
İktidar ve medyasına göre; “NATO’nun geleceğinin şekillendirileceği, Türkiye’nin de Avrupa güvenliğinin merkezine yerleştirileceği” Ankara’daki zirveye saatler kaldı.
Bu savaş aygıtı ne kadar önemliyse; Ankara’nın bariyer şehrine çevrilmesiyle kalınmadı, yurdun dört bir yanında operasyonlara girişildi. TEMA’cı teyzeler, NATO karşıtlığıyla bilinenler gözaltına alındı, tutuklandı. Düşman Polatlı’ya geldiğinde bile çalışan Meclis kapatıldı yahu, daha ötesi var mı?
CHP’nin seçilmiş lideri Özgür Özel’in, NATO’yu gücendirmek istemediği besbelli; ama Milli Mücadele’yi vermiş partinin başı olarak, en azından bu durumu protesto için Meclis’in dibindeki Milli Egemenlik Parkı’nda grup toplantısı yapacağı yerde, grubu Eskişehir’e taşıyor, iyi mi?
Tarihimizin en güçlü döneminde olduğumuz iddia edilirken; şu abartılı tedbirlerin sırf güvenlik kaygısıyla veya üç beş gösteri nedeniyle değil, NATO’nun tartışılmasını, daha ötesi “NATO karşıtlığını” önlemek için alındığı ortada. RTÜK’ün medyaya, “Haber ve tartışma programlarında kamu yararı ve milli güvenlik perspektifinin gözetilmesi” uyarısında bulunmasının başka izahı var mı?!
TSK Aşkı
Sanılıyor ki, Ankara’da iki günde çatır çatır pazarlıklar yapılıp tarihi kararlar alınacak. Oysa her şey aylar, hatta yıllar öncesinden NATO-ABD-AB mutfağında kotarıldı. Liderler sadece görüşmüş gibi yapıp poz verecekler, Türkiye’ye de “muhteşem ev sahipliğinin” şanı kalacak!..
Gündemde; külfet paylaşımı, Rusya-Ukrayna savaşı, Çin tehdidi, siber güvenlik konuları dışında ülkemizi en çok ilgilendiren, NATO’nun “Ortadoğu’da yeni güvenlik mimarisinin” açıklanacak olması. Körfez ülkelerinin de davet edilmesi bundan.
Çok değil, 15 yıl önce “vesayet odağı” diye kumpaslarla darmaduman ettikleri TSK’mız ve ambargolara boğdukları savunma sanayimize, zirveden önce nasıl bir aşk ve şevkle sarıldılar, farkında mısınız?
ABD’nin NATO nezdindeki Daimi Temsilcisi Matthew Whitaker, onlardan birisi. Bu zat, NATO müttefiklerine 6 milyar dolarlık silah satmaları, onların da bunları Ukrayna’ya vermesi ve Ukrayna’nın Rusya karşısında “harika bir iş çıkarmaya devam etmesiyle” övünürken, AB’nin üyesi ülkeler dışındaki müttefikleri dışarıda bırakan “korumacı söylemlerini” desteklemediklerini, bunun Ankara’daki zirvede gündeme gelebileceğini söyledi.
Medyamız da havalara uçup, “ABD’nin NATO temsilcisi Türk savunma sanayisini örnek gösterdi… Türkiye’ye övgüler: Türkiye çok güçlü bir müttefik… Tüm müttefiklerimiz Türkiye gibi olmalı.” başlıkları attı.
Şu sözleri ise nedense görmezden gelindi:
“Türkiye’ye tekrar gideceğim için büyük heyecan duyuyorum. Daha bir ay kadar önce oradaydım; 4 gün boyunca İncirlik, İzmir, Ankara ve İstanbul’u ziyaret ederek zirve hazırlıklarını yerinde inceledim.”
Zirve Ankara’da yapılacağına göre; İncirlik, İzmir, İstanbul ne alâkaydı? Ufak bir araştırma sonucu gördük ki, 16 Mayıs’ta NATO’daki Daimi Temsilcimiz Büyükelçi Basat Öztürk’le birlikte İstanbul’a gelip Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’la, Ankara’da da Savunma Bakanı Yaşar Güler’le görüşmüşler. Bizimkiler ne görüşüldüğünü açıklamazken Whitaker, “Harika görüşmeler yaptık. Türkiye’nin NATO Zirvesi için yaptığı harika hazırlık işini konuştuk. Türkiye’nin İttifak varlıklarını korumaya ve savunma harcamalarını artırmaya olan bağlılığı, ikili ilişkilerimizin gücünü gösteriyor.” paylaşımı yapmış.
