İçeriğe geç

Sadece AB’ye Değil, Öcalan’a da Söz Verdiler… Hem de Tümden Kaldırma Sözü…

Erdoğan’la AB arasında bir garip “savaş” yürüyor. Mülteci pazarlığı ile başlayan savaş, AB’nin Terörle Mücadele Yasamızda değişiklik dayatmasıyla kilitlenme noktasına geldi. Neymiş; Bu işi de yaparsak, AB Türk vatandaşlarına vize serbestisi verecekmiş.

AB’nin 2000’li yıllara kadar gizliden sürdürdüğü, son 14 yıldır ise gözümüzün içine baka baka alenileştirdiği “enayi, emireri” muamelesinin son versiyonu. Yahu serbest dolaşım 1995’ten, Gümrük Birliği anlaşmasından kaynaklanan hakkımız. Gaspettiler, şimdi yeni tavizlerle ucundan azıcık serbest bırakacaklar.

Şaşırtıcı olan onların edepsiz emperyalist tavrı değil, bizimkilerin bunca yıl sonra “sepeti koluna herkes yoluna” noktasına gelmesi!..

Erdoğan 1994’te RP İstanbul İl Başkanı iken, “Avrupa Topluluğu’na girmek için koşturuyorlar. Onlar da bizi almamayı düşünüyorlar. Eee!… Biz de girmemeyi düşünüyoruz. Avrupa Topluluğu’nun asıl adı Katolik Hıristiyan Devletler Birliği’dir” diyordu.

Ama iktidara gelince, AB bizim “medeniyet projemiz” oluverdi. Dahası, “AB ile Katolik nikâhı kıymak istiyoruz” denildi.

Bir vakitler AB’den sorumlu Bakan Egemen Bağış’a göre de AB, Türkiye’nin diyet reçetesiydi, doğru beslenmesi için bu programa ihtiyacı vardı.

Ya AB’nin baş mimarı Abdullah Gül; “80 yıldır kendi dinamiklerimizle gerçekleştiremediğimiz dönüşümü AB sayesinde gerçekleştirmekle” övünüyordu.

Gören görüyor, bilen biliyordu; Ankara’nın şerrinden Washington ve Brüksel’e sığınıldığını… AB’nin “alacakmış”, bizimkilerin de “girecekmiş” gibi yaptığını…

Tek bir örnek; TSK’nın “dönüştürülmesinde” AB’nin az mı gayreti oldu? Ergenekon, Balyoz operasyonlarını desteklemedi mi?

Erdoğan önceki gün TOBB töreninde AB’ye, “Sen Türkiye’nin ne zamandan beri bu tür talimatlar almaya başladığını öğrendin” diye sordu.

O talimatların listesini çıkarsak, Ankara’dan Brüksel’e yol olur. Geçenlerde AB Bakanı Volkan Bozkır’ın, AB’nin isteği üzerine 2 bin yasa çıkarıldığını açıkladığını hatırlatalım yeter.

AB’nin Türkiye’yi, bilhassa kendilerini aldattığını nihayet anladılar da dirsek çeviriyorlarsa amenna… Geç bile kalındı… Değil, “kullanım süresi” bittiği zannıyla bir ortakla daha yollar ayrılmak isteniyor ya da “vize, terörle mücadele yasası” kavgası ardında daha büyük tavizlerin yolu yapılıyor, gündemden başka şeyler kaçırılıyorsa başımız yine çok fena halde dertte demektir.

-Terörle Mücadele Yasasına Ne Gerek Var?-

Konumuz, Terörle Mücadele Yasası’nın bilmem kaçıncı kez değiştirilip, değiştirilmemesi olduğuna göre, Erdoğan ve iktidarını samimiyet testine tabi tutalım.

Ülkemizde bölücü terör hiçbir zaman bitmediği halde sırf AB istediği için yasalarda hiçbir Avrupa ülkesinde olmayan düzenlemelere gidildi. Terör tarifi değiştirildi. Bölücülük ve örgüt propagandası serbest bırakıldı. Tüm bu değişiklikler de “Kaygılardan dolayı daha büyük hak olan özgürlükleri reddedemeyiz” diye savunuldu. O yıllarda AB üyesi Almanya’nın İçişleri Bakanı ise, “Güvenlik olmadan, özgürlük olmaz” diyordu.

