İçeriğe geç

Güneş, “Babam Gelecek” Diye Okula Gitmedi… Doruk Rüyasında Babasının Eve Geldiğini Gördü…

Son 1 yıldaki 22 paylaşımından dolayı, “Cumhurbaşkanına alenen hakaret, halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma, Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ve devletin yargı organlarını alenen aşağılama” suçlamalarıyla tam 90 gündür tutuklu olan ve 20 yıla kadar hapsi istenen Gazeteci Alican Uludağ’ın 5 yaşındaki oğlu bu gece rüyasında babasının eve geldiğini gördü. 11 yaşındaki kızı Güneş de, “Babam gelecek. Onu bekleyeceğim” diyerek okula gitmedi. Ve Alican Uludağ bugünkü ilk duruşmada tahliye edildi.

Kendisi Silivri’de tutulan, ama davası Ankara’da görülen Alican Uludağ’ı desteklemek üzere çok sayıda gazeteci ve CHP’nin gazeteci kökenli Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer, Ankara Adliyesi’ne geldi.

57. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülmesi kararlaştırılan, ancak hakimin raporlu olması nedeniyle 27’nci Asliye Ceza Mahkemesi’nin baktığı davanın bugünkü ilk celsesine, Ankara’ya getirilmesi talebi kabul edilmediği için Alican Uludağ SEGBİS’le bağlandı.

Uludağ, duruşmanın başlangıcında kameraların izleyicileri de göreceği şekilde ayarlanması talebinde bulundu. Hakimin cezaevi görevlileri ile görüşerek bu talebi yerine getirmesi üzerine Uludağ, önce salondaki meslektaşlarını, ardından İsmail Arı ve Merdan Yanardağ başta olmak üzere tutuklu diğer gazetecileri selamladı.

Kimlik tespiti sırasında mesleği sorusuna Yargı muhabiriyim” cevabını veren Alican Uludağ, savunmasında özetle şunları söyledi:

Tam 90 gündür Ankara’dan, ailemden, gazetecilikten uzakta Silivri’de sürgündeyim. Çağlayan’da nasıl herkesten saklanarak tutuklandıysam bugün de herkesten uzakta, gizlenerek yargılanıyorum. Dosyamı basın savcısı değil terör savcısı hazırladı. Ben terörist miyim? Ankara Adliyesi’nde 16 numaralı basın odasında masam beni bekliyor. Soruyorum: burada benim ne işim var? Mesleğime başladığımda FETÖ’nün adliye yapılanmasını haber yapan az sayıdaki gazetecilerden biriydim. O dönemin zorlu şartlarında adliye muhabirliğini öğrendim. O gün de tarihin doğru yerindeydim, bugün de tarihin doğru yerindeyim. Ne bir çıkar grubunun ne de bir tarikatın ya da cemaatin gölgesinde haber yaptım. Bugüne kadar hakkımda çokça dava açıldı, tehdit edildim. Ama vicdanım rahat. Gazetecilik faaliyetimin bedelini ödemek için içeriye atıldım. Gazeteciliği kendi çıkarım için değil, halkın çıkarı için yaptım. Gazeteciliğimin diyetini ödetmek üzere de cezaevine atıldım. Benim tutuklanmam, aynı zamanda gazetecilik mesleğine yönelik de bir tehdittir. Engellenen ben değil, bizzat halkın haber alma hakkıdır.”

Tayfun Kahraman’ın Gözleri

Savunmasının devamında, suçlama konusu yapılan paylaşımlarını tek tek okuyup, “Bunlarda eleştiriden başka bir şey yok. Neresinde hakaret var?” diyen Uludağ, tutuklanmadan önce durumunu dışarıdan takip ettiği Gezi hükümlüsü Tayfun Kahraman hakkında şu gözlemini paylaştı:

Silivri’ye gelince gözlerindeki adaletsizlik duygusunu gördüm. Eğer o adaletsizlik duygusuyla bakıyorsa ve biz bunları dile getirmeyeceksek, onu yaşayan ölüye çevireceksek, burası demokratik hukuk devleti olur mu? Ben bir yargı muhabiriyim. Görevim de yaşananları takip edip haber yapmak ve devleti yönetenleri denetlemektir. Suç işlemedim, gazetecilik yaptım.”

Yaşasın Atatürk’ün Kurduğu Cumhuriyet”

Uludağ, Erdoğan’ın 29 Nisan 2026’daki, “Eleştirilere tahammül gösterdikçe, aykırı seslerin bastırıldığı günler geride kaldı.” şeklindeki sözlerini hatırlatırken de, “Eğer bu sözler doğruysa, benim cezaevinde ne işim var? Bir gazetecinin tweet attığı için 90 gündür tutuklu bulunması nerede görülebilir?” diye sordu.

Uludağ savunmasını şöyle bitirdi:

Delil karartma, kaçma ihtimali, tanıkları etkileme gibi gerekçeler komiktir. Çocuklarım beni beklerken nereye kaçayım? Beni arayacağınız yer de bulacağınız yer de Adliye’nin basın bürosudur. Bugün, dışarıda olmakla içeride olmak arasında farkın silikleştiği bir dönemdeyiz. Korku iklimi bir sis gibi Türkiye’nin üzerine çökmüş durumda. İnsanlar konuşmaktan, yazmaktan, düşünmekten korkuyor. Yargı ve devlet aygıtı muhalefete karşı giyotin olarak kullanılıyor. Demokratik anayasal düzen büyük bir tehdit altında. Ya demokrasi olacağız ya da ABD Ankara Büyükelçisi’nin dediği gibi monarşik bir yapı olacağız. Bugün gazeteciler susarsa toplum da susar. Yaşasın Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu demokratik ve laik Türk Cumhuriyeti. Yaşasın hürriyet. Yaşasın gazetecilik.”

Avukatı Abbas Yalçın da Uludağ’ın tutuklanmasını Erdoğan’ın dahi istemediğini, çünkü hâlâ müşteki gözükmediğini vurgulayıp, “Tutuklanmasını kim istiyor? Tek isteyen İstanbul Terör Savcılığı. Bu tutukluluk, hukuka aykırılığın ötesinde gerçeğe aykırılıktır. Bu eziyete son vereceğinize inanıyorum.” dedi.

Davaya katılım talebinde bulunan Ankara Baro Başkanı Mustafa Köroğlu ise şunları kaydetti:

Adliye’nin 16 numaralı odasında masası olan Alican’ı SEGBİS’ten dinliyoruz. Adil yargılanma için sizin gümleğinizin rengini görme hakkı var. Tutuklanmadan önce, o hafta için kahve içmek üzere sözleşmiştik. Önümüz bayram, bayramda o kahveyi içmek istiyorum.”

Beyanların tamamlanmasından sonra mütalaası sorulan Savcı, Alican Uludağ’ın tutukluluğunun devamına karar verilmesini istedi.

Alican Uludağ da savcı mütalaasına karşılık, “Gerekçesini keşke somut olgularla açıklasaydı. Böyle soyut kavramlarla 90 gündür tutuklu olan gazetecinin hâlâ tutukluluğunu savunuyor olmasına karşı diyecek bir sözüm yok.” değerlendirmesini yaptı.

Duruşmanın sonunda Hakim, Uludağ’ın tahliyesine karar verdi. Bunun üzerine eşi, anne-babası ve kardeşlerinin birbirlerine sarılarak ağladığı görülürken, gazeteciler de kararı alkışlarla karşıladı.

Duruşma 18 Eylül’e bırakıldı.

Müyesser YILDIZ
21 Mayıs 2026

Kategori:Uncategorized