İçeriğe geç

Erdoğan, Mustafa Kemal ve 22 Nisan 1920 Genelgelerini Niye Keşfetti?

Meclis’in 92. yıldönümüne bir hafta kala Başbakan Erdoğan Mustafa Kemal’in 22 Nisan 1920 tarihli iki genelgesini anlattı partisinin grup toplantısında. Tam da 28 Şubat operasyonlarına denk geldi.

O genelgeler 23 Nisan 1920’de Ankara’da Büyük Millet Meclisi’nin açılacağına dairdi. Erdoğan, Mustafa Kemal’in açılışı mübarek Cuma gününe denk getirmesini önemle vurguladı. Doğruydu; ama zaten tüm tarihçiler Mustafa Kemal’in açılışı Cuma’ya ertelemesinin bilinçli bir seçim olduğunda mutabık. Hatta Atatürk’ün böylece iç savaşta dini kullanan Saray’a karşı, dini kullanmanın esaslı bir örneğini verdiği vurgulanıyor.

Erdoğan’ın o genelgelere atıfla verdiği asıl mesaj ise “Ordu’nun Meclis’in emrinde olması” gerektiği idi. Hemen herkes bunu “darbecilere uyarı” diye algıladı. Acaba Erdoğan’ın mesajı gerçekten bu muydu?

Şifreyi çözmek için 22 Nisan 1920 şartlarına bakmamız gerekiyor galiba. Ana hatları ile özetleyelim:Emperyalistler Osmanlı ordusunu lağvedip tören ordusu seviyesine düşürme peşindedir. Aziller, toplu tutuklamalar var. Ordu mensuplarının işgâl askerlerini selamlaması mecburiyeti de…Milli Mücadele’yi başlatanlar açlıktan, yokluktan kırılırken İngilizler “asi Kemalistlere” karşı paralı ordu kurar. Milliyetçiler sadece işgal değil iç savaşla da boğuşur…Padişah Vahdettin ve Damat Ferit Sevr’i imzalamaya hazırlanırken Kemalistler için: “Asilerin ülkeyi kurtarma iddiaları yanlış ve boş çıktı.” der, “uslu durursak İstanbul bize kalır” propagandası yapar…Anadolu’daki milliyetçilerin dinsiz ve İttihat ve Terakki kalıntısı olduğu anlatılır…İstanbul hükümeti fetvalarla resmen iç savaş başlatır. O fetvalardan birisi de geçenlerde adı bir hastaneye verilerek iade-i itibarı sağlanan Teal-i İslâm Cemiyeti Başkanı İskilipli Atıf Hoca’ya aittir. Mustafa Kemal ve Kuva-yı Milliyeciler’e “maskara” der, “İngiltere ve Fransa gibi muazzam ve muntazam devletlere meydan okuduklarını” söyler, “Talat, Cemal, Mustafa Kemal gibi 5-10 eşkiyanın vücudunu ortadan kaldırmak için gereken fedakarlığı yapmayan halkın kusurlu olduğunu” duyurur. Herkesi “bu katil canavarları yaşatmamakla” yükümlü kılar…İşgalciler Harbiye Nezaretini basıp bakan Fevzi Çakmak’ın göğsüne silah dayar, bakanlık talan edilir. Kuva-yı Milliyeciler’e haberleşme yasağı koyan Fevzi Paşa bile Anadolu’ya geçmek zorunda kalır ve Meclis açıldıktan sadece birkaç gün sonra o işgali anlatır..İngiltere Hindistan’daki Müslümanları: “Birbirini parça parça eden Türkiye Müslümanları için boşuna isyan ediyorsunuz. İslâm için istiklal bitmiştir ve İslâm, İngiltere’nin boyunduruğuna girmiştir.” diye bastırmaya çalışır…İstanbul hükümeti Anadolu’ya desteği kırmak ve kesmek için askerlere zam yapar…

İşte Mustafa Kemal Meclis’i bu şartlarda toplar. İttihat ve Terakki iddialarını sonlandırmak, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin görevine son verip cephelerdeki dağınıklığı ortadan kaldırmak; sadece askerler değil, kaymakam, vali, memur.. herkesin sevk ve idaresini tek elde toplamak için o genelgeleri yayınlar. Nitekim ancak bundan sonra Milli Mücadele adım adım başarıya ulaşır.

