
Geçtiğimiz Cuma günü başlayıp Pazar günü sona eren 62’nci Münih Güvenlik Konferansı’na ABD desteğiyle yeniden İran’ın başına geçmek isteyen Rıza Pehlevi davet edilip İran’dan kimse çağrılmayınca Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, “Münih sirki” benzetmesini yaptı.
İran’ın “sirk” dediği konferans Türkiye için de pek farklı sayılmazdı; ama Ankara’dan tık bile çıkmadı. Sırayla anlatalım.
Konferansın ilk günü ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Suriye Dışişleri Bakanı Şeybani başkanlığındaki heyetle görüştü. Heyette Türkiye’nin kırmızı bültenle aradığı YPG/SDG’nin başı Mazlum Kobani ve yardımcısı İlham Ahmed de vardı.
İktidarımızın medyası bu görüşmeyi, “Suriye için yeni başlangıç” diye sunup Mazlum Kobani’nin özerklik iddialarından vazgeçtiğini öne sürdü.
Trump’ın sömürge valisi Tom Barrack da, “Bir resim bin kelimeye bedeldir – yeni bir başlangıç” yorumunu yaptı.
Oysa Türkiye açısından 1001 rezalete bedel bir resimdi ve devamı da şöyle geldi:
Kırmızı bültenli ikilimiz Kobani ve Ahmed, önce YPG/SDG hamisi ABD’li Senatör Lindsey Graham başkanlığındaki üst düzey bir kongre heyeti, ardından Senatör Jeanne Shaheen başkanlığındaki bir başka senato heyetiyle bir araya geldi.
Graham’la görüşmede; “Kürtleri koruma yasası” girişiminin önemi konuşuldu… Kırmızı bültenlilerimiz de ABD’li senatörleri, “özgürlük ve adalet mücadelesinde temel ortakları” olarak tanımladı…
Shaheen “FETÖ’cü” mü Neydi?!
Kırmızı bültenlilerimizin kıdemli Senatör Shaheen başkanlığındaki heyetle görüşmesinde ise Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani de vardı.
Erdoğan’ın 2018’deki 24 Haziran seçimlerinden sonra AKP Genel Merkezi’nde Lindsey Graham’la birlikte kabul ettiği, Rahip Brunson’un bırakılması için çalıştığı, ayrıca “Türkiye’ye F-35 dahil silah satışını blokesini öngören tasarıyı hazırladığı” için iktidar medyasının, “ABD’deki FETÖ yapılanmasıyla yakın ilişkileri var” dediği Senatör Shaheen’in Şeybani ve Kobani’yle görüşmesinden sonra yapılan açıklamada; Kobani için “Suriye Demokratik Güçleri Komutanı General” unvanı kullanıldı.
Kırmızı bültenlilerimizin Münih’te “uluslararasılaştırılması” filmi şu sahnelerle devam etti:
BM Mülteciler Yüksek Komiseri Dr. Berhem Salih ve Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul ile görüştüler… Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan ile bir araya geldiklerinde, Riyad’ın çözüm sürecine verdiği destek için teşekkür ettiler… Macron’la sarıldılar. Macron, teröristbaşına “anlaşmaya bağlı kalmasını sağlamak için Şara’yla görüşme” sözü verdi.
Önce MİT Başkanı Sonra Teröristler
Kırmızı bültenlilerimizin en önemli görüşmelerinden birisi Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin’le olandı. Önemi; Hüseyin’in, onlardan önce Konferansa giden MİT Başkanı İbrahim Kalın’ı kabul etmesiydi. İşte bu kabulden sonra Hüseyin’in SDG’lilerle görüşmesine ilişkin yapılan açıklamada Mazlum Kobani için “SDG komutanı ve sayın” denildi.
Vaka-ı adiyeden odluğu için Neçirvan Barzani’yle yapılan görüşmeyi geçip sadece Barzani’nin bazı sözlerinin altını çizelim.
“Şam ile SDG arasında yürütülen siyasi diyaloğa” kendilerine bağlı ENKS ve diğer Kürt gruplarının da katılmasını istediklerini vurguladı… PKK’nın “sayın Öcalan’ın talep ve çağrılarını yerine getirmesi” gerektiğini belirterek PKK ve SDG’yi ayrı gördüğünü ortaya koydu… Suriye’de otonomi/özerklik konusunun “Şam ve Rojava yönetimine bırakılmasını” savunurken de SDG tarafından belirlenen Haseke Valisi için, “O, hem Kürtlere, hem Araplara hem de tüm bileşenlere hizmet edebilirse, o zaman halk kendi yönetimini savunacaktır.” dedi.
Kobani’den Ankara’ya Mesajlar
Münih’te uluslararası podyuma çıkarılan Mazlum Kobani’nin gayet özgüvenli açıklamalarına gelelim.
ABD Dışişleri Bakanı Rubio ile yapılan görüşmeden sonra hedeflerinin, “Kürt bölgelerinin kendi kendini yönetmesi olduğunu, öz yönetim temelinde örgütlenme” istediklerini belirtince, Suriye Dışişleri Bakanı Şeybani, “SDG heyetinin özerklik talebinde bulunmadığını” söyledi.
