İçeriğe geç

PKK Açılımında Son Sözü Kim Söyleyecek-1

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş Meclis’te kurulan “PKK komisyonunun” önceki günkü toplantısında, “terörsüz Türkiye” adı konulan yeni sürecin bir “devlet politikası” olduğunu vurgulayıp, “Bu komisyonun amacı, Türkiye’de toplumsal rızanın da artırılmasıdır… Bizim işimiz kaç tane silahın nereye bırakıldığını ölçmek değil, devlet politikası olan bu konuyu millet politikası haline getirmek ve bunun takipçisi olmaktır.” dedi.

Devlet politikasının” açılımını ise şöyle yaptı:

Bu konu en başta Sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere devletin bütün birimlerinin benimsediği iş olarak milli bir sorumluluk olarak kabul ettiği bir süreçtir.”

Kurtulmuş ayrıca, süreci, Türkiye’nin kendisine özgü bir modelle gerçekleştirmeye çalıştığını” ve “9 ay gibi kısa bir sürede olağanüstü bir mesafe alındığını” kaydetti.

Kurtulmuş’tan önce de MHP Genel Sekreteri İsmet Büyükataman, “terörsüz Türkiye stratejisinin, emperyalizme geçit vermeyen, Ankara merkezli bir hedef” olduğunu belirtirken, “Meselenin sahibi Türk devlet aklıdır.” demişti.

Kurtulmuş’un, “Komisyonun amacı, Türkiye’de toplumsal rızanın arttırılmasıdır” sözü nedense önceki açılımların “Hasan abisi” Hasan Cemal ve teröristbaşının daha Nisan 1993’te Bekaa’da yaptıkları uzun sohbetlerde, “Türk kamuoyunu ikna etmeden, hazırlamadan barışı yakalamanın hayal olduğu” konusunda mutabık kalmalarını hatırlattı!..

Devlet politikası” meselesine gelelim.

Aylardır “MİT’in süreçte büyük bir rol üstleneceği, “PKK’nın silah bırakmasının her adımını takip edip Erdoğan’a raporlayacağı, “MİT raporlarına göre aşama aşama gidileceği; yani “son sözü” MİT’in söyleyeceği anlatılıyor.

Zaten bizzat MİT Başkanı İbrahim Kalın da, “terörsüz Türkiye sürecinin Türkiye’nin büyük bir prangadan daha kurtulma hamlesi” olduğunu açıklayıp, “bu değişimin toplumun, zihnin, bireylerin, aydınların, sanatçıların, kanaat önderlerinin katılımı ve katkısıyla bir sonraki aşamaya geçeceğinden” söz etti.

Üstlenilen o rol kapsamında da Kalın, Barzaniler, TBMM’deki siyasi partiler ve Başkan Numan Kurtulmuş ile görüştü. Komisyona 10 yıl süreyle açıklanamayacak kapalı oturumda bilgi verdi. Peki siyasi parti liderlerine ve komisyona neler anlatıldı?

DEM eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “MİT ile yaptığımız görüşme gizlidir. Neler konuştuğumuz söylemeyeceğim, ama bizi bilgilendirdiler olumlu ve iyi geçti” derken, İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, “Bilmediğimiz bir şey öğrenmedik.” açıklamasını yaptı. TİP de komisyondaki gizli oturumun ardından, “Toplantıda bugüne kadar kamuoyunda gündeme gelmemiş herhangi bir bilgi aktarımı olmamıştır.” bilgisini verdi.

İyi de bunların öncesinde İmralı’daki teröristbaşı ne söylüyordu? Şunu:

Biz burada devletle işi götürüyoruz. AKP ve Cumhur İttifakı ile ilgisi yok.”

TBMM Başkanı Kurtulmuş süreç için, “devletin bütün birimlerinin benimsediği iş” diyor ya; AKP Sözcüsü Ömer Çelik’in Mayıs ayındaki şu sözlerine de dikkat çekelim:

Cumhurbaşkanımızın siyasi hayatında en sert tepki verdiği noktalardan bir tanesidir. Askeri bürokrasi içerisinde bir yaklaşımın ‘bu sürece karşıyız’ demeseydi. Cumhurbaşkanımız o süreçte ‘Kimse devlet içinde devlet değildir.’ demişti. Siyasi iktidarımızın topyekün tehdit edilmesine rağmen Cumhurbaşkanımız yürütmüştür bunu.”

Çelik’in bu sözlerinin altını çizmemizin sebebi, “Demek ki, artık TSK da süreci destekliyor” tespitini yapmak değil, önceki tüm açılımlar için de “devlet aklı” dendiğini hatırlatmak!..

Hasılı, geçmişe dair o kadar çok unuttuklarımız var ki, yeni sürecin takibi için ana hatlarıyla bunları anlatmak istiyoruz.

Teröristbaşının Kurtarılması

16 Şubat 1999’da Türkiye’ye getirilen teröristbaşının yargılanmasıyla birlikte PKK’ya af tartışmaları başladı.

