İçeriğe geç

Adli Tıp Doktorundan Felçli Tutukluya Bir Garip Soru: “Hangi Elle Yazıyorsunuz?”

Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK) Başkanvekili Mehmet Yılmaz Sözcü’den Saygı Öztürk’e yaptığı açıklamada, birkaç büyük dava dışında sonuca yaklaşıldığını belirterek, “Hakim ve savcıların çok fedakarca, kesintisiz yargılamaları Usul Yasası’na, AİHM içtihatlarına, yargı geleneklerinin zorunluluklarına uygun olarak eksiksiz uyguladığını” anlatmış… Yargıda kumpas döneminin bittiğini vurgulayıp, telefon, bilgisayar gibi teknolojik aletlerin çözümüyle “delillendirmeyi” sağlayan polisin takdir edilmesi gerektiğini söylemiş… İddianamesiz 120 gün hapiste tutulup, yine iddianame çıkmadan tahliye edilen Sözcü Gazetesi’nin internetten sorumlu Haber Müdürü Mediha Olgun’un özgürlüğüne kavuşmasıyla ilgili olarak da, “Daha güzel şeyler olacak” demiş.

“Keşke” deyip, konumuza geçelim.

Malûm “FETÖ” ile ilgili açılan ilk büyük dava, iddianamesi 15 Temmuz’dan önce hazırlanan “FETÖ çatı davası”. 1 yıldır neredeyse kesintisiz süren ve yarından itibaren yeniden görülecek olan davada sona yaklaşıldı.

Davada 1 numara Fetullah Gülen olmak üzere 72 sanık var. Ama 65’i, yani asıl isimler firari. Sadece 7 sanık tutuklu.

Tutuklu sanıklardan birisi de Av. Abdülkadir Aksoy. 2000 yılında dönemin DGM Savcısı Nuh Mete Yüksel’in açtığı o meşhur davada Fetullah Gülen’in avukatlığını yapan isim. Ancak suçlanma sebebi bu değil. Zaten Erdoğan’ın koyduğu “17/25 Aralık miladına” da ters düşer. Yargı imam yardımcısı olmak ve HTS kayıtlarına göre, “FETÖ/PDY mensuplarıyla değişik tarihlerde sık sık ortak baz verdiğinden, bu şahıslarla örgütsel toplantılar yapmakla” suçlanıyor.

Aksoy’un durumunu daha önce birkaç kez yazdık. Özetleyelim:

2015’te hakkında soruşturma olduğunu UYAP’tan öğrenince Emniyet ve Savcılığa gider. Çocukluğunda geçirdiği çocuk felci nedeniyle yüzde 64 engeli olduğu için adli kontrol şartıyla serbest bırakılır.

“FETÖ çatı davası” kapsamında hakkında yakalama kararı verildiğini de yine UYAP’tan öğrenir ve müzekkere yazılmasını beklemeden teslim olur.

Duruşmalarda dinlenen “FETÖ uzmanı” Nurettin Veren, Kemalettin Özdemir, Latif Erdoğan, Hüseyin Gülerce gibi isimler Aksoy’u tanımadıklarını söyler… Yargıdaki “FETÖ”cülerin hiçbirisi de onun ismini bilmez… Gizli tanıkların yalan söylediği ortaya çıkar… Davaya konu edilen, Aksoy’un adının geçtiği “örgüt şemasını” hazırlayan polislerin “FETÖ”cü olduğu anlaşılır ve bunlar tutuklanır… HTS kayıtları için TİB’den rapor geldiğinde, Aksoy’un “telefonu sinyal verdi” denilen yerde gerçekte hiç sinyal vermediği veya “örgüt mensubu” denilen kişilerle çok farklı yerlerde olduğu görülür.

-Nihayet Adli Tıp’a Gönderildi Ama-

Meselemiz bu sanığın suçluluğu suçsuzluğu veya FETÖ üyesi olup, olmadığı değil, sağlık durumu.

Çocuk felci olduğunu, sol tarafını kullanamadığını, T.C. Devleti Özürlüler İdaresi Başkanlığı’nın 2001’de verdiği “özürlü kimlik kartı” taşıdığını, cezaevi şartlarında durumunun ağırlaştığını anlatmıştık.

Önce Numune Hastanesi’ne gönderilip, yeni bir sağlık kurulu raporu alınır. Rapor, “Sol kolunun tamamen felçli olduğu, öz bakımı ile ilgili fonksiyonlarının bir kısmını yerine getirebileceği, bazı günlük aktiviteleri yerine getirebilmesi için başkalarının güç ve yardımına ihtiyacı olduğu” şeklindedir.

