
Cumhuriyeti kuran parti polis ablukasıyla tahliye edilirken, MHP Lideri Bahçeli’nin, çok değil 3 yıl önce kapatılması için canla başla uğraştığı PKK partisinin yetkilileri, İmralı’da “kurucu önder”den yeni talimatlar alıyordu.
Ne konuştuklarını, izin verildiği ölçüde ertesi gün açıkladılar.
Süreç için neden ısrar ve acele ettiğini anlatmış… PKK’nın yasallaşmasını sağlayacak yasaların gecikmesinin “risk üreteceği” uyarısında bulunmuş…
Bir de CHP’de olanlar için, “Bir siyasi partinin genel merkezine kapısını balyozla kırarak girmek demokraside olacak şey midir?” dedikten sonra, yaşananları “cumhuriyetin temelindeki demokrasi ilkesinden yoksunluğa” bağlamış. Yani yine cumhuriyeti suçlamış!..
Her fırsatta açılımı sert sözlerle eleştiren, ama nedense Cumhur İttifakı’nda kalmaya devam eden BBP’nin Genel Başkanı Mustafa Destici, bu son açıklamaya da, “Terör örgütü elebaşının kendisini yapısal bir ‘kurtarıcı’ olarak konumlandırma ve devlete istikamet çizme hadsizliğinin yeni ve güncel bir örneğidir.” sözleriyle tepki gösterip şunu kaydetti:
“Söz konusu açıklamaya karşı aziz milletimizin ve kadim ‘devlet aklı’mızın duruşu nettir: Bu ülkenin mukadderatına ihanet etmiş bir hainin kurtarıcı rollerine ve terörün vesayetindeki siyasi yapıların bu reddiyeyi meşrulaştırma çabalarına geçit verilmeyecektir.”
Türk Milleti’nin duruşu net, ama “devlet aklı” ne kadar kadim, buna bakalım.
Teröristbaşına “kurtarıcı” rolü vermek üzere düğmeye MHP Lideri Devlet Bahçeli bastı. MHP’liler ve kimi medya da buna “devlet aklı” dedi. Bahçeli’nin 3-4 yıl öncesine kadar PKK ve teröristbaşına söylediklerini hatırlayalım. Demek ki, o kadar “kadim” bir devlet aklıyla karşı karşıya değiliz.
AKP Sözcüsü Ömer Çelik’in 10 gün önce yaptığı açıklamaya göre ise süreç şöyle işlemiş:
Bahçeli, teröristbaşına çağrıda bulunduktan sonra Erdoğan talimatlar vererek, bunu devlet politikasına dönüştürmüş… O zamandan beri “devlet politikası” olarak devam ediyormuş… Kurulan komisyonla TBMM’nin de katılmasıyla, süreç güçlü bir şekilde sürdürülür hale gelmiş… Ve yol haritasını güncelleyerek, yola devam edeceklermiş.
Teröristler Değil “Kadrolar”
DEM’lilerin İmralı’ya gittiği gün Bitlis Milletvekili Hüseyin Olan da Barzanilerin medyasına konuştu, ama bu nedense daha sonra kaldırıldı. Olan açıklamasında, “Hükümet bu görevi MİT’e devretti. Bunu yanlış görüyoruz. MİT kendi işini yapabilir, ancak bu siyasi bir süreçtir ve hükümetin öncülüğünde yürütülmelidir.” iddiasında bulunup, şunları eklemişti:
“5 bine yakın siyasi tutuklu ve dağdaki savaşçının sivil hayata dönebilmesi için uygun yasalar çıkarılmalı. Ayrıca Kürt kimliği, dili ve varlığı anayasal güvence altına alınmalı. Eğer sorun kökten çözülmezse, bugün PKK silah bırakır, 10 yıl sonra başka bir güç ortaya çıkar.”
MİT demişken bir başka konuşmaya gidelim. O günlerde Milli Savunma Üniversitesi’nde eğitim gören kursiyer subaylara bir konferans veren MİT Başkanı İbrahim Kalın, sürecin bir “devlet politikası” olarak yürütüldüğünü anlatırken, “Bugüne dek PKK’nın fesih ve silah bırakma kararı alması, ülkemizdeki kadrolarını geri çekmesi ve Irak’ın kuzeyinde tasfiye çalışmalarına başlaması gibi kritik eşikleri hassasiyetle aştık.” dedi.
Bahçeli’nin, teröristbaşına “kurucu önder” ile “barış ve siyasallaşma koordinatörlüğü” statülerini verip teröristler için “militan” ifadesini kullanmasından sonra MİT Başkanı, da teröristleri “PKK kadroları” yapmış oldu… Üstelik Milli Savunma Üniversitesi’nde ve kursiyer subayların önünde!..
İki MİT Yöneticisi Nasıl Kurtarıldı?
Son İmralı ziyareti açıklamasıyla eşzamanlı güya kendini feshedip “Apocu hareket” adını alan PKK yönetiminden de bir açıklama geldi.
