İçeriğe geç

AKP’lilerin “Yeni Anayasa” Tarifleri Tesadüf Mü?

MHP Lideri Devlet Bahçeli, “Erdoğan, Anayasayı kafasında çoktan kaldırmış, Türkiye’yi kanunsuzluğa hapsetmiştir… Anayasanın çizdiği sınırlardan taşan, kuruluş ilkelerini inkâr eden, Cumhuriyet’in varlığına kast etmiş kibir ve küstahlık yuvaları hep birlikte Türkiye’nin karşısında hizalanmışlardır. Bunların içinde AKP’nin göze batması, milletimiz adına büyük bir talihsizlik ve kayıptır.” dediğinde, takvimler 2 Mart 2016’yı gösteriyordu.

5 yıl sonra; geçtiğimiz 1 Şubat’ta Erdoğan’ın, “Cumhur İttifakı’ndaki ortağımızla uzlaşırsak, yeni Anayasa için harekete geçebiliriz” açıklamasıyla birlikte tartışmalar başladı, özellikle de “laiklik” ilkesinin yeni anayasada yer almaması konusunda çeşitli görüşler dillendirildi.

O görüşlerden önce, Ayasofya’nın camiye çevrilmesi kararının ardından İktidarı destekleyen Yeni Şafak Gazetesi’nin haftalık dergisi Gerçek Hayat’ın 27 Temmuz-2 Ağustos tarihli kapağını hatırlatalım. “Hilafet” çağrısı yapılarak, “Şimdi değilse ne zaman, sen değilsen kim? Hilafet için toparlanın” denildi.

Tepkiler üzerine AKP Sözcüsü Ömer Çelik Twitter hesabından, “Türkiye Cumhuriyeti, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir. Bu nitelikleriyle Cumhuriyetimiz hepimizin ortak çatısıdır. Ülkemizin siyasal rejimi büyük sosyal ve siyasal tecrübelerden geçmiş ve geleceğe yürümektedir. Türkiye’nin siyasal rejimiyle ilgili siyasal kamplaşma üretmek yanlıştır. Cumhuriyetimiz tüm nitelikleriyle gözbebeğimizdir.” açıklamasını yaptı.

Derginin Genel Yayın Yönetmeni Kemal Özer ise sözkonusu kapağı şu sözlerle savundu:

“Müslümanların birlikteliğini savunmak ne zamandan beri provokasyon sayılıyor? Nasıl Avrupa bir araya gelip bir birlik kurmuşsa, nasıl ki, başkaları benzerlerini yapmışsa, Dergimiz İslâm ülkelerinin bir araya gelmelerini talep etmektedir. Bu da herkesin en temel hakkıdır. Çağrımızın her hangi bir ülke ile alakası yoktur. Unutulmamalıdır ki, hilafet sadece bir makam değil, İslam ümmetinin birliği, birlikteliği, dayanışması demektir.”

İki İleri Bir Geri

Şimdi de 2 Şubat’tan sonraki gelişmelere bakalım.

Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’ün, “Cumhuriyeti 1921 Anayasası ruhuyla taçlandıracağız” başlığıyla özetlenen açıklamasında, şöyle ifadeler vardı:

“1921 Anayasası, Türkiye’de yaşayan herkesin her düşüncenin, her inancın, her anlayışın yansıdığı bir toplumsal sözleşme metnidir. Yine aynı anlayışla, 100 yıl sonra aynı ruhla bunun yine gerçekleşeceğine, 83 milyonu kuşatan, insan onurunu koruyan, hak ve özgürlükleri teminat altına alan yeni Anayasa’nın yapılacağına olan inancımız tamdır.”

Yine tepkiler geldi. Bakan Gül de şu düzeltmeyi yaptı:

“Konuşmamda o zamanın ruhuna vurgu yaptım. Yoksa o günün şartlarında ve koşullarında hazırlanmış bir Anayasa olsun demedim.”

Gül’ün ardından AKP Grup Başkanvekili Cahit Özkan, yeni anayasanın isminin “Yeniden Kuruluş Anayasası” olacağını duyurdu.

Bu defaki tepkiler daha büyük oldu… “Devlet yıkıldı mı?” tartışmaları başladı… Sıfırdan yeni bir anayasanın hangi şartlarda ve kimler tarafından yapılabileceği hatırlatıldı…

AKP Grup Başkanvekili Özkan’ın o sözlerini, bu defa AKP’nin bir başka Grup Başkanvekili, Naci Bostancı tekzip etti. Bostancı, “Yeni bir devlet, kuruluş anayasası diye bir şey söz konusu değildir… Amacımız, 1923 yılında kurulan Cumhuriyetimizi, demokrasi ve özgürlükler temelinde daha ileri taşımaktır.” dedi.

Yeni Anayasa tartışmalarına Ayasofya Camii Baş İmamı Prof. Mehmet Boynukalın da katıldı. Boynukalın, açıkça şunu savundu:

1921 ve 24 anayasalarında devletin dini İslam’dı ve laiklik yoktu. Cumhuriyet fabrika ayarlarına dönsün.”

Bu defa “tekzip” eden çıkmadı; aksine Boynukalın, yeni açıklamalara o sözlerinin arkasında durdu.