Mazlum Kobani ise Şeybani’ye cevaben; “Suriye devletinin unvanlar ve kavramlarla ilgili sorunları var. Ancak biz, yerel bir Kürt yönetimi/hükmü istiyoruz. Adı her ne olursa olsun; önemli olan bunun Kürt olması ve bölgesel yönetim tarzını korumasıdır. Herkesin kendini güvende hissettiği, Kürt özelliklerinin ve kültürünün korunduğu, Kürtlüğe saldırının olmadığı ve Kürtlerin kendi bölgelerini bizzat kendilerinin yönettiği bir yapı istiyoruz.” dedi.
Kobani’nin başka değerlendirmeleri de oldu. Örneğin, Ankara’nın SDG’ye yönelik tutumunda “sınırlı da olsa olumlu bir değişim gözlemlediklerini”, “işbirliği ile olumlu yaklaşım açısından daha fazla ilerleme umduklarını”, “10 Mart anlaşmasından bu yana Türkiye için bir tehdit oluşturmadıklarını”, “Suriye toprakları üzerindeki iddialarını Şam yönetimiyle müzakere ettiklerini”, “Suriye ile SDG arasında yakın zamanda gerçekleşen mutabakatlarda Öcalan’ın olumlu rolü olduğunu” anlatıp “Suriye’deki bölgeler açısından Irak Kürdistanı modelinden faydalanacaklarını” vurguladı. SDG’nin Savunma Bakanlığına entegrasyonu konusunda ise şöyle konuştu:
“SDG’nin feshedilmesi değil, Suriye Savunma Bakanlığı bünyesine entegre edilmesi kararlaştırıldı.”
Rubio’nun İtirafı: “Zaman Kazanma” Anlaşmasıymış
Ankara, Şam ile SDG arasındaki son anlaşmaya “Suriye PKK’sı da bitti” gözüyle bakıp İmralı heyetini yine teröristbaşına gönderirken ve Meclis PKK komisyonu raporunun süreci hızlandırılırken sunmaya hazırlanırken; ABD Dışişleri Bakanı Ruibo Münih’te, o anlaşmanın nasıl ve neden yapıldığını bir güzel itiraf etti.
Suriye’nin kuzeydoğusunda durum gerginleştiğinde Trump’ın “Kürtleri korumak ve IŞİD’lilerin sevkiyatı için” müdahale edip Şara’yla iki kez görüştüğünü belirten Rubio, Trump’ın bu görüşmelerdeki bir diğer temel amacının “Kürtlerin Suriye’deki yeni sisteme dahil edilmesi için zaman kazanmak olduğunu” vurguladı ve “Trump, Şara’ya Kürtlerin Suriye ulusal güçlerine entegrasyonu üzerinde çalışabilmemiz için çatışmaları durdurmasını söyledi. Şara şu ana kadar sözüne sadık kaldı ve savaşı durdurdu. Ancak bu doğrultuda devam etmesi gerekiyor” dedi.
Rubio, Şam yönetimi ile SDG arasında varılan entegrasyon anlaşmasının uygulanmasının kolay olmayacağını da kaydetti.
Suriye’de Yerel Yönetimlere Özerklik Şartı’na Geçiş
Münih’te bunlar yaşanırken ne büyük tesadüf, Suriye’de şöyle bir açılım yapıldı:
Resmi Gazete’de yayımlanan kararla, Yerel Yönetim ve Çevre Bakanının bazı idari ve mali yetkilerinin valilere devredildi.
Devredilen yetkileri tek tek yazmayıp teröristbaşı-PKK-DEM’in çekincesiz uygulanmasını istediği Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nın benzeri olduğunu belirtmekle yetinelim.
Yöneticilerimiz Uyuyor muydu?
Terör örgütü Münih’te böyle boy gösterirken, “Yöneticilerimiz uyuyor muydu?” diye soracak olursanız; Rubio-Kobani buluşmasının ardından kaleme aldığımız “Amerika PKK’yı böyle sattı!..” başlıklı yazımızda şunlara dikkat çektik:
“Peki Türkiye’den tek konuşmacı kimdi? Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’ti. Şaka gibiydi, zira Suriye Dışişleri Bakanı Şeybani’nin de katılacağı dünkü ‘Devrim Sonrası Suriye’nin Geleceği’ başlıklı panelde o konuşacaktı. Konferansın ilk gününde yayımlanan program böyleydi. Medyamız da Şimşek’in konuşacağını duyurdu. Ayrıca Şimşek dışında TBMM Milli Savunma Komisyonu Başkanı Hulusi Akar ile Cumhurbaşkanlığı Dış Politika ve Güvenlik Başdanışmanı Akif Çağatay Kılıç’ın da Münih’e gittiği belirtildi. Ama ne olduysa, dün programın o panelle ilgili kısmı güncellendi. Bu programa göre Şimşek çıkmış, Dışişleri Bakan Yardımcısı Zeki Levent Gümrükçü girmişti. Akşam panel başladığında ne görelim; Gümrükçü de yoktu ve moderatör Türkiye’ye ilgili bu program değişikliğinin neden olduğunu, neden hiçbir ismin katılmadığını açıklamadı bile. Mazlum Kobani işi olup bittikten sonra mı tepki koymaya karar verdiler acaba – ya da gerçekte ne oldu?!”