O öyle bir dönemdir; ki sadece yasama (Meclis) değil yürütme (hükümet) de tek elde toplanır.

Şimdi öyle olağanüstü şartlar yok; ama yasama ve yürütme fiilen tek elde. Başbakan Erdoğan yarın öbürgün ihtiyaç hâsıl olup Mustafa Kemal’in “kuvvetler birliğine” gittiğini de hatırlatırsa şaşmayalım.

Bunlara bakınca, Başbakan Erdoğan’ın grup konuşmasında “darbeci askerlere” mesaj verdiği sonucu çıkabilir mi? Darbecilik bağlamında bakarsak, aksine, tam tersi bir sonuca varırız. İstanbul’da resmi/meşru bir idare; buna karşı orduyu, milleti örgütleyen “asi Mustafa Kemal”!.. Bir meslektaşlarını kaybeden doktorların protesto eyleminde: “Sağlık Bakanı istifa!” demesine bozulan Başbakan Erdoğan’ın “asi Mustafa Kemal”i referans yapması doğasına aykırı düşmez mi?

Öyleyse Erdoğan’ın amacı ne olabilir? Burada da birkaç hususu hatırlatmakta fayda var:1 Mart Tezkeresi’ne TSK karşı değildi. Dönemin Başbakanı Gül’ün kapalı, TBMM Başkanı Arınç’ın açık muhalefeti ile o tezkere yeterli oyu alamadı. Erdoğan istiyordu; öyle ki partisinin grup toplantısının kapalı bölümünde: “Tezkere çıkmazsa maaşları ödeyemeyiz.” dediği öne sürüldü. Lâkin usta bir manevra ile tüm fatura TSK’ya kesildi ve başına çuval geçirtildi…Gündemimizde Suriye -hatta İran’a- müdahale (füze kalkanının Kürecik’e kurulması keyiften olmadığına göre) var. Genelkurmay Başkanı Necdet Özel gibi bir isim bile Suriye’ye müdahaleye sıcak bakmadı: “İç işleri.” dedi…Başbakan Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Gül birer hafta arayla Harp Akademileri’nde TSK’nın “dünya barışı”na katkısını anlattı. Başkomutan Gül açıkça “savaş sinyalleri” gönderdi…TSK mensuplarına zam yapıldı; demek ki “maaş ödeyememek” gibi bir sorunumuz kalmamış…Başbakan Erdoğan milletvekili seçimlerini 5 yıldan 4 yıla indirmekten pişman olduğunu söyledi. Acaba olası bir tezkerenin Meclis’ e gelmesi durumunda milletvekillerinin tutumuna ilişkin fikir cimnastiğinde, düşünülen “havuç” muydu?..

Toparlarsak, anlaşılan TSK Suriye-İran işinde “kıvamda” değil. Usta da: “Meclis karar alırsa uymak zorundasın. Kendini ona göre ayarla!..” deme ihtiyacı duymuş olabilir.

Eğer öyleyse şu tespiti yapmak boynumuzun borcudur:

Dün Mustafa Kemal işgalcilere karşı TSK’ya: “Meclis’in emrindesin” demişti.

Bugün ise “işgalcilerin yanında” olma adına Meclis iradesi hatırlanıyorsa, söz tükenmiştir!..

23 Nisan sadece Çocuk Bayramı değildir.

23 Nisan MİLLİ EGEMENLİK VE Çocuk Bayramı’nız kutlu olsun.

Silivri’den kucak dolusu sevgiler…

Müyesser YILDIZ

23 Nisan 2012

Kategori:Uncategorized