İçeriğe geç

28 Şubat Davasında “Tarihi” Zamanlama!..

Dönemin Başbakanı Necmettin Erbakan’ın vefatından sonra başlatılan, 6 yıldır devam eden ve iktidarın tam kadro arkasında durup, mahkemeden önce “Hüküm” açıkladığı 28 Şubat davası 1 hafta sonra sonuçlanacak. Savcı 60 sanık hakkında ağırlaştırılmış müebbet, 39 sanık hakkında beraat istemişti. Mahkemenin kararı da önümüzdeki Cuma, saat 14.00’te yapılacak 105’inci celsede belli olacak.

Dönemin Genelkurmay Karargâhı’nın yargılandığı bu davanın sona ermesinin ardından sıranın, “28 Şubat’ın medya, iş dünyası ve sendikalar” ayağına gelmesi bekleniyor.

Daha Eylül 2015’te Erdoğan’ın bazı açıklamalarına ve yine o tarihlerde bir gazetenin fotomontaj kelepçeli bir fotoğrafını yayınlamasına bakarak, “28 Şubat davasını Aydın Doğan ve medyasına dayandırmanın ayak sesleri duyuluyor” diye yazdık.

Keza sık sık “Merkez medyanın” bu davaya ilgisizliği ile yargılamadaki hukuksuzluk ve usulsüzlükler karşısındaki sessizliğini gündeme getirip, “Besbelli, ‘Sıra bize gelir’ endişesiyle, tüm faturanın askerlere kesilmesini görmezden geliyorlar. Oysa ki, iktidar medyasının yayınları sıranın onlara da geleceğini gösteriyor. Yani korkunun ecele faydası yok” dedik.

Nitekim Erdoğan bu yıl 28 Şubat’ın 21’inci yıldönümü vesilesiyle yaptığı açıklamada “Sivil ayağa” işaret ederek şunları söyledi:

“Bedel ödemesi gerekenler, buyursunlar bedelini ödesinler. O süreçte, köşelerinden çok rahat indirenler, bindirenler vardı. Bizim muhtarlığımıza kadar uğraşanlar vardı. Biz adaletin tecellisinden başka bir şey istemiyoruz. Nitekim hak geç de olsa tecelli ediyor.”

Ne tesadüf, bu sözlerden kısa bir süre sonra da Hürriyet’in satışı gündeme geldi. Dün itibariyle de satış kesinleşti.

Bu satışın 28 Şubat hesabıyla bir ilgisinin bulunup bulunmadığı yakında belli olur. Zira Adliye kulislerinde, “Sivil ayakla” ilgili iddianamenin tamamlandığı, “Askeri ayağın” sonuçlanmasından sonra devreye sokulacağı konuşuluyor. Ki, 28 Şubat’ın askeri kanadıyla ilgili iddianameyi hazırlayan ve bugün “FETÖ”den tutuklu olan savcı Mustafa Bilgili, sivil kanatla ilgili iddianameyi de tamamlamıştı. Bu iddianame, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nda bekliyordu. Anlaşılan son şekli verildi. Bakalım kimleri kapsayacak.

Doğan’lar bugün veda etti. Çalışanlar da, “Biz sizi çok sevdik” yazılı dev bir pankartla uğurladı.

“İnşallah bundan sonra da sevmeye devam ederler. Olur da yargılama süreci başlarsa, en azından eski patronlarını yalnız bırakmazlar” temennisinde bulunmakla yetinip, iktidara da şu hatırlatmayı yapıp, şunu soralım:

“Doğan Grubu zaten çoktan teslim bayrağını çekmişti. Bağımsız ve tarafsız habercilikten eser kalmamıştı. Ama yine de insanların basın özgürlüğü, merkez medya varmış gibi avunmasını sağlıyordu. Bugün olmazsa yarın, herkesin doğru haberciliğe ihtiyacı olacaktır. Kaldı ki, 15 Temmuz gecesi gördük; Neden kendi kanallarınıza, devletin TRT’si veya Anadolu Ajansı’na değil de CNN Türk’e konuşma ihtiyacı duydunuz? Daha geniş kitlelere ulaşacağı ve daha inandırıcı olacağı için değil mi?”

Doğan Medya’nın satışındaki “Manidar zamanlamadan” sonra bir başka “Tarihi” zamanlamaya dikkat çekelim.

-Karar Günü Neyin Yıldönümü?-

28 Şubat davasının bu yılın 28 Şubat’ında tamamlanması bekleniyordu. Zira dikkat çekici şekilde birdenbire hızlanmış, geç saatlere kadar yargılama yapılmıştı. Nitekim sanık avukatları da son celselerde sık sık bu “Hızın” sebebini sorgulamıştı.

