalışanların asıl amacı İslam’a küfretmektir” der.

Yıl 1994, Erdoğan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayıdır. SHP Genel Başkanı ve Başbakan Yardımcısı Murat Karayalçın, Erdoğan’ın sabıkalı olduğunu hatırlatıp, mahkemede hesap vermesi çağrısında bulunur. Erdoğan’dan şu cevabı alır:

“Ben ancak Rabbime hesap veririm” !..

Şimdi anladınız mı Erdoğan’ın yargı karşısında neden “çıldırdığını” ve bu şaraplı “Risotto Anayasa”sının niye önümüze konduğunu?!.. (22 Temmuz seçimlerinde geçici İçişleri Bakanı olan Müsteşar Osman Güneş, Bodrum’da ikram edilen İtalyan yemeği Risotto’yu çok beğenmiş, aşçıdan tarifini istemişti. Yemeğin pişirilmesinde sos olarak şarabın kullanıldığını öğrenince, önündeki yemeği fırlatıp, kalkmış. Ankara’ya döner dönmez de Muğla Valisi Temel Koçakları görevden almıştı. Ne tuhaf; Türk Milleti’nin bu şaraplı Anayasa’yı afiyetle yiyip, iktidara hiç kimsenin dokunamaması imkan ve yetkisini vermesi isteniyor.)

“Recebin Yargı”sından örnekler faslını şöyle bitirelim…

Kendileri sadece özelleştirme değil, Habur şovu ve KCK davasında tutuklama kararı verdiği için de “yargı”yı suçluyor… İçişleri Bakanı Beşir Atalay ise “Bu devlet projesinde (Kast ettiği Kürt açılımı) yargı yer almadı” diye dert yanıyor!..

Sadece bir hafta önce Fehriye Erdal’ın mahkum edilmesini isteyen Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, AB Dönem Başkanı Belçika’nın Dışişleri Bakanı Vanackere’dan, “Bizde güçlerin ayrılığı esastır. Hiç kimse mahkemenin kararlarını görmezden gelemez” cevabını almış ne gam?!..

DİNLENDİK… FİŞLENDİK… BÖLÜNDÜK…

Erdoğan referandum kampanyasında, YARSAV’ı hedef yaparken, “Yargının içinde dernek kurulur mu? Biz bunu 12 Eylül öncesinde gördük. Emniyet teşkilatının içinde maalesef sendikalar oluştu, dernekler oluştu, bizim güvenlik teşkilatımız birbirine düştü. Aynı şekilde Milli Eğitim’de dernekler oluştu, Milli Eğitim camiası birbirine düştü. Buralar önemli. Buralarda bu tür kuruluşlar olmaz” gerekçesine sığınıyor.

Bir de bu Anayasa değişikliğiyle “fişlemelerin sona ereceğini” anlatıyor!..

Birincisinden başlayalım; 12 Eylül öncesinde sadece Emniyet ve eğitim bölünmüştü. Ya bugün? Hemen her kurum ve örgütün bir ikincisi, “AK”ı oluşturulmadı mı? Dahası o zamanlar sadece bir grup gençlik bölünmüşken, bugün topyekun millet karpuz kabuğu gibi ortadan ikiye, onlar da kendi arasında “etnik gruplara” ayrılmadı mı? Anayasa değişikliğiyle sırada T.C. Devleti’nin bölünmesi yok mu?

“Fişlemelerin sona ermesine” gelince; AKP Kahramanmaraş Milletvekili Avni Doğan, “Fişleme sırası bizde” dediğinde herkes nasıl da kızmış, adamcağızın günahını almıştı!..

Ülkede 8 yıldır dinlenmeyen, izlenmeyen, “AK”laşıp, AKP’nin “ruh ikizi” olmayı reddettiği için hedef alınmayan bir kişi veya kurum kaldı mı? Yaşananlar “fişleme” değil de neydi? Aslında Erdoğan bir gerçeği ifade ediyor. Referandumdan sonra kimsenin fişlenmesine gerek kalmayacak, çünkü o işlem çoktan tamamlandı!..

Herkes “AK”laşıyor, ama ülkenin üzerine kocaman “kara kara” bulutlar çöküyor!.. Bu ne yaman çelişkidir anne!..

12 Eylül’de neyi oylayacağımız belli; Diktatörlük ve bölünme!..

Bilinmeyen ve merak edilen şu; Ülkede her şey ve herkes “AK”laştığında, kavga edecek kimse kalmayacağından ya Tayyip Bey daha fazla “çıldırırsa”, ne yaparız!..

Müyesser Yıldız

Odatv Link: https://odatv4.com/yazar/muyesser-yildiz/turkiye-ile-ilgili-oyle-kritik-bir-madde-var-ki-31102003.html

Kategori:Uncategorized