Dönemin iktidar ortağı MHP Lideri Devlet Bahçeli, dünyanın hiçbir hukuk devletinde en ağır cezaya çarptırılan bir kişinin siyasi muhatap kabul edilmesinin mümkün olmadığını, bunun insanımıza ve vatanımıza kast eden birini ödüllendirmek anlamına geleceğini belirterek, “Kimse dolaylı da olsa terörün hedefine ulaştığı izlenimini uyandıracak bir anlayış içinde olmamalıdır. Yine hiç kimsenin böyle bir tarihi hatayı, demokrasi ve insan hakları gibi kavramlarla süsleyerek sunmaya hakkı yoktur.” uyarısında bulundu.

Teröristbaşının idam dosyasının TBMM’ye gönderilmeyip Başbakanlık’ta bekletilmesi istenip AB üyeliği için idam cezasının kaldırılması şartı koşulduğunda da, “Milletimizin ve partimizin, TBMM’nin hür iradesine ipotek koyulmasına müsaade etmesi düşünülemez.”, “Bizim MHP olarak konuya bakışımız ve tavrımız açıktır. Türk adaleti, caniye gerekli olan cezayı vermiştir ve bundan sonra da yasalar neyi emrediyorsa, onların yapılması gerekmektedir.” dedi.

12 Ocak 2000’de iktidar ortakları Bülent Ecevit, Devlet Bahçeli ve Mesut Yılmaz bir zirve düzenledi. Ve 7 saatlik zirveden, teröristbaşının dosyasının Başbakanlık’ta bekletilmesi kararı çıktı.

Bahçeli buna ilişkin açıklamasında; “uluslararası taahhütlerimize” işaret edip “hukuka saygı içinde alınan” söz konusu kararın terör örgütü ve yandaş çevrelerce ülke, millet ve devletin aleyhine kullanılması halinde “erteleme sürecinin kesilerek derhal infaz sürecine geçileceğini” bildirdi.

Peki 1999’da “Öcalan’ı idam etme” vaadiyle işbaşına gelen, bu zirveden sadece bir gün önce de Osmaniye’de, “teröristbaşının idamının gerçekleşeceği” mesajını veren Bahçeli neden ve nasıl fikir değiştirmişti?

O günlerde ve sonraki yıllarda konuşulan, yazılan, çizilen iddia; TSK ve MGK’nın dahil olmadığı bu “devlet kararının” dönemin MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun’un Başbakanlığa getirdiği rapordaki bir sayfanın Ecevit tarafından Bahçeli’ye gösterilmesinin ardından Bahçeli’nin idam dosyasının TBMM’ye gönderilmesinden vazgeçmesi sonucu alındığıydı. Nitekim dönemin etkili ve yetkili Başbakan Yardımcısı Hüsamettin Özkan da ilerleyen süreçte, “Devlet Bahçeli’yi MİT raporları sayesinde ikna ettiklerini” açıkladı.

MİT’in Bir Sonraki Adımı

Başbakanlık’taki zirveden sadece 10 ay sonra ise şu oldu:

Gazetelerin Ankara temsilcileriyle biraraya gelen MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun ve Yardımcısı Mikdat Alpay, “Devletin Kürtçe televizyon yayını yapmasında” ve dahi “Öcalan’ın asılmayıp Türkiye’nin çıkarları doğrultusunda kullanılmasında fayda gördüklerini”, “bu görüşlerini de hükümete bildirdiklerini” duyurdu.

Başbakan Ecevit’in izni, Mesut Yılmaz’ın desteğiyle yapılan bu açıklamanın sebep ve hedefi de şöyle yorumlandı:

Ankara kulislerinde, açıklamaların MİT tarafından yapılmasının MHP’yi ikna olması yolunda daha etkili olacağı düşüncesi hakim. MİT gibi bir kurumun böyle bir açılım göstermesinin ve başta Kürtçe Tv olmak üzere bazı adımlar atılmasının gerekli olduğunu belirtmesinin, MHP’nin tereddütlerini gidermek açısından daha uygun bir zemin hazırlayacağı beklentisinin, mesajların Atasagun ve Alpay’ın ağzından verilmesinde rol oynamış olabileceği yorumları yapılıyor. MİT bile karşı olmadığına göre, atılması düşünülen adımların devletin çıkarlarına uygun olacağı sonucuna varmayı kolaylaştıracağı, bu nedenle de, mesajların hükümet tarafından değil, devletin güvenlik kurumları tarafından yapılmasının yeğlenmiş olabileceği de dile getiriliyor. Özellikle idamın kaldırılması ve Kürtçe Tv yayını gibi konularda MHP’nin muhalefeti ve katı tutumu dikkate alınırsa, ‘neden MİT’in konuştuğu’ sorusuna karşı yapılan yorumların mantıklı olduğu söylenebilir. Bakalım bu taleplerin MİT tarafından gündeme getirilmesi ve Genelkurmay’ca da paylaşıldığının ifade edilmesi, MHP’nin tutumunda bir değişikliğe yol açacak mı?”

İşte bundan kısa bir süre sonra da “AB uyum paketleri” kapsamında Kürtçe TV ve idam cezasının kaldırılması için kollar sıvandı!..

Devam edeceğiz…

Müyesser YILDIZ
29 Ağustos 2025

12punto link: https://12punto.com.tr/yazarlar/muyesser-yildiz/pkk-aciliminda-son-sozu-kim-soyleyecek-1-97172

Kategori:Uncategorized