Ancak yetişmedi.

Sanıkların, Savcının esas hakkındaki mütalaasına karşı savunmaları 13 Mart’ta tamamlanabildi ve Mahkeme, karar için 13 Nisan’a gün verdi.

Ne tesadüf; İlginç ve önemli bir tarihe denk geldi.

Meşhur “31 Mart Vaka’sı”nın 109’uncu yıldönümüne.

O dönemde kullanılan Rumi Takvime göre 31 Mart, bugün kullandığımız takvime göre 13 Nisan 1909’da ne olmuştu?

Tartışmalara meydan vermemek için halen Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu’nun internet sitesinde yer alan merhum Gazeteci-Yazar Sadi Borak’ın, “31 Mart Vakasının Çıkış Nedenleri Üzerine Çeşitli Yorumlar ve Atatürk ve Hareket Ordusu Üzerine Orgeneral İzzettin Çalışlar’ın Bir Makalesi” başlıklı araştırmasından özetleyelim:

“İhtilâl hazırlığı 13 Nisan (30 Mart) Pazartesi günü başlamıştır. O gün ve gece Taşkışla’daki subaylar bağlanmış ve hapsedilmiştir. Ertesi sabah başlayacak harekât esnasında kimlerin katledileceği de o günden tespit olunmuştur. Deniz erlerinin muhtemel müdahalesini de aynı gün önlemişler ve halletmişlerdir. Bütün sorun, askerlerin başındaki birkaç çavuş kendi insiyatifleriyle mi hareket etmişler, yoksa harekât planını bunlar mı hazırlamıştır? Ya da Derviş Vahdeti’nin —yahut da bir başka kodaman muhalifin— direktifiyle mi eyleme geçmişlerdir? İşte, İhtilalin bugüne kadar çözümlenememiş sırrı budur. 31 Mart sabahı kışlalarından fırlayan ihtilalciler, ellerinde yeşil bayraklar dillerinde, ‘Şeriat isteriz’ teraneleriyle Sultanahmet’e doğru ilerlerken ilk karşılaştıkları genç subay İlyas Bey’i, mektepli olduğu için Köprü üzerinde katletmişlerdir. Meclis-i Mebusan’a doğru yürüyen ihtilalcileri Şeyhülislam Ziyaettin Efendi karşılamış, ne istediklerini, dertlerinin ne olduğunu sormuştur. Âsilerin verdiği cevap şudur, ‘Hüseyin Hilmi Paşa ile Bahriye Nazırı Rıza Paşa çekilmelidir. Ahmet Rıza, Hüseyin Cahit, Talat ve Bahaettin Şakir beyler mebusluktan kovulmalıdır. Başımızdaki mektepli zabitler atılmalıdır. Bizler de affedilmeliyiz’. Ziyaettin Efendi’nin ilettiği bu istekler üzerine Hükümet istifa etmiş, Abdülhamit II tarafından Tevfik Paşa, Kabineyi kurmaya memur edilmiştir. Harbiye Nezareti’ne de Dömeke kahramanı Ethem Paşa getirilmiştir. Kabine değişikliğine karşın ayaklanma bastırılamamıştır. Çünkü, kana susamış âsiler, kendilerine verilen isimleri ortadan kaldırmak için her tarafa saldırmaya başlamış, bu arada Lazkıye Milletvekili Aslan Bey’i -Hüseyin Cahit (Yalçın) Bey’e benzeterek- ve Nazım Paşa’yı katletmişlerdir. Bu arada süvari teğmeni Sabahattin ve Asar-ı tevfik süvarisi Ali Kabuli Bey de şehit edilenler arasındadır.”

Bu isyanın Selanik’te hazırlanan Harekat Ordusu’nun İstanbul’a gelmesiyle bastırıldığını, Harekat Ordusu’nun Komutanının Mahmut Şevket Paşa, Kurmay Başkanının ise Mustafa Kemal olduğunu da kaydedip, soralım:

Devletin iç ve dış güvenliğini belirleyen Milli Güvenlik Siyaset Belgesi kapsamında; MGK ve Hükümet kararlarıyla “Şeriatla mücadeleyi” hedeflediği belirtilen 28 Şubat sürecinin, “Şeriat isteriz” ayaklanmasının yaşandığı kanlı 31 Mart Vaka’sıyla aynı gün mahkûm edilecek olması hayli manidar değil mi?!..

Müyesser YILDIZ

6 Nisan 2018

Odatv Link: https://odatv4.com/yazar/muyesser-yildiz/28-subat-davasinda-karar-oyle-bir-gunde-verilecek-ki-06041857.html

Kategori:Uncategorized