İçeriğe geç

28 Şubat’ın İhbarcı “Vatanseveri” de O MİT’çi Olmasın!..

2005 yılından bu yana TSK’ya birçok operasyon düzenlendi; binlerce asker suçlandı, yargılandı. O süreçte “Cemaat” ile yol arkadaşlığı yapan AKP, cemaatin “FETÖ”ye dönüşmesinden sonra bu operasyonların “kumpas” olduğunu söyledi. Ancak birisi özenle bu kumpasların dışında tutuldu; 28 Şubat davası.

Tansu Çiller hariç dönemin yetkilileri Mesut Yılmaz, Şevket Kazan, Meral Akşener ile çok sayıda bakan ve milletvekili, “28 Şubat darbe değildi” dediği halde Erdoğan başta olmak üzere tüm AKP’liler her daim Refah-Yol Hükümeti’ne darbe yapıldığını savunup, “türban ve katsayı zulmünü” anlattı.

Tam 5 yıl süren ve bir dönemin Genelkurmay Karargâhı’nın toptan yargılandığı 103 sanıklı 28 Şubat davası Nisan 2018’de bitti. Genelkurmay eski Başkanı İsmail Hakkı Karadayı ve 2. Başkan Çevik Bir’in de aralarında olduğu 21 sanık müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Yaş ve sağlık durumları dikkate alınarak tutuklanmayan bu isimlere adli kontrol uygulanması kararlaştırıldı.

Karara hem duruşma savcısı hem de sanıklar itiraz etti. Dosya şimdi Ankara İstinaf Mahkemesi’nde görüşülmeyi bekliyor.

Savcısı Hakimi Bilirkişisi Hepsi “FETÖ”cü Çıktı

Oysa bu davada da birçok sahte delil kullanıldığı görüldü… Sanıklar, yıllarca bunun da “FETÖ” tarafından kurgulandığını anlatmaya çalıştı… Soruşturma/Kovuşturma savcıları ile hakimlerin büyük bölümü daha bu dava devam ederken “FETÖ”den tutuklandı… Dosyadaki “deliller” için olumlu rapor veren TÜBİTAK bilirkişilerinin “FETÖ”cü olduğu anlaşıldı.

Hepsi bir yana, 2007’de Fetullah Gülen’e bilgi vermek için ABD’ye gittiğinde havaalanında FBI tarafından aranan “FETÖ”nün eski emniyet imamı “Kozanlı Ömer” lakaplı Osman Hilmi Özdil’in üzerinden çıkan notlarda, sonraki yıllarda Ergenekon’da sanık yapılacak bazı kişilerin kodlanmış isimlerinin yanısıra 28 Şubat davasında yargılanacak olan İsmail Hakkı Karadayı ve Erol Özkasnak’ın adlarının da yer aldığı, Karadayı için “Kuridakai”, Özkasnak için “ H. Özkasnad” dendiği tespit edildi.

Tüm bunlara rağmen iktidar ve medyasının 28 Şubat davasına bakışı değişmedi. Sanıklara verilen cezalar yetersiz bulundu, tutuklanmamalarına tepki gösterildi.

İhbarcısı Kimdi?

28 Şubat davasının da bir ihbarcısı vardı; Adı Tamer Tatar’dı. YAŞ kararıyla TSK’dan atılmış bir doktordu. Çorlu’da bir hastanede çalışıyordu. Operasyonlar, onun İstanbul Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığı’na 20 Aralık 2011’de teslim ettiği bir CD ve bazı belgeler üzerine başladı.

Yargılamalar sırasında bu CD’nin delil değerinin olmadığı, belgelerin de sahte ve sonradan oluşturulduğu ispatlandı.

Sanıklar, Tamer Tatar’ın mahkemede dinlenmesini istedi. Ancak adresi bir türlü bulunamadı. Savcılığa verdiği adrese gönderilen tebligatlar hep geri döndü. Devletin bir türlü bulamadığı Tatar’ı sanıklardan emekli Albay İsrafil Aydın. Ardından Mahkemeye gidip, Tatar’ın adresini verdi. Uzun uğraşlardan sonra Mahkeme, Tatar’ı duruşmaya getirmek yerine SEGBİS’le dinledi. Ancak Tatar, 20 Aralık 2011’de İstanbul Cumhuriyet Savcılığı ve 16 Ocak 2013’te Ankara Cumhuriyet Savcılığı’na verdiği ifadeden farklı hiçbir şey anlatmadı.

