İçeriğe geç

15 Temmuz Darbesinin “Finansörü” İle Barışılıyorsa Sırada Ne Var?

Ankara’nın, 10 milyonluk Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile ilişkisini mercek altına alalım. Bu ülkeyle de çok ciddi sorunlarımız var. Daha doğrusu vardı. Sorunların ana sebebine gelmeden önce son 5 yıldaki bazı olayları hatırlatalım.

2017 sonunda BAE Dışişleri Bakanı Abdullah bin Zayed, Iraklı bir Twitter kullanıcısının, “1916 yılında Türk Fahri Paşa’nın Medinetü’l Münevvere halkının hakkına girdiğini ve onların mallarını çaldığını, onları kaçırdığını, Şam’dan İstanbul’a ‘Seferberlik’ ilan ederek Medine’deki el yazması eserleri çaldığını biliyor muydunuz? İşte Erdoğan’ın dedelerinin Müslüman Araplarla ilişkisi buydu.” şeklindeki iddiasını kendi hesabından paylaştı.

Buna çok sert tepki gösteren Erdoğan, “Fahreddin Paşa Medine Müdafaasını yaparken, ey bize bühtanda bulunan zavallı, senin ceddin neredeydi?” dedi.

Hep Karşımızda Oldu

2019 sonunda, TBMM’de Libya tezkeresi kabul edildiğinde, ilk ses BAE’nden çıktı. Dışişleri ve Uluslararası İşbirliği Bakanlığı, kararı kınadı. Ayrıca bunun “Arap ulusal güvenliğine ve Akdeniz havzasının istikarına açık bir tehdit” olduğunu, “Türkiye’nin radikalleri ve teröristler destekleyerek ve Libya’ya radikal unsurlar transfer ederek tehlikeli bir rol üstlendiğini” öne sürdü.

Ocak 2020’de Libya’nın Başkenti Trablus’ta bir askeri okula düzenlenen saldırıda 26 silahsız öğrenci hayatını kaybetti. Saldırının arkasında BAE’nin olduğu bildirildi.

Birkaç ay sonra BAE bir kez daha, “Kategorik olarak Türkiye’nin Libya’ya askeri müdahalesini reddediyoruz.” açıklamasını yaptı. Dışişleri Bakanlığı’mız şu karşılığı verdi:

BAE Yönetimi’nin Türkiye hakkında çirkin ve asılsız ithamları, esasen bu ülkenin kendi yıkıcı faaliyetlerini örtme saikinin ürünüdür. BAE, Libya’daki darbecilere yıllardır silah, askeri malzeme ve paralı asker desteği sağlamaktadır. BAE’nin sadece Libya’da değil Yemen, Suriye ve Afrika Boynuzu dahil tüm bölgemizde uluslararası barış, güvenlik ve istikrarı bozucu hareketleri uluslararası toplumun malumudur… BAE Yönetimi’ni, ülkemize karşı düşmanca tavır takınmaktan vazgeçmeye ve haddini bilmeye davet ediyoruz.”

Yine o günlerde BAE, Mısır, Yunanistan, Rum kesimi ve Fransa’yla birlikte Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki faaliyetleri aleyhine bir bildiri yayımlayınca, Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hami Aksoy, “Doğu Akdeniz’le hiçbir alakası olmayan BAE’ni diğer ülkelerle bir araya getiren, Türkiye düşmanlığından başka bir şey değildir. Bu ülkenin hem bize hem Libya’ya karşı sabıkası bellidir.” dedi.

Akar: Hesabını Soracağız

Temmuz 2020: El Cezire’ye konuşan Savunma Bakanı Hulusi Akar, başını BAE’nin çektiği Körfez ülkelerine tepki gösterirken şu ifadeleri kullandı:

Birleşik Arap Emirlikleri, zarar vermek amacıyla Türkiye karşıtı terör örgütlerini destekliyor. Doğru yer ve zamanda hesabını soracağız. BAE küçüklüğünü ve etkisini göz önünde bulundurarak bunu yapmamalı.”

Dışişleri Bakanı Enver Gargaş, “Türk Savunma Bakanı’nın tahrik edici açıklaması, ülkesinin diplomasisindeki yeni bir düşüşü gösteriyor. İlişkiler tehditlerle yönetilemez, günümüzde ve bu asırda sömürgeci hayallere yer yok. Türkiye’nin Arapların içişlerine karışmaması daha uygun olur.” cevabını verdi.

Ağustos’ta BAE, İsrail’le normalleşme anlaşması imzalayınca bardak taştı. Önce AKP Genel Başkavekili Numan Kurtulmuş, bunun “Müslümanlara karşı yapılmış açık bir ihanet” olduğunu belirtip “BAE’nin açıktan ‘Filistin davasını satması’ işlevini telin ve protesto ettiğini” bildirdi. Ardından Erdoğan, Abu Dabi yönetimiyle “diplomatik ilişkileri askıya alma” ya da “Büyükelçi’mizi geri çekme” gibi bir adım konusunda Dışişleri Bakanı’na talimat verdiğini ve “Filistin’i yedirtmeyeceklerini” söyledi.

2017’den beri devam eden bir başka sorun, BAE ve Körfez ülkelerinin Katar’ı boykot edip buradaki Türk askeri üssünün kapatılmasını istemeleriydi. Ekim 2020’de Erdoğan Katar’a gidince, BAE Dışişleri Bakanı Enver Gargaş, şöyle tepki gösterdi:

Arap Körfezi’ndeki Türk askeri varlığı bir acil durumdur. Bölgede kutuplaşmayı arttırmaktadır ve bölgedeki devletlerin egemenliğini, çıkarlarını ve halklarının faydalarını hesaba katmayan bir varlıktır. Bölgesel garnizonlara ve önceki yüzyıllara ait kolonyal ilişkileri yenide üretmeye ihtiyacımız yok.”