Sonrası önemli; ABD’nin NATO Temsilcisi 18 Mayıs’ta yine bizim temsilci Basat Öztürk’le İncirlik’e giderek, tesis genelindeki kilit noktaları ziyaret edip Türk ve ABD’li askeri yetkililerle görüşmüşler. Ziyarette, “İncirlik’in ihtiyaç duyulan herhangi bir NATO görevini sürdürme konusunda Türkiye’ye destek vermeye ne denli hazır ve donanımlı olduğu”, ayrıca burasının “ABD’nin Avrupa’daki ve küresel ölçekteki çıkarlarını nasıl güvence altına aldığı” kaydedilmiş. Keza İncirlik’teki İspanya’ya ait Patriot hava savunma sistemini incelemişler.
Bizlerin bundan haberi olmadı, ama eski bir ABD askeri savunma haberleri veren dergisinde, söz konusu ziyarette, “İncirlik’in çok uluslu hava operasyonları… füze savunma koordinasyonu ve hızlı güç projeksiyonu için… nasıl kritik bir merkez haline geldiğinin altının çizildiğini” belirterek, özetle şu değerlendirmeleri yaptı:
“Güney Türkiye’de Adana yakınlarında bulunan İncirlik Hava Üssü, Suriye, Irak, Doğu Akdeniz, Karadeniz bölgesi ve Kafkasya’ya yakınlığı nedeniyle NATO’nun stratejik açıdan en önemli askeri tesislerinden biri olmaya devam ediyor. Hava üssü, müttefik uçakların saatler içinde istihbarat, gözetleme, keşif, havadan yakıt ikmali ve hızlı müdahale görevlerini gerçekleştirmesine olanak tanıyarak, aynı anda birden fazla operasyonel bölgeye hızlı erişim sağlıyor… Aynı zamanda Türkiye, ulusal ‘Çelik Kubbe’ girişimi ve uzun menzilli SİPER hava savunma sisteminin geliştirilmesi yoluyla yerli füze savunma kabiliyetlerini ilerletmeye devam etmektedir. Ancak, yerli savunma teknolojisindeki önemli ilerlemelere rağmen Ankara; gelişmiş balistik füze tehditlerine karşı koymak ve kapsamlı bir bölgesel hava savunma koruması sağlamak amacıyla hâlâ büyük ölçüde NATO’nun entegre füze savunma mimarisine bel bağlamaktadır. Whitaker ve Öztürk’ün ziyareti, periyodik gerilimlere rağmen Washington ve Ankara arasındaki operasyonel iş birliğini kamuoyu önünde yeniden teyit etmesi açısından önemli siyasi ve askeri öneme sahipti. Daha da önemlisi, ittifakın Avrupa ve Orta Doğu’da eş zamanlı krizlere yanıt verebilecek, daha entegre, çok uluslu savunma ağlarına geçişinde İncirlik Hava Üssü’nün NATO’nun gelecekteki kuvvet konuşlandırma planlamasında nasıl merkezi bir rol oynadığı vurgulandı.”
İzmir’e gelince; iki büyükelçi burada da NATO Müttefik Kara Komutanlığı’nı ziyaret etmiş ve ABD Büyükelçisi şöyle bir paylaşım yapmış:
“ABD askerleri ve Müttefiklerle harika bir toplantı yaptım – eğitimli, ölümcül ve hazır. Kara alanı hazırlığını, birlikte çalışabilirliği ve standartlaştırmayı sürdürerek, LANDCOM gücüyle barışı güvence altına alıyor, Amerikalıları ve Müttefiklerimizi güvende tutuyor.”
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın ifadeleriyle; Ukrayna’dan Suriye’ye, Irak’tan Lübnan’a ve Gazze Barış Planı’na ABD’yle “örtüştüğümüze”, NATO’da, “odadaki tek yetişkin ülke” sayıldığımıza ve de bölgedeki çatışmaları sonlandırmak için çalıştığımıza göre, şunları soralım:
– Özellikle İncirlik’le ilgili bu planların sebebi ve hedefi nedir?
– Bugüne kadar Trump’ın istekleri harfiyen yerine getirildiğine ve NATO’ya böylesine açık çek verildiğine göre, yarın öbür gün askerimizin İran’a karşı “kara gücü” olması talep edildiğinde, “hayır” denebilecek mi?