Medyamızdan sadece Cumhuriyet dün bu garipliği gündeme getirirken Dışişleri kaynaklarının, “Gümrükçü, Suriye konulu olmayan başka oturumlarda konuştu… Gümrükçü’ye Suriye paneli için bir davet gitmedi, ismi yanlışlıkla programa yazıldı.” bilgisini verdiği belirtti.
Önce Dışişleri Bakan Yardımcısı Gümrükçü’yle ilgili durumu açıklığa kavuşturalım. Birincisi; ismi yanlışlıkla programa yazıldıysa, hemen çıkarılmasının istenmesi gerekmez miydi? Oysa dün itibarıyla ismi hala programda gözüküyordu. İkincisi; “başka oturumlarda konuştu” denilmiş ama; değil diğer ana oturumlar, yan oturumlarda bile Gümrükçü’nün ismine rastlamadık.
Münih’e giden diğer yetkililerimizin durumunu da aktaralım.
Davet usulü olduğu için bu yıl Dışişleri Bakanı Fidan’ın da Savunma Bakanı Yaşar Güler’in de davet edilmediği anlaşılmış oldu. Davet edilen Mehmet Şimşek’in gidip gitmediği, gittiyse ne yaptığı ise hâlâ meçhul.
MİT Başkanı İbrahim Kalın herhangi bir oturumda konuşmadı. Burada ikili görüşmeler yaptığı bildirildi. Sadece Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin tarafından kabul edildiğini biliyoruz.
Konferansa katılıp yoğun bir diplomasi trafiği yönettiği ve “Doha Forum” uhdesinde düzenlenen Gazze başlıklı oturumda konuştuğu duyurulan Cumhurbaşkanı Dış Politika ve Güvenlik Başdanışmanı Büyükelçi Akif Çağatay Kılıç’a gelince; adı geçen Doha Forum’un ve düzenlediği oturumun ana konferanslar değil, yan etkinlikler kapsamındaki bir faaliyet olduğunu belirtelim.
TBMM Milli Savunma Komisyonu Başkanı Hulusi Akar mı? O da Avrupa Kayserili İşverenler Birliği’nin Münih Mehmet Akif Camii Konferans Salonu’nda düzenlediği programda bir araya geldiği Türk sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri ve gençlere, “İHA’yı, SİHA’yı, İslamofobiyi, hibrit savaşları ve mavi vatanı” anlattı.
Sesleri Çıkmadı Çünkü
Sıra, Münih heybesindeki büyük turpta…
“Amerika PKK’yı böyle sattı!..” başlıklı yazımızda bir de şunları sormuştuk:
– “ABD Dışişleri Bakanlığı’nın açıkladığı programda; Rubio’nun Suriye Dışişleri Bakanı Şeybani ile görüşeceği bildirildi, başka bir isim yer almadı. Şeybani kendiliğinden böyle bir emrivaki yapamayacağına göre; herhalde heyette Mazlum Kobani’nin de olmasını ABD istemiştir. Acaba Kobani, heyette hangi sıfatla yer aldı?”
– “Bildiğimiz, ikili ilişkilerin yürütülmesini Trump Rubio’ya, Erdoğan da Hakan Fidan’a havale etti. Yani iki bakanın arası fevkaladenin fevkinde. Bu durumda Rubio, Fidan’a Mazlum Kobani’yle de görüşeceğini iletmiş olmalı. Acaba ne cevap verildi? Yoksa hiç bildirilmedi mi?!”
İşte bu soruların cevabını da kırmızı bültenlilerden aldık.
Suriye PKK’sının başı Mazlum Kobani, Almanya’ya Münih Güvenlik Konferansı yönetiminin daveti üzerine gittiklerini açıklarken, yardımcısı İlham Ahmed, ABD ve Suriye Dışişleri Bakanları ile yapılan toplantının nasıl organize edildiğini şöyle anlattı:
“İki taraf da davet edilmişti. ABD’li yetkililer bu toplantıya birlikte katılmamız yönünde görüş bildirdi. Biz de kendi aramızda değerlendirdik ve birlikte yapmanın daha doğru olacağını söyledik… Toplantıyı o şekilde gerçekleştirdik.”
İktidar medyasının kimi yazarları dahi, Münih’teki bu rezalet için en azından Almanya veya Macron’a tepki gösterirken, Ankara’nın neden gıkını bile çıkaramadığı anlaşılıyor, değil mi?!
Müyesser YILDIZ
17 Şubat 2026
12punto link: https://12punto.com.tr/yazarlar/muyesser-yildiz/munihte-1001-abd-pkk-rezaleti-ankaranin-derin-sessizligi-111313