
Önceki gün, 15 Temmuz darbe teşebbüsünün 10’uncu yıldönümüydü.
Geçen süreçte birçok yeni bilgi, belge ve iddialar ortaya çıktığı halde, bu yıldönümünde de neredeyse 10 yıl önceki anlatılar tekrarlandı… ABD-NATO-CIA-MOSSAD destekli darbe teşebbüsü başarıya ulaşsaydı, bugün Türkiye’nin ne durumda olacağı sorgulandı ve 15 Temmuz, “İsrail’in tüm planlarının çöktüğü gün” diye tanımlandı.
Tablonun bütününün anlaşılabilmesi için filmi en başa saralım.
2002’de Harp Akademileri Komutanlığı’nda düzenlenen “Türkiye’nin etrafında barış kuşağı nasıl oluşturulur?” başlıklı sempozyumda, dönemin MGK Genel Sekreteri Orgeneral Tuncer Kılınç ile merhum Prof. Erol Manisalı’nın AB’yi eleştirmesi ve Kılınç’ın, Türkiye’nin Rusya ve İran ile yeni bir arayışa gitmesi gerektiğini savunması her şeyin başlangıcı gibiydi.
Sonrası malûm; 2007’den itibaren Ergenekon, Balyoz kumpasları başladı… Ne tesadüf ki, Tuncer Kılınç ve Erol Manisalı da bu kumpaslar kapsamında gözaltına alınıp yargılandı.
Erdoğan – Bush Görüşmesi
O dönem sadece kumpas kurbanları değil, o kumpasları hararetle destekleyenler bile Ergenekon’un düğmesine basılmasına Erdoğan ile dönemin ABD Başkanı Bush’un 5 Kasım 2007’de Washington’daki görüşmesinde karar verildiğini öne sürdü. Terör örgütü yöneticiliği suçlamasıyla tutuklanan 26. Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ bile, “Bush yönetimi, TSK’ya karşı oynanan oyunu desteklemiştir.” dedi.
Dertleri neydi derseniz; Türkiye’nin ekseninin kaymasından korkuyor, bunun suçlusu olarak da “Kemalizmi” görüyorlardı.
Nitekim, yine Ergenekon operasyonları öncesinde Uluslararası Kriz Grubu’nun hazırladığı bir raporda, “Kemalizm”in Türkiye’nin vermesi gereken bir sınav olduğu vurgulanırken, hemen yanına TSK ve “neo-milliyetçilik” yani ulusalcılık hakkındaki görüşler konup, örneğin daha sonra Ergenekon’dan tutuklanacak olan, dönemin Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay’ın, AKP’nin politikalarını eleştiren 12 Temmuz 2007’deki yazısının şu bölümüne yer veriliyordu:
“AKP politikalarından Rusya memnun ve şöyle diyor: ‘Harika, Asya’dan ellerini çektiler’; Yunanistan memnun ve şöyle diyor: ‘Harika, Kıbrıs’ta ödün verecekler’; Rum tarafı memnun ve şöyle diyor: ‘Harika, Kıbrıs Türk tarafını geriletmek için her şeyi yapacaklar’; ABD memnun ve şöyle diyor: ‘Gizli antlaşmalarla onlara açıktan yaptıramadığımız her şeyi yaptırabiliriz…’; AB memnun ve şöyle diyor: ‘Türkiye’ye bir genel vali tayin etseydik bundan daha iyisini yapamazdı’”
2009’dan da bir not aktaralım.
