İçeriğe geç

Savcı Dosyayı Okumadan Müebbet İstedi… İşte Belgesi…

Ankara’da görülen 28 Şubat davasında geçen Perşembe esas hakkında mütalaasını açıklayan Savcı 60 sanığın ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılmasını istedi.

Sanıklar ve avukatları, sanki hiç yargılama yapılmamış gibi “FETÖ”den tutuklu Savcı Mustafa Bilgili’nin Nisan 2013’te hazırladığı iddianamenin mütalaa haline getirildiğini öne sürdü.

“Sanki” değil, gerçekten hiç yargılama olmamış gibi. Oysa duruşmalar 2 Eylül 2013’te başladı ve tam 93 celse gerçekleştirildi. Bu süreçte üç başkan ve 3 savcı değişikliği yaşandı.

Tüm sanıklar savunmalarını yapıp, haklarındaki iddiaları belgeleriyle cevaplandırdı.

İşte o sanıklardan biri de emekli Kurmay Albay Erkan Yaykır’dı.

İddianamede Yaykır’la ilgili şu hususlar vardı:

– 1996 yılı Ağustos ayından–1997 yılı Aralık ayı arasında Gölcük Donanma Komutanlığı İstihbarata Karşı Koyma Kısım amiri olarak atandığı…

– Görev yaptığı Deniz Kuvvetleri Donanma Komutanlığı İKK Şube Müdürlüğünde BÇG’nin talimatları doğrultusunda elde ettiği bilgi, belgeleri Deniz Kuvvetlerinde BÇG’nin şubesi olarak çalışan İstihbarat Başkanlığı ve İstihbarata Karşı Koyma (İKK) Şube Müdürlüğüne gönderdiği…

– Gölcük’te yapılan aramalarda elde edilen Sanık Erkan Yaykır’ın BÇG adına düzenlemiş olduğu birçok rapor ve belgenin mevcut olduğu…

– İkametinde yapılan aramada el konulan dizüstü bilgisayarın harddiskinde elde edilen dosyada, 800’ün üstünde personelin kendisi veya aile bireylerinin dini inançları, giyim kuşamı veya bir Türk vatandaşı olarak hakkı olan siyasi tercihlerinden dolayı fişlenmiş olduklarının tespit edildiği ve bu listede ismi geçen personelin bir kısmının Türk Silahlı Kuvvetlerinden ayırma işleminin yapıldığı ve bu eylemlerin de mensubu olduğu Batı Çalışma Grubu faaliyetleri kapsamında yapıldığı…

Haziran 2014’te savunma yapan Erkan Yaykır, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’ndan aldığı resmi yazılarla Donanma Komutanlığı’nda iddia edilen görevi kendisinin değil, bir başka ismin yaptığını, Aralık 1997’ye kadar Kardak krizi nedeniyle yoğunlaşan dış istihbarat ve Yunan Deniz Kuvvetleri unsurlarının tatbikatlarıyla faaliyetlerini izlemekle görevlendirildiğini anlattı. Buna ilişkin 6 Mayıs 1997 tarihli Deniz Kuvvetleri Komutanı imzalı belgelerin iddianamenin ek klasörlerinde bulunduğunu da vurgulayan Yaykır, özetle şunları söyledi:

“Tarafıma yöneltilen iddialar kapsamında delil olarak ileri sürülen tüm belgeler, Refahyol hükümetinin istifa ettiği 18 Haziran 1997 tarihinden çok sonraya aittir. Bu tarihten sonraya ait sözde belgeler ileri sürülerek, mevcut olmayan bir hükümetin çalışmasını kısmen ya da tamamen engelleyecek her hangi bir faaliyette bulunmam söz konusu olamaz.Şube Müdürü olarak atandığım Aralık 1997 tarihinden sonra ilk amirim Donanma Kurmay Başkanıdır. Bu süre içinde görevlerimle ilgili tüm faaliyetleri kurmay başkanının emri ve bilgisi dahilinde mevzuata uygun olarak yürüttüm. Hiyerarşi dışı hiçbir makam ve kişiden emir almadım ve uygulamadım. Sadece benim adıma imza bloğu açılmış ve üst makama doğrudan gönderilmiş hiçbir evrak ve belge yoktur… Bahse konu belgelerin, imza bloğu bulunan Kurmay Başkanları ve Donanma Komutanları için suç delili olmadığı halde sadece benim için suç delili olması akla ve hukuka aykırıdır. Kaldı ki, neredeyse iddianamede benimle ilgili tüm belgelerde Kurmay Başkanı olarak imzası bulunan ve tüm emirleri kendisinden aldığım Donanma Komutanlığı Kurmay Başkanı Tümamiral Metin Ataç, Amirallere suikast davasının mağduru ve darbe karşıtı amiral olarak davada yer almaktadır. Bu kişinin hem darbeci hem darbe karşıtı olması mümkün olmadığına göre, iki davadan birisinin hukuka aykırı olması, çökmesi ve gerçekleri yansıtmaması gerekir. Sayın Savcının tüm belgelerde imzası bulunmasına rağmen bu davada hangi gerekçe ile sanık hatta tanık olarak yer almadığını açıklaması gereklidir.”