Dava sürecinde Tamer Tatar’ın “FETÖ” ile bağlantısı da ortaya çıktı. Bizzat 28 Şubat davasının mağdur/müştekilerinden olan Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Bülent Orakoğlu Yeni Şafak Gazetesi’ndeki köşesinde şunları yazdı:

“Müşteki Tamer Tatar’ın FETÖ’nün sözde yardım kuruluşu ‘Kimse Yok mu Derneği’ ile ilişkili olduğu, Trakya Aktif Genç İş Adamları Derneği (TAGİD) Sağlık Komitesi’nde yer aldığı anlaşılıyor. FETÖ’nün üretilmiş veya tahrif edilmiş belgelerle, hedef kişi veya kurumlara yapılacak kumpas soruşturma ve önemli davaları sulandırma stratejisi çerçevesinde, operasyon yapılacak İl’e başka bir İl’den resmi bir kanal ile güvenilirliği olmayan sahte soruşturma dosyası veya ihbarların gönderilmesi taktiğini 28 Şubat Davası’nda da kullanıp kullanmadığı ya 28 Şubat Davası yargı sürecinde ya da FETÖ’nün ordu ayağına yapılacak operasyonlarda belli olacak.”

CD Soruşturmasının Akıbeti

28 Şubat davasının ana delili CD’yle ilgili bir diğer önemli ayrıntı da şuydu; Destek Kıtaları Komutanlığı’nca piyasadan boş alınmıştı, yani Karargâh’la ilgisi yoktu.

Bu durum anlaşılınca sanıklar, sözkonusu CD’nin kimler tarafından, nasıl ele geçirildiğinin sorulmasını istedi. Mahkeme, Genelkurmay’a yazdı. Genelkurmay, Destek Kıtalar Komutanlığı’na ait CD’nin boş olarak bir astsubaya teslim edildiğini, sonrasının bilinmediğini bildirdi.

İki ihtimal vardı; Ya bu CD birileri tarafından Genelkurmay’da oluşturulmuştu… Veya Genelkurmay dışına çıkarılıp, uzaktan erişimle Genelkurmay’ın sistemlerinden bilgi sızdırılıp üretilmiş ve üzerine Genelkurmay anteti yapıştırılmıştı.

Sanıklar, bu konuda da soruşturma yapılmasını talep etti. Mahkeme, yine Genelkurmay’a yazdı. Genelkurmay, Askeri Savcılığa gönderdi. Ancak 15 Temmuz’dan sonra askeri yargı kapatılınca dosya Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na devredildi. Öğrendiğimize göre, soruşturma “Kovuşturmaya yer yok” kararıyla sonuçlanmış.

Dayının Casusları’ndaki İsim

Tüm bunları anlatmamızın sebebi, Sözcü Yazarı Aytunç Erkin’in son kitabı “Dayının Casusları”. Cuma günü Soner Yalçın, kitabın dikkat çeken bölümlerinden birisini kaleme aldı. Sözkonusu bölüm özetle şöyle:

2010’da “Mert Akın” isimli meçhul biri, MİT Müsteşarlığı’na tam bin 426 albay, üsteğmen, teğmen ve astsubayla ilgili 3 DVD gönderir. MİT, bunları Genelkurmay’a teslim eder. İlgili kuvvet komutanlıklarında soruşturmalar sürerken, 16 Eylül ve 14 Ekim 2011’de iki ihbar mektubu ile bir CD daha gönderilir. MİT bunları da TSK’ya ulaştırır. Yapılan soruşturmalardan bir şey çıkmaz.

Bu defa yalan ihbarı kimin yaptığı araştırılır. Ancak 15 Temmuz’dan sonra firar eden dönemin Genelkurmay Askeri Savcısı Binbaşı Kurtuluş Kaya, mektup ve DVD üzerinde parmak izi bulunmadığını belirtip, dosyayı kapatır.

15 Temmuz’dan sonra ise bu dosya yeniden açılır ve ihbar mektubundaki parmak izlerinin FETÖ’nün MİT içindeki elemanı Ahmet Yılmaz’a ait olduğu çıkar. Böylece de bugüne kadar “Vatansever, Mehmetçik” vb. rumuzlu ihbar mektuplarıyla ilgili ilk isim tespit edilmiş olur.

CD ve Belgeleri Tatar’a Gönderen İsim

Halen tutuklu olan Ahmet Yılmaz ile 28 Şubat’ın bağlantısı mı?

18 Aralık 2011’de Yenimahalle/Ankara’dan MNG kargo ile Çorlu’daki Tamer Tatar’a bir CD ve bazı belgeler gönderilir.

Tatar, bunları eline ulaştıktan 1 gün sonra 20 Aralık’ta Çorlu veya Tekirdağ Cumhuriyet Savcılığı’na değil, o dönem tamamen FETÖ’nün eline geçmiş olan Özel Yetkili İstanbul Cumhuriyet Savcılığı’na götürür.

Savcılar da CD’nin adli imaj kopyasını almadan, HASH değerini tespit etmeden ve üzerinde parmak izi incelemesi yaptırmadan, hemen ertesi günü 15 Temmuz’dan sonra “FETÖ’cü” oldukları anlaşılan Ankara’daki savcılar Mustafa Bilgili ve Kemal Çetin’e gönderir.

Ve 4 ay sonra gözaltılar başlar.

Peki, o CD ve belgeleri Ankara/Yenimahalle’den gönderen kimdir?