Yıl 2005 İngiltere’de metro saldırısı oldu, 56 kişi hayatını kaybetti, hemen Terörle Mücadele Yasası değiştirilip, hükümler ağırlaştırıldı. Aynı günlerde bizde şehit cenazeleri geliyor, Genelkurmay ve Emniyet de İngiltere’deki eski yetkiler kadar yetki istiyordu. İktidar, “Yasalar yeterli” diyerek, bunu kabul etmediği gibi, “düşünce ve ifade özgürlüğünü engellediği” için daha da tırpanladı. Dönemin AKP Genel Başkan Yardımcısı, şimdi HDP milletvekili olan Mir Dengir Mehmet Fırat, “Ne Genelkurmay, ne Adalet Bakanını tanırız, patron biziz” diye meydan okudu.

O gün Erdoğan ve iktidarı şunları söylüyordu:

“AB’yi küstürmek istemiyoruz… AB’ye karşı yükümlülüklerimiz var… Özgürlüklerden geri gidemeyiz… Ne isteniyorsa TCK’da var, Terörle Mücadele Yasası’na bile gerek yok…”

Güvenlik kuvvetlerinin taleplerine böyle kulaklak kapatılmakla kalınmadı, 2006’de Terörle Mücadele Yasası’nın 6’ıncı maddesi değiştirilip, terör örgütünün lider kadrosunun “etkin pişmanlıktan” yararlandırılmasına teşebbüs edildi.

Hasılı, bugüne kadar AB istediği için o yasada yapılan değişiklikleri de saymakla bitiremeyiz.

Geçtim değişiklikleri, çok değil 2 yıl önce yasanın tümden kaldırılmasını savunuyorlardı.

Şubat 2014; Erdoğan, Terörle Mücadele Kanunu’nu kaldırmayı ve buradaki düzenlemelerden TCK’ya aktarılması gereken maddeleri aktarmayı hedeflediklerini açıkladı.

Ardından Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, “2005’te yeni Ceza Kanunu yapılırken terörle mücadeleyi de içerisine alacak maddeler konuldu. O zaman TMK’ya ihtiyaç kalmadı, bizim düşüncemize göre. Fakat bugüne kadar da bu geldi” dedi.

Ardından “çözümden sorumlu” Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay 8 Şubat 2014’te (Bu tarihe dikkat… Sebebini ve kime mesaj verildiğini anlayacaksınız) bir televizyon programında 2 hafta sonra Meclis’te kabul edilecek olan tutukluluk süresinin 5 yıla indirilmesi, ÖYM’lerin kaldırılması ve dinlemelerle ilgili düzenlemeleri öngören “demokratikleşme paketini” anlatırken, İmralı’daki teröristbaşıyla yapılan görüşmeleri adeta naklen aktarıp, şunları söyledi:

“Şu anda Terörle Mücadele Kanunu’na ihtiyaç yok. 2005’te bu Ceza Kanunu’nu yaparken, oradaki maddeler ceza kanununa taşındı. 220, 221. maddeler falan, TMK’dakine paralel maddelerdir. Ama, seçim öncesi özel yetkili mahkemeleri ilgilendirdiği için TMK’nın sadece 10. maddesini kaldırmaya karar verdik. Diğer kısımları her zaman kalkabilir. İleriki bir zamanda da onu kaldırmak lâzım, hepimiz ona inanıyoruz.”

Sonra 2 Mart 2014’te Meclis’e yeni bir “demokratikleşme paketi” daha geldi. Pakette, terör suçundan mahkûm olanların siyasi partilere üye olmasını yasaklayan maddenin yürürlükten kaldırılması da öngörülüyordu. Ancak, “Öcalan’a siyaset yolu açılıyor… KCK’lılar siyasete girecek” şeklinde tepkiler gelince bundan vazgeçildi. İşte bu paketin Meclis’teki görüşmeleri sırasında yöneltilen sorular üzerine Beşir Atalay bir kez daha, “İşin doğrusu, ben şahsen Terörle Mücadele Kanunu’na şu anda ihtiyaç olmadığı kanaatindeyim” dedi.

Atalay Temmuz 2014’te PKK’yla müzakere yasası çıkartılırken de “Terörle Mücadele Kanunu’nu kaldırmanın çözüm sürecinin aldığı mesafe içinde düşünülebilecek bir konu” olduğunu vurguladı.