-Balyoz İddianamesi Nasıl BÇG Belgesi Oldu?-

Yaykır savunmasında, bilgisayarında bulunduğu öne sürülen “fişleme belgelerinin” ise Balyoz iddianamesi ve ekleri olduğunu ispatladı. Üstelik bizatihi iddianamenin 200’üncü klasöründe bulunan “Hard disk araştırma tutanağı” ile. Tutanakta, söz konusu word dosyasının “İnternet dosyası olduğu ve internetten indirildiği, 22 Eylül 2011 tarihinde, saat 09:30:34’te oluşturulduğu, son erişimin yine aynı tarih ve saniyede olduğu” açıkça yazıyordu.

Yaykır bu tutanağı ve Balyoz belgelerini otomatik indirme işlemini gösteren internet sayfalarının çıktılarını da mahkemeye sunduktan sonra, iddianameyi hazırlayan Savcı Mustafa Bilgili hakkında şöyle suç duyurusunda bulundu:

“CMK’ya göre, Cumhuriyet savcısı ‘şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almak ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür’. Ancak savcı Mustafa Bilgili bu sorumluluğunu yerine getirmediği gibi, aksine iddianameye kendisinin ilave ettiği araştırma tutanağında gerçekler açıkça yer almasına rağmen, bilerek ve isteyerek benimle hiçbir ilgisi olmadığı halde Balyoz iddianamesinde yer alan bu belgeyi gerçekleri gizlemek hatta saptırmak suretiyle açıkça suç ve suçlu yaratma çabasına girişmiştir. Savcı Mustafa Bilgili’nin lehte delili saklayarak, aksine ancak kasıtla izah edilebilecek aleyhte delil üretme fiili, TCK’ya göre en azından ‘Görevi Kötüye Kullanma’ suçunu oluşturmaktadır. Bu nedenle savcı hakkında suç duyurusunda bulunulmasını ve bu iddianın dikkate alınmamasını mahkemenizden talep ediyorum.”

Sonuç mu?

Savcı Perşembe günü iddianamede yer alan yukarıda aktardığımız aynı “deliller ve gerekçelerle”, Yaykır hakkında da müebbet istedi. Sanki hiç yargılama yapılmamış, bu delillerin sahteliği ortaya konmamış ve sadece duruşma tutanakları değil, iddianamenin ek klasörleri de okunmamış gibi!..

-Savcı Anayasa’yı Çiğnerse-

28 Şubat davası ile ilgili daha önceki yazılarımızda vurguladığımız bir hususa yeniden dikkat çekelim.

Bilindiği gibi bu davada dönemin Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı ile çok sayıda kuvvet komutanı da yargılanıyor.

Oysa bizatihi AKP döneminde, 2010’da yapılan Anayasa ve 2014’teki Askeri Kanun değişikliği ile Genelkurmay Başkanı ile kuvvet komutanlarının Anayasa Mahkemesi’nde yargılanması kararlaştırıldı. Keza Yargıtay, Ergenekon davasında İlker Başbuğ’un dosyasının ayrılıp, AYM’ye gönderilmesine hükmetti.

28 Şubat davasının bir önceki savcısı Levent Savaş da iki kez verdiği mütalaada bu düzenleme ve kararları hatırlattı. Ancak görevden alındı.

Son 4 celseye katılan yeni savcı ise hem Karadayı hem kuvvet komutanları için müebbet istedi. Bir anlamda Anayasa’yı yok saydı.

Bir Cumhuriyet Savcısının Anayasa’yı yok sayması ise tuzun kokması değilse, nedir?

-Kapatalım Mahkemeleri Gitsin-

28 Şubat davası böyle…

Son KHK’lar vesilesiyle yargıdaki genel tabloya da bakalım.

15 Temmuz darbesinden sonra bazı sanıkların dayak yemiş görüntülerinin servis edilmesi… Ki, büyük bölümü bu görüntüler sayesinde “işkence altında alındı” diyerek, önceki ifadelerini reddetti…

15 Temmuz ve “FETÖ” soruşturmalarını yapan kamu görevlilerine, hukuku çiğneseler bile dokunulmazlık zırhı getirildi…

Bugün yayınlanan KHK ile “Darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında hareket eden” siviller de o dokunulmazlık kapsamına alındı… Bir anlamda ihkak-ı hakkın (Kişinin kendi hukukunu araması) önü açıldı…

Daha yargılama yapılmadan sanıkların üzerine ip atıldı…

Ve yine bugünkü bir KHK ile yargılama bitmeden tek tip kıyafet zorunluluğu getirildi…

Erdoğan, “Öyle kravatlı, çok havalı şekilde duruşmaya gelmeyecekler. Tek tip elbiseyi giyecek… Bu aslında mağdurların, mazlumların bir talebidir, bu sese kulak vermenin de bir adımıdır” dedi.

Birincisi; Aylar önce Erdoğan’ın ağzından çıktığı günden beri sanıkların kravat takması, ceket giymesi yasaklanmıştı zaten…

İkincisi; Tamam, mağdurların ve mazlumların talebi, ama ya hukukun ve masumiyet karinesinin gereği?!.

Böyle sürecekse; Anayasa ve yasaları bir KHK ile lağvedelim, mahkemeleri de kapatalım, gitsin!..

Müyesser YILDIZ

24 Aralık 2017

Odatv Link: https://odatv4.com/yazar/muyesser-yildiz/savci-dosyayi-okumadan-muebbet-istedi-2412171200.html

Kategori:Uncategorized