İhbarcı Tamer Tatar’ın 20 Aralık 2011’de İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na verdiği ifadeden okuyalım:

“Ben halen Çorlu Devlet Hastanesinde ikamet etmekte ve doktor olarak çalışmaktayım. Ben 1997 yılı Aralık ayı Yüksek Askeri Şurasında ordudan ihraç edildim. İhraç edildikten sonra da bazı gazetelerde açıklamalarım olmuştu. Tahmin ediyorum ki, bu açıklamalarımı okuyan bir kişi tarafıma 28 Şubat süreci ile ilgili bazı gizli belgeleri gönderdi. Hatta ben bana komplo yapılıyor endişesini de taşıdım. Bu nedenle bu belgeleri savcılığınıza verme lüzumunu hissettim. Bu belgeler bana MNG kargoyla dün, yani 19 Aralık 2011 tarihinde hastaneye geldi. Sekreter bu belgeleri almış. Gönderici olan Ahmet Yılmaz isimli kişiyi ben tanımıyorum. Bu isimde bir tanıdığım ve arkadaşım yoktur. Yine bu belgelerin üstünde ‘Sayın’ ile başlayan bir yazı vardı. Bu yazı ile birlikte bana gelen bu belgeleri ve 2 adet CD’yi tarafınıza ibraz ediyorum.”

Tutanağın altında, cemaatte “abi” pozisyonunda bulunduğu belirlenen, Balyoz kumpasında duruşma savcılığı yapan, halen firari Hüseyin Ayar’ın imzasının olduğunu belirtip, ihbarcının gönderdiği “Sayın” hitabıyla başlayan, 1 sayfalık isimsiz ve imzasız mektuba geçelim. Mektup şöyledir:

“Öncelikle kendimi tanıtarak bu mektuba başlamak isterdim. Ancak geriye dönüp yaşadıklarınızı hatırlamanız neden ismimi vermediğim konusunda haklı gerekçemi açıkça ortaya koyacaktır. Anlayış göstereceğinizi umuyorum. O dönemi yaşamış ve mağduriyetlere tanık olmuş bir kurum çalışanı olarak, uzun zamandır özel arşivimde bulunan bu belgelerin benimle birlikte meçhule bürünmesini istemedim. Zaman zaman imha etmek veya yakmak geçse de içimden, tarihe ve ulusa ihanet olacağını düşündüğümden elim varmadı. Bilemiyorum belki bir kitap çalışması ile toplumsal hafızayı tazeleyen faydalı bir çalışmanın temelini teşkil edecek; bir dönem gizliden gizliye yürütülmüş ve neticesinde bir kartopu gibi büyüyüp devletin bütün katmanlarına sirayet ettirilen ürkütücü bir süreci gözler önüne serecek. Bilemiyorum, belki mağdur edilmiş, gıyabında alınan bir kararla bütün geçmişine, birikimlerine, emek ve gayretlerine bir anda sünger çekilip sıfırlanarak sokağa atılmış birisi olarak ortaya koyacağınız daha farklı bir çalışmaya destek olacak… Ama ne olursa olsun, bende durduğu sürece her geçen gün yıllanmanın ve eskimenin ötesinde bir anlam taşımayan bu belgeler mağduriyeti yaşamış ellerde belki de ete kemiğe bürünecek. Takdir sizin.”

Tamer Tatar, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, gözaltı ve tutuklamalar yapıldıktan yaklaşık 1 yıl sonra 16 Ocak 2013’te aldığı ifadesinde de İstanbul’daki ifadesinde anlattıklarını tekrarlar, ama bu defa, “Bana o belgeleri göndereni şu an hatırlamıyorum” der. İfadesinin ilerleyen bölümlerinde ise, “kargo yoluyla Eray Karabay isimli tanımadığı bir kişinin kendisine bu belgeleri gönderdiğini” söyler.

İki Savcılık ifadesinde iki farlı ihbarcı ismi; Ahmet Yılmaz veya Eray Karabay…

Hangisi doğru bilmiyoruz, ama yetkililerin elinde en azından Ahmet Yılmaz diye somut, canlı birisi olduğuna göre Tamer Tatar’a gönderilen kargo poşeti, CD ve mektubun üzerindeki parmak izlerinin de araştırılması gerekmez mi?

Ve başlıbaşına bu olay bile 28 Şubat davasının artık “siyaseten” değil, hukuken değerlendirilmesini sağlamaya yetmez mi?

Tabii öncelik, “TSK’yla mücadeleye devam” değil de “FETÖ’yle mücadele” ise!..

Müyesser YILDIZ
27 Ocak 2020

Odatv Link: https://odatv4.com/yazar/muyesser-yildiz/28-subatin-ihbarci-vatanseveri-de-o-mitci-olmasin-27012050.html

Odatv yeni link: https://www.odatv4.com/makale/28-subatin-ihbarci-vatanseveri-de-o-mitci-olmasin-27012050-177312

Kategori:Uncategorized