ABD Başkanı Obama Türkiye’ye gelip TBMM’de konuştuğunda, dönemin AKP Milletvekili Zeynep Dağı ona “Demokrasi ve Militarizm Arasındaki Türkiye: Post Kemalist Perspektifler” isimli bir kitap hediye etti. Kitabın yazarı, eşi Prof. İhsan Dağı’ydı. TESEV’de ve Liberal Düşünce Topluluğu’nda görev yapan, ABD’nin Fullbright Komisyonunda eş başkan olan, Cemaatin gazetesi Zaman’da yazan İhsan Dağı, 9 Ocak 2009’da çıktığı NTV’de Ergenekon operasyonlarını aynen şöyle yorumladı:
“Ergenekon adli bir mesele değil, ulusal-uluslararası düzeyde stratejik tercihlere dayanıyor. Operasyonda, AKP iradesi belirleyici, hatta söz konusu bile değil… Uluslararası dinamiklere baktığımızda, NATO’nun, ABD’nin, Obama’nın seçilmesinin, Türkiye’deki Batı karşıtı, Avrasyacı, Rusya yanlısı yapılanmaların çözülmesine ilişkin daha küresel bir irade yarattığını düşünüyorum. Özellikle asker içerisinde, son yıllarda çok net bir biçimde ortaya çıkan ABD karşıtlığı, hatta Türkiye’nin ABD, NATO emperyalizminden kurtulması gerektiği yönündeki eleştirel pozisyonlar var. Bu tespitler küresel düzeyde de yapılıyor ve bu noktada, bu unsurların TSK’dan temizlenmesine yönelik küresel bir etkinin de var olduğunu düşünüyorum.”
Tüm bu süreçlerin sonunda ne olduğu malûm; özellikle Deniz Kuvvetleri Komutanlığı hedef alındı, savaş planları ortalığa saçıldı, Kozmik Oda’ya girildi ve Yunanistan Ege’deki adaları bir bir işgâl edip silahlandırdı… “Barzanistan” tanındı… “Haçlıların” Suriye ve Libya’yı parçalamasına katkı verildi.
Trump ve NATO Liderleri Bombalattıkları TBMM’yi Görseydi
15 Temmuz’a gelince; 10 yıl sonra da darbe teşebbüsünün arkasında ABD, NATO ve İsrail’in olduğu anlatılmaya devam ediliyor.
Bizzat Erdoğan, önceki gün TBMM’deki anma töreninde “FETÖ” için “emperyalizmin maşası” ifadesini kullanırken, “15 Temmuz iç vesayet odaklarının dışarıdaki mahfillerle iş birliği içinde gerçekleştirdikleri Sevr’i tekrar diriltmeyi, Türkiye’yi bir sömürge ülkesi hâline dönüştürmeyi amaçlayan güncellenmiş bir emperyalist projedir. Orada sadece bir darbe teşebbüsü değil, aynı zamanda topyekûn bir işgâl girişimi vardır.” dedi.
TBMM İçişleri Komisyonu Başkanı Süleyman Soylu’nun söyledikleri de ilginçti; “15 Temmuz’un Türkiye’yi kendi bağımsızlık çizgisinden çıkarmayı ve Ortadoğu’da kurulmak istenen yeni düzene boyun eğdirmeyi amaçlayan daha geniş bir planın parçası olduğunu” kaydetti.
Bu önemli tespitlerden sonra evvel emirde şunu soralım; 15 Temmuz’un 10’uncu yıldönümünden sadece bir hafta önce, o emperyalist projenin baş sahiplerinden Trump’ın Türkiye’ye gelmesi karşısındaki coşku, NATO Zirvesi’nin Ankara’da yapılmasından duyulan gurur neyin nesiydi?!
Sahi, Trump ve NATO liderleri, neden TBMM’nin bombalandığı yere götürülüp eserleri (!) gösterilmedi?.. Affedersiniz, unuttum; zirve dolayısıyla TBMM kapatılmıştı, değil mi?!
10 Yıl Sonra Neredeyiz Nereye Gidiyoruz?
15 Temmuz’un sonuçlarıyla ilgili değerlendirmelerden devam edelim.
İktidarın bir yazarı, “15 Temmuz hain darbe girişiminden 10 yıl sonra neredeyiz?” sorusunu, “Çok daha iyi bir yerde, çok daha sağlam ve sağlıklı bir zemindeyiz. Türkiye gücüne güç katarak, içerde refah ve güvenliğini artırarak, dışarda ağırlığını hissettirerek yoluna devam ediyor.” diye cevaplandırdı.
Sadece şunları hatırlatalım: öyleyse ekonomimiz niye bu halde, emeklilerimiz neden açlığa mahkum edilmiş durumda?.. Trump’ın, 25 Eylül’deki görüşmede Erdoğan’dan, Rusya’dan petrol ve doğal gaz almayı bırakmasını istemesinin ardından, ABD’den 40-45 milyar dolar değerinde LNG satın almak üzere 20 yıllık sözleşme imzalanmadı mı? S-400’lerin elden çıkarılmasına çalışılmıyor mu?