– Olmaz ya; İsrail, Yunanistan veya Kıbrıs’la ilgili sıcak bir gelişmede ABD ve NATO, bugüne kadar olduğu gibi onların yanında mı yoksa bizim yanımızda mı yer alır?
NATO 3.0’da Bizim Gündemimiz Ne?
NATO’nun Ankara Zirvesi’nin “tarihi” olduğu söyleniyor ya; bir başka “tarihi” zirvede; Hz. Muhammed’e hakaret karikatürlerini “ifade özgürlüğü” sayan ve PKK’yı destekleyen Rasmussen’in Genel Sekreter yapılmasını kabul etmekle kalmadık, Fransa’nın NATO’nun askeri kanadına dönüşünü kayıtsız şartsız kabullendik.
Bir başka “tarihi” zirvede de hiçbir şartımız yerine getirilmediği halde İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğine onay verdik.
Bu durumda NATO 3.0’da nasıl bir “tarihi” gelişme yaşanacağı ve Türkiye olarak önceliklerimizin ne olduğu merak edilmez mi?
Bize muhtaçlar, bizi çok seviyorlar; ama Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın ifadesiyle, ABD’nin CAATSA yaptırımları ile F-35 satışına onay vermesi ve NATO ülkelerinin terör örgütleriyle ilişkisinin hallolması “inşallah”a kaldığına göre, diğer konulara bakalım.
Örneğin Kıbrıs Rum kesiminin NATO üyeliğinden, daha yeni kabul edilen Avrupa Parlamentosu raporunda da söz edilmişken, Türkiye “asla” diyerek, bu konuya nokta koydu mu?
Veya Yunanistan ile Rum kesiminin vetosu nedeniyle AB’nin 150 milyar Euro’luk yeni savunma kredisi (SAFE) mekanizmasına dahil edilmememiz için ipe un serilmesinin hesabı görülecek mi? Dışişleri Bakanı Hakan Fidan bile dört gün önce katıldığı bir programda, “Marketle ilgili kısıtlamalar anlaşılabilir bir konu. Kimse kimseyle market paylaşmak istemiyor. Mesela SAFE konusu, tamamiyle marketle ilgili bir konu… Burada Avrupa’nın artan bir şekilde korumacılıkla hareket ettiğini görüyoruz, yani ‘kendi marketime kendi paramla başkasını ben eriştirmek istemiyorum’.” itirafında bulunmuşken, iktidarın bir medyası dün, “Daha önce Rum tarafı ve Yunanistan nedeniyle uzak kaldığımız milyarlarca liralık SAFE fonuna dahil edilmemiz çok önemliydi. Bu fon savunma sanayimizle ilgili ciddi katkı sağlar.” diye yazabildi, iyi mi?
Ya da NATO’nun Ortadoğu’ya ilişkin yeni güvenlik mimarisinde komşumuz, dindaşımız, tarihdaşımız İran’ın resmen hedef gösterilmesine karşı duruşumuz ne olacak?
Soykırımcı İşgâlcinin Anıtkabir’de Ne İşi Var?
Biliyoruz ki, iktidar açısından Trump’ın gelmesi, NATO Zirvesi’nden önemli. O yüzden de başta Dışişleri Bakanı Fidan, döne döküle Trump’ın “Erdoğan için gelmesiyle” övünüyorlar.
Övünülen kim; hem bölgemizde hem de dünyanın bir çok yerinde işgâl planları ve haydutluk yapan, İsrail’le birlikte soykırımları gerçekleştiren biri.
Son açıklamasına bakın yeter; Netanyahu için, “Çok iyi anlaşıyoruz. Patronun kim olduğunu biliyor.” diyor. Öldürdükleri dini lider Ali Hamaney’in cenaze töreni nedeniyle İran’la görüşmelere bir hafta ara verdiklerini belirtirken de, “Hepsi orada. Tek bir atışla hepsini etkisiz hale getirebiliriz, ama bunu yapmayacağız. Çünkü o zaman müzakere edecek kimse kalmaz.” gibi bir gerekçe sunabiliyor.
Malûm, Ankara’da ilk Anıtkabir’e, ondan sonra Erdoğan’a gidecekmiş. Sizleri bilmem, ama böyle bir adamın o pis emelleri ve ayaklarıyla Anıtkabir’i kirletecek olması hiç ama hiç içime sinmiyor!..
Müyesser YILDIZ
6 Temmuz 2026
12punto link: https://12punto.com.tr/yazarlar/muyesser-yildiz/abd-nato-temsilcisinin-incirlik-ve-izmir-turu-neyin-hazirligi-143578