Sedat Peker Sorunu Da Var

Son sorunun adı malûm: Sedat Peker. Nisan ayından beri gündeme getirdiği inanılmaz iddiaları BAE’den dillendirdiği bildiriliyor.

AKP Milletvekili, TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı Ali Özkaya’nın bu konuda Genel Kurul’da yaptığı konuşmaya atıfla yetinelim. Yaşananların uluslararası güç odakları ve istihbarat örgütlerince organize edildiğini anlatan Özkaya, “Birleşik Arap Emirlikleri’ne kaçmış veya kaçırılmış, bunların piyonu olmuş birisinin açıklamaları üzerinden Türkiye’nin gündemini meşgul etmek, Aziz Milletimize ve ülkemize verilebilecek en büyük zararlardan birisidir.” dedi.

15 Temmuz’un Arkasındaki Ülke Hangisiydi?

Türkiye-BAE arasındaki temel soruna gelirsek; daha 15 Temmuz’dan 7 ay önce, iktidarı destekleyen Yeni Şafak gazetesi, BAE’nin adını vererek, “Erdoğan’a, Mursi’ye yapılan darbenin benzerinin yapılmasının hedeflendiğini” öne sürdü.

Bu iddialar, 15 Temmuz’dan sonra daha güçlü bir biçimde dillendirildi. Devletin Anadolu Ajansı başta olmak üzere İktidar medyasının yazdıklarıyla, AKP’lilerin söylediklerini ana başlıklarıyla hatırlatalım.

Temmuz 2016’da Yeni Şafak, Ağustos 2016’da Hürriyet “Darbe girişiminde BAE’nin parmağı” olduğunu belirtirken Erdoğan, bu ülkenin finanse ettiği Filistinli muhalif lider Muhammed Dahlan’ı işaret etti.

Aralık 2019’da Anadolu Ajansı, Dahlan hakkında uzun bir haber yapıp bu ismin “BAE’nin truva atı” olarak çalıştığını anlattı.

Daha 4 gün önce Yeni Şafak’ın eski Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Karagül, “‘Erdoğan’ı devirme, Türkiye’yi durdurma’ projesi küresel bir projedir. ABD ve Avrupa bunu çok denedi. BAE ve S. Arabistan denedi. Şimdi İran deniyor.” iddiasında bulundu.

Sadece İki Soru

Tüm bunları anlatmamızın sebebi ne mi? Önceki gün BAE Ulusal Güvenlik Danışmanı ve Veliaht Prens Bin Zayed’in kardeşi Şeyh Tahnoun bin Zayed Al Nahyan’ın, Erdoğan’ın katında kabul edilmesi.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı, görüşmede “iki ülke arasındaki ilişkiler ve bölgesel konuların değerlendirildiğini” duyurdu.

Yıllardır Türkiye’ye söylemediğini bırakmayan Enver Gargaş, Erdoğan-Nahyan buluşmasını “tarihi bir görüşme” olarak nitelendirip şu açıklamayı yaptı:

Şeyh Bin Zayed, Türkiye Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan ile tarihi ve olumlu bir toplantı yaptı. Toplantının ana odak noktalarını da iş birliği ve ekonomik ortaklıklar oluşturdu. BAE köprüler kurma ve ilişkilerini güçlendirmeye devam ediyor.”

Erdoğan ise aynı gece katıldığı bir televizyon programında bu görüşmeyle ilgili şunları söyledi:

BAE’nin Türkiye’ye yönelik yatırımlar konusunda görüşmeler yaptık. Hangi alanlarda ne gibi yatırımlar yapılabilir, onları görüştük. Çok ciddi bir yatırım planları var. İnşallah bunu Varlık Fonu Başkanı arkadaşımız, bunu muhattaplarıyla iyi götürürse, BAE ülkemizde ciddi yatırımlara girecek. Devletler arasında iniş-çıkışlar olabilir. Burada da benzer konular oldu. Birkaç aydır; istihbarat örgütümüz başta olmak üzere Abu Dhabi yönetimiyle bazı görüşmeler yaparak bell bir yere geldik. Biz bölgenin esas aktörlerinin birbiriyle doğrudan konuşmasını, kendi sorunlarını birlikte çözmelerini önemsiyoruz.”

Libya, Kıbrıs, Katar başta olmak üzere birçok konuda Türkiye aleyhinde faaliyet göstermesi bir yana, yıllardır 15 Temmuz’un ve Erdoğan’ı devirme planlarının arkasında olduğu vurgulanan bir ülke ile birden bire bu noktaya gelinmesi şaşırtıcı değil mi?

Yok, Sedat Peker’in kendisini “Hain, düşmanımız olan BAE’ne gitti.” diye suçlayanlara, “Namussuzlar, şimdi ne yazacaksınız?” demesi gibi bir yorumda bulunmayıp Erdoğan’ın, “Yatırım planları var.” sözlerinden ve Sedat Peker’in, “AKP-FETÖ mahrem görüşmeler yapıyor.” iddiasından hareketle şu iki soruyu sormakla yetineceğiz:

  • Acaba bu yeni “dosta” ne verilip neler satılacak?!
  • 15 Temmuz’un “finansal patronu” ile masaya oturulduğuna göre, “figüranlarla” kucaklaşma ne zaman?

Müyesser YILDIZ
20 Ağustos 2021