-İmralı’da TMK Pazarlıkları-

Şimdi bir de İmralı’daki Terörle Mücadele Yasası pazarlıklarına bakalım.

Tarih 15 Eylül 2013; Teröristbaşı, HDP heyetine şunları söylüyor:

“Olumlu olumsuz yönleriyle bu diyalog dönemi, birbirini test etme dönemi bitti. Kitlenin desteğini kazandık. Batı’da da destek oluştu. Artık önümüzü daha iyi görüyoruz. Bir yılın kazanımları iyiydi. Ama sonuca da gidemedik. Normaldir. Hükümete mektup yazdım, sözlü de iletirsiniz. Şimdi süreci üç sacayağı üzerinden yürüteceğiz. Anti-terör yasasında değişim yaparak, devlet ve toplum içindeki her türlü şiddetin tasfiyesi edilmesinde rol oynayacak her kişiye ve kuruma (Cemil Bayık’tan cezaevindeki arkadaşlara, Avrupa’dakilerden bana kadar) kolaylık sağlanır. Nedir bu katkı? Şiddeti durduracak kararları verenlere her türlü kolaylık.”

Tarih 8 Şubat 2014; Pervin Buldan MİT Müsteşarı Hakan Fidan’la görüşmeleri hakkında teröristbaşına şunları anlatıyor:

“Çözüm süreci ile ilgili konuştuk. TMK, TCK, uzun tutukluluk süresi ile ilgili yasal düzenlemelerin yapılması gerektiğini, ayrıca yasal zemin ile ilgili adım atılması gerektiğini söyledik. Hakan Bey de gerekli kurumlar ve bakanlarla toplantılar yapıldığını, bunu hem Başbakana, hem size aktaracaklarını söyledi. Adım atılmamasının Öcalan’a haksızlık olacağını, kolunuzun güçlendirilmesi gerektiğini söyledi.”

Tarih 9 Mart 2014; İdris Balüken, Beşir Atalay, Bekir Bozdağ ve Efkan Ala’yla yaptıkları görüşmelerle ilgili şu bilgileri veriyor:

“Bekir Bozdağ’a Terörle Mücadele Kanunun kaldırılması gerektiğini ifade ettik. Seçim sonrasında kaldırılacağını söyledi. Yine uzun tutukluluk süreleri için 7 yıllık bir süre öngörmüşlerdi. Biz bunun kabul edilemez olduğunu söyledik, sonra bunu 5 yıla indirdiler. Bizim açımızdan yeterli olmayan bir düzenlemedir. Ayrıca daha önce sunduğumuz 125 maddelik demokratikleşme önerileri ve yasal mevzuata dönük görüşlerimizi ilettik. Gizli tanık, telefon dinlemeleri, özel yetkili mahkemeler, Terörle Mücadele Kanunu, tutukluluk süreleri konularında hazırladığımız çalışmaları kendilerine aktardık.”

Bunun üzerine teröristbaşı da, “Müzakereye henüz geçmedik. Seçim sonrası anti terör yasası kalkıyor. Bununla beraber Müzakere Çerçeve Yasası çıkarılacak. Nasıl ki, MİT Yasasını çıkarıyorlarsa, bunu da öyle çıkaracaklar. Bu yasa tarafları meşrulaştırıyor… Beşir Atalay’a da aktarın; anti terör yasası kalkacak, oluşan boşluk müzakere çerçeve yasasıyla dolacak” talimatı veriyor.

Tüm bunlara bakınca, gel de AB’nin Terörle Mücadele Yasası’nda değişiklik şartı ve bunun üzerine başlayan şiddetli kavgadan işkillenme!..

Tamam AB, terörle mücadele değil müzakere etmemizi istiyor… PKK’nın Suriye kolu PYD’yi tanımamızın yolunu yapıyor…

Yoksa başka bir şey daha mı var? Hani Mart 2014’te AİHM, teröristbaşı için “şartlı tahliye imkânlarını sağlayacak yasal mekanizmaların oluşturulması gerektiği” yönünde karar vermişti ya, AB’nin perde gerisindeki dayatmalarından biri de bu olmasın?

Ankara’nın haklı öfke ve direncinin sürmesi dileğiyle!..

Müyesser YILDIZ

12 Mayıs 2016

Kategori:Uncategorized