4 gün önce de AKP Genel Sekreteri Fatih Şahin, 18 yılda pek çok alanda “sessiz devrimler” yaptıklarını anlattıktan sonra şunları söyledi:

“İnşallah ülkemizin ayağının bağı olan birçok prangayı nasıl söküp attıysak, darbe eseri olan 1982 Anayasası’nı da ülkemizin hedeflerine ulaşmasının önündeki bir engel olmaktan söküp atacağız… Yeni anayasa Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin temel felsefesini esas alan bir anayasa olacak. Yeni anayasa 83 milyonun, toplumun tüm kesiminin anayasası olacak. Kuşatıcı, kucaklayıcı bir anayasa olacak. Din ve vicdan hürriyetini çağdaş ve özgürlükçü bir yorumla yeniden ifade eden bir anayasa olacak.”

Ve son olarak dün; Adalet Bakanlığı’na bağlı olan Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu (TİHEK) Başkanı Süleyman Arslan, AİHM’i eleştirirken, “Avrupalı ülkeler kendi aralarında bir insan hakları mekanizmasına sahipken, İslâm dünyasının çok daha büyük hak ihlalleri altında ezildiği ancak bu mağduriyetlerine karşı başvurabilecekleri etkili bir insan hakları mahkemesinden mahrum oldukları ve böyle bir mahkemeye ihtiyaç duydukları bir gerçektir.” dedi.

Bu İstekleri Nereden Hatırlıyoruz?

Şuraya geleceğiz; Erdoğan’ın “Yeni anayasa” talebiyle birlikte peşpeşe gündeme getirilen bu taleplerin dayanağı, acaba yine bizzat Erdoğan’ın geçmişte dillendirdiği görüşler olabilir mi?

Erdoğan neleri mi istemiş ve savunmuştu?

1992’de şunları:

“2000’li yıllar dünyada dine dayalı sistemlerin iktidar olduğu yıllar olacaktır. Bunu Hıristiyan ülkeler söylüyor. Biz bu ülkede Elhamdülillah Müslümanız demekten başka bir şey diyebiliyor muyuz? Ne demeye başlamalıyız. ‘Müslümanca yaşamak istiyoruz’ dememiz gerekir. Buna muhtacız.”

1993’te “İkinci Cumhuriyet” tartışmaları kapsamında, özetle şunları:

70 yıllık Türkiye Cumhuriyeti katı bir üniter anlayışa sahip olmuştur… ‘Türkiye Türklerindir’ gibi tezler yanlıştır. Türkiye, Türkiye’de yaşayan herkesindir. Bir inanç birlikteliği bu insanların bütünlüğünü sağlayabilir… Ne yazık ki, Türkiye’nin 70 yıllık tarihi, boşa harcanmış bir zamandır.

Belki Osmanlı eyaletler sistemi benzeri bir şey yapılabilir, eyaletler içinde bir sistem olabilir… [Bunları] Ümmet kavramı içinde düşünmüyorum ki, İslâm devlet planı içinde düşünüyorum.

Eğer bugünün Türkiye’sinde yaşayan, sözüm ona laikliği benimsemiş insanların, bu anlayışı terk edip, İslami bir anlayışa ve hukuka geçmeleri mümkün müdür diye sormak istiyorsanız; öncelikle şunu hatırlatmak isterim: Bu insanların ataları 100 yıl önce, 200 yıl önce hangi hukuk sisteminde yaşıyorlardı?… Bugünkü hukuk sistemini kabullenmeleri ve adapte olmaları nelerin pahasına, hangi yöntemlerle gerçekleştirildi?… Biz inanıyoruz ki Türkiye’de insanların hemen hemen tamamı, gerek varlık olarak fıtratları gereği, gerekse üzerinde yaşadıkları coğrafya ve tarihi misyonları gereği zaten Müslüman’dırlar. Ancak bu özelliklerini ortaya koymaları engellenmiştir. Cebri yollarla bastırılmıştır. Eğer insanların beyinlerindeki ipotekleri kaldırırsak, onlar kendiliğinden İslam’ı seçecektir. Çünkü özlerinde inanç vardır.

Tevhid-i Tedrisat Kanunu nelerin önünü tıkamak, nelerin önünü açmak içindi? Harf inkılabı vasıtası ile bir ülkenin tamamının bir anda sıfır okur-yazar seviyesine indirgenmesi kimlere yaramıştır?

1994’te şunu:

Yahu milletin bütünlüğü, “Ne mutlu Türküm diyene” ifadesiyle sağlanır mı? Osmanlı, 30’u aşkın etnik grubu ümmet düşüncesiyle bir arada tuttu. Biz de inanç birliğiyle tutacağız.

Yine aynı yıl şunu:

Ben Müslümanım diyenin aynı zamanda laikim demesi mümkün değil. Niye? Çünkü Müslümanın yaratıcısı Allah, kesin hakimiyet sahibidir. Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir, koskoca bir yalan. Egemenlik kayıtsız şartsız Allah’ındır.

Tutturmuşlar laiklik elden gidiyor… Yahu bu millet istedikten sonra, tabii elden gidecek yahu! Sen bunun önüne geçemezsin ki.

1996’da da şunu:

“Gerçek sivil toplum kuruluşları, dini tarikat ve cemaatlerdir.”

Biliyoruz ki, Erdoğan ve AKP, geçen 20 yılda alıştıra alıştıra birçok hedefini hayata geçirdi.

Sıra artık “Yeni anayasa”da.

Peki her gün bir ismin, bir tarafını ifşa ettiği bu “Yeni anayasa”, tam olarak kimlerin hazırladığı taslakla örtüşüyor, içeriğinde neler var? Yarın devam edelim.

Müyesser YILDIZ
23 Şubat 2021