Bunun üzerine Mahkeme, Aksoy’un sağlık koşullarına uygun olarak tutulması için cezaevine yazı yazar. Cezaevi, “Tutuklandığı suç itibarıyla barındırılacağı daha iyi şartlarda bir oda/koğuş bulunmadığını” bildirir.

Avukatları bir de Anayasa Mahkemesi’ne başvurur. AYM, “Sağlık raporu alınana kadar fiziki engeline ve sağlık uygun şartlarda tutulmasına” karar verir. Cezaevi yönetimi bu defa da, “Engelli koğuşumuz var, ama kendisini tutuklu bulunduğu suç tipi itibariyle oraya koyamayız” der.

Aksoy ikinci kez Numune Hastanesi’ne gönderilir. Heyet, hastalığını bir kez daha tespit edip, günlük yaşamını sürdürebilmesi için başkalarının yardımına ihtiyacı olduğunu, “sol kol felcine” ilave olarak “sağ ayakta felce bağlı kısmi fonksiyon kaybı” olduğunu bildirir. Ancak “özürlülük oranı” hesabı öyle bir yapılır ki, yüzde 64 özürlülük oranı yüzde 49’a düşer ve “Ağır özürlü değil” denir. Böylece Aksoy’un sağlık gerekçesiyle tahliye umudu ortadan kalkar.

Son duruma gelirsek;

Uzun uğraş ve yazışmalardan sonra Av. Abdülkadir Aksoy’un nihayet Adli Tıp Kurumu’na gönderilmesine karar verilir.

Mahkeme, Aksoy’un dosyası üzerinden rapor vermesi için Adli Tıp’a yazar. Adli Tıp dosyayı ister. İnceledikten sonra da sanığın bizzat kurumda hazır bulunması gerektiğini, aksi halde rapor tanzim edilemeyeceğini bildirir.

Mahkeme, Aksoy’un İstanbul Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulunca muayene edilmesi için tekrar müzekkere yazar. Avukatları, Mahkeme ve Cezaevi yönetimine sevkin ambulans veya hasta nakil aracıyla yapılması talebinde bulunur. Mahkemeden herhangi bir cevap gelmez. Cezaevi yönetimi ise ambulansla göndermenin doktorun olumlu görüşü ile olabileceğini zaten mevzuat gereği sanığın sevkten önce doktora götürüleceğini söyler. Ancak sevkin yapılacağı gün cezaevi revirinde doktor yoktur ve Aksoy İstanbul’a cezaevi aracıyla götürülür.

11 saatlik yolculuğun ardından Aksoy gece Metris T Tipi cezaevinde pencere camları kırık bir odada tek başına kalır. Sabah erkenden de Adli Tıp’a götürülür. Çünkü randevu sabah saatine verilmiştir. Lâkin öğlene kadar gelen giden olmaz. Heyet tarafından muayene edilmeyi beklerken, nihayet öğlen apar topar gelen bir doktor tarafından muayene edilir.

Muayene bittikten sonra da doktor şu ilginç soruyu sorar:

“Yazıyı hangi elinizle yazıyorsunuz?”

Aksoy, “Şaka yapıyorsunuz herhalde” deyince de doktor, “Belki solaksınızdır diye sormuştum” karşılığını verir. Aksoy, diğer kolu felçli olduğu için 1 yaşından beri mecburen sağ kolunu kullandığını söyler. Doktor, raporun tanzim edilip, gönderileceğini belirtir ve muayene biter.

Bu tek kişilik “İhtisas Kurulu”ndan Mahkemeye gönderilen rapor veya yazının sonucu mu? Şu olur:

“İlgilinin bir devlet veya üniversite hastanesi dahiliye kliniğine sevk edilerek, gerekli tetkiklerin yapılıp durum raporunun teminen gönderilmesi…”

Daha önce dosyası gönderilmiş… Dosyada devlet hastanesi olan Numune’nin heyet raporları, dahiliye uzmanlarının görüşleri var…

Dahası Mahkeme Adli Tıp’a, “Bu kişi öz bakımlarını kendisi yapabilir mi? Günlük hayatını başkasının yardımı olmadan sürdürebilir mi?” diye soruyor…

Adli Tıp ise bu cevabı veriyor.

Anlaşılan o ki, mahkemenin sorusu bile anlaşılmamış… Hatta dosyanın kapağı dahi açılmamış…

Ne diyelim; Bugün cezaevinde yoğun bakıma kaldırıldığı bildirilen Nuriye Gülmen başta olmak üzere hasta tutuklular için de inşallah “daha güzel şeyler olur”!..

Müyesser YILDIZ

26 Eylül 2017

Odatv Link: https://odatv4.com/yazar/muyesser-yildiz/felcli-tutukluya-hangi-elle-yaziyorsun-sorusu-2609171200.html

Kategori:Uncategorized