Bir başka yazar ise 15 Temmuz darbesinin hedefinin salt Erdoğan değil, “devletin jeopolitik rotasının yeniden belirlenmesi” ve “Türkiye’nin Avrasya dengeleri içindeki konumunun etkilenmesi” olduğunu belirtirken, başarı durumunda “FETÖ”nün; Türkiye’nin Ukrayna-Rusya savaşında Ukrayna, ABD-İran savaşında da ABD’nin yanında yer alacağı tahmininde bulundu.
Tabii ki de öyle olacaktı. İyi; ama Erdoğan, NATO Zirvesi’nde, “Avrupa’daki en büyük kara ordusuna sahip ülke olarak yeteneklerimizi ihtiyaç duyulan aşamada ittifakın hizmetine sunmanın gayretindeyiz.” diye konuşmadı mı?
Zirveden sonra Dışişleri Bakanı Fidan aynen şunları söylemedi mi?
“Sayın Trump buradayken, bölgemizde bizim için son derece önemli olan sorunları görüşme imkanı oldu; yani Lübnan meselesi, Filistin meselesi, Suriye meselesi, İran’la yürüyen müzakereler ve kuzeyimizdeki Ukrayna’yla ilgili savaş… Bütün bunların hepsinde Türkiye gibi Amerika da başat aktör ve iki liderin bu konuda bir senkronizasyon içerisinde bulunması, bir ortak anlayışla pratik ortaya dökmeleri fevkalade önemli, stratejide. Bu görüşmenin bence ikinci önemli ayağı da ‘bölgesel ve uluslararası sorunlarda nerede duruyoruz’ meselesine liderlerimizin karşılıklı verdiği cevap oldu ve burada oluşturulan anlayış birliği oldu.”
Keza yine Fidan, Hizbullah ve Hamas’ı “İran’ın bölgedeki vekilleri” olarak nitelendirip yeni Irak yönetiminin bunlarla mücadele etmesi gerektiğini belirtirken, “İran uzun süredir bu ülkelerde vekiller bulundurarak önleyici bir güvenlik politikası yürüttüğünü iddia ediyor, tıpkı İsraillilerin güvenliklerinin bir parçası olarak bölgenin geri kalanını işgâl etmesi gibi” demedi mi? Bunun üzerine de İran Dışişleri Sözcüsü İsmail Bekai, “Böyle tuhaf bir kıyaslamaya nasıl ulaştıkları bizim için bir soru işaretidir… Türkiyeli dostlarımızdan analizlerini mevcut gerçeklerle uyumlu hale getirmelerini ve İsrail rejiminin suistimaline hizmet edecek analizleri tekrarlamaktan kaçınmalarını istiyoruz.” diye tepki göstermedi mi?
Bunları geçtik; NATO Zirve sonuç bildirisinde, Ukrayna’ya destek ve İran’ın nükleer silaha sahip olmasına izin verilmemesi kararları yer almadı mı?
Sadece iktidarın dış politikasını eleştirenler değil, Cumhurbaşkanlığı ödülüne layık görülen Yeni Şafak Yazarı Prof. Süleyman Seyfi Öğün bile bu kararların Türkiye’yi hem Rusya hem İran’la karşı karşıya getireceğine, “İran’ın NATO’nun hedefine konmasının bundan sonra İsrail’in de devreye alınması manasına geleceğine” ve “Türkiye’yi İran ile kapıştırmanın İsrail’e fayda sağlayacağına” dikkat çekmiyor mu?
Ez cümle; 15 Temmuz’da “emperyalizmin maşası FETÖ’ye geçit verilmezken”, şimdi tüm kapılarımız ardına kadar emperyalizme açılmış olmadı mı?..
Zaten bu süreçteki “en büyük kazancımızı” da bizzat Erdoğan açıkladı; o sayede, “çift başlılığı ortadan kaldıran Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine” geçilmiş!..
Hani 1993’te, “Amerikan emperyalizminin bize bir önerisi” diye eleştirdiği sistem… Daha ne olsun!..
Müyesser YILDIZ
17 Temmuz 2026
12punto link: https://12punto.com.tr/yazarlar/muyesser-yildiz/15-temmuz-basarili-olsaydi-144766