Onlar da CHP’nin başına getirilenleri eleştirirken, “herkes cenazede kendi ölüsüne ağlarmış” misali, şunu kaydetti:
“100 yıllık Kürt sorununun çözümünde CHP’ye rol verilmesi gerekirken, CHP’ye bu yönelim Kürt sorununda çözüm anlayışının olmadığı düşüncesini güçlendirmektedir.”
Ayrıca bilindik talepler tekrarlanıp iktidarın gerekli yasal düzenlemeleri yapmaması eleştirildi. Buna karşın PKK’nın attığı sözde adımlar sıralanırken, “2 MİT yöneticisi serbest bırakıldı” denildi.
İşte bu önemli ve ilginçti. Çünkü kazanda 30 keleş yakma gösterisi başta olmak üzere her sözde adım alay-ı vala ile sunulurken, böyle bir olay gündeme getirilmedi.
Dahası; geriye dönüp baktığımızda böyle bir şeyin olduğunu, ama iktidar medyasında şöyle yansıtıldığını gördük:
İktidarın sesi Abdülkadir Selvi’nin 4 Ağustos 2025’teki yazısına göre; “MİT, büyük bir gizlilik içerisinde önemli bir operasyona imza atmış” ve “PKK’nın elindeki iki MİT görevlisini gizli bir operasyonla Türkiye’ye getirmiş”, “böylece PKK’nın elinde MİT görevlisi kalmamış” idi. Olayın üzücü tarafı ise MİT görevlilerinden birisinin şehit olduğunun ortaya çıkmasıydı.
Selvi’nin, operasyon ve MİT Başkanı İbrahim Kalın’la ilgili şu ifadeleri de dikkat çekiciydi:
“Hem şehit olan görevli hem sağ olanı büyük bir gizlilik ve sessizlik içinde yürütülen operasyonla Irak’tan Türkiye’ye getirildi. Sessiz sedasız yürütülen bu operasyon Terörsüz Türkiye sürecinin meyvelerinden biri oldu… Uzun yıllardır PKK’nın elinde olan iki MİT görevlisinin alındığı operasyonda MİT Başkanı İbrahim Kalın’ın kullandığı yöntemler etkili oluyor. İbrahim Kalın’ın sahada kimi zaman sert gücü devreye soktuğu, kimi zaman yumuşak gücü kullandığı söyleniyor… MİT, bu operasyonu büyük bir gizlilik ve sessizlik içinde ve kimsenin burnu kanamadan gerçekleştiriyor.”
Yunanistan’a “Terörle Mücadele” Dersi Verdik
40 bin insanımızın ölümünden sorumlu olup ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılan teröristbaşı ve adamları işte böylesine tepemize çıkarılmışken, Yunanistan’da şöyle bir gelişme yaşandı:
1991’de Atina Büyükelçiliğimizin Basın Ataşesi Çetin Görgü’nün öldürülmesi ve Maslahatgüzar merhum Deniz Bölükbaşı’na yönelik suikast girişimi ile 1994’te Müsteşar Haluk Sipahioğlu’nun öldürülmesinin azmettiricisi olarak 17 kez müebbet ve 25 yıl ağır hapis cezasına çarptırılan 17 Kasım terör örgütünün lideri Aleksandros Yotopulos serbest bırakıldı.
Bunun üzerine Dışişleri Bakanlığı’mız kelimesi kelimesine şu açıklamayı yaptı:
“Aleksandros Yotopulos’un 21 Mayıs 2026 tarihinde serbest bırakılmasını en güçlü biçimde kınıyoruz. Yurt dışında ülkemizi şerefle temsil etmiş diplomatlarımızı hedef alan suikast ve saldırıların azmettiricisi olan bu kalleş teröriste gösterilen hoşgörü, şehit diplomatlarımızın anısına ve ailelerine yönelik büyük bir saygısızlık olup, kabul edilemez niteliktedir.”
Ardından Yunanistan makamlarını, “terörle mücadeleye sekte vuracak adımlardan kaçınmaya” ve “hüküm giymiş teröristlerin cezalandırılması konusundaki yükümlülüklerini yerine getirmeye” çağırdı.
A’dan Z’ye çok haklı bir tepki, çok doğru bir çağrı.
İyi de, ya Yunanistan makamları, “Siz ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılan 40 bin kişinin katilini ‘umut hakkı’ndan yararlandırmak, yani serbest bırakmak üzere açılım başlatmadınız mı?.. Kendisine ‘kurucu önder’, ‘barış ve siyasallaşma koordinatörlüğü’ statüsü verip pazarlık masasına oturmadınız mı?.. Ona ve ‘militanlarına’ gösterdiğiniz hoşgörü, şehitlerinizin anısı ile ailelerine yönelik büyük bir saygısızlık değil mi?” diye sorsa, acaba “kadim devlet aklının” cevabı ne olur?!
Müyesser YILDIZ
29 Mayıs 2026
12punto link: https://12punto.com.tr/yazarlar/muyesser-yildiz/teroristbasina-statu-verip-yunanistana-kizan-kadim-devlet-akli-140102