
İktidarın “terörsüz Türkiye”, bölücü terör örgütü cenahının “barış ve demokratik toplum” dediği süreçte İmralı’daki teröristbaşına ne gibi bir “statü” verileceği ve kendisi için inşa edilen “villa”cıkta ne yapacağı merakla bekleniyor.
Teröristbaşına yaptığı çağrıyla açılımı başlatan ve sonra da bunu “devlet politikası” haline getirten MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin “kurucu önder”e uygun gördüğü “statü”, “barış süreci siyasallaşma koordinatörlüğü” idi. Teröristbaşının henüz “statüsü” tanınmadığı için İmralı’da yapılan konuta geçmeyi reddettiğini açıklayan da Bahçeli oldu.
Açılımın Saray’daki sözcüsü, Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanı ve Erdoğan’ın Başdanışmanı Mehmet Uçum ise 1 ay önce teröristbaşının “silahsızlanma ve stratejik koordinasyon alt komisyonunda” görev alacağını, ancak bu görevin “hukuken resmi bir görev” olmadığını duyurdu. Uçum, konutu da “Bu bir imtiyaz değil, bekleneni daha iyi yapabilmesi için sağlanan bir imkân. Buradan ‘serbest bırakıldı’ şeklinde bir sonuç çıkarılamaz.” diye açıklarken, söz konusu icraatların “hukuka aykırı tarafı” bulunmadığını vurguladı.
DEM ve Kandil’e gelince; hem alt komisyon değil “silahsızlanma ve demokratik siyaset kurulu” adında bir kurul oluşturulmasını hem teröristbaşının burada koordinatörlük yapmasını istedi.
Besbelli ki, açılımın paydaşları arasında ciddi bir çatlak vardı!..
Keleş Bese’yi Duydunuz mu?
Son olarak birkaç gün önce gazeteci Tuğçe Tatari, “Sadece hareket için değil, Kürt halkı için de önemli bir figür, Abdullah Öcalan’ın da önem atfettiği bir isim” dediği, ülkemizin halen kırmızı bültenle aradığı KCK’nın sözde eş başkanı Bese Hozat’la Kandil’de röportaj yaptı.
Bu ismi nereden hatırlıyoruz? Geçen yılki 30 keleşin yakılması şovunda başrolde olmasından!..
Söz konusu röportajda o da; teröristbaşının süreci özgürce resmi ve fiilen yürütüp statüsünün “hukuksal” olarak kabul edilmesini isterken, “Yasal, hukuksal güvencesi olmadan bugün koşullar biraz düzeltilir, belli bir çalışma imkânı sağlanır, yarın öbür gün işine gelmedi mi onu tamamen ortadan kaldırıp tekrardan süreci ağırlaştıran bir süreç başlatabilirler.” dedi.
Dahası, Meclis’te kabul edilen yasadaki “eyleme karışanlar-karışmayanlar” ayırımına işaretle; hem teröristbaşının hem birçok örgüt yöneticisinin “tek bir kurşun sıkmadığını, tek bir planlı eyleme katılmadığını” öne sürüp onların da yasadan yararlanması gerektiğini anlattı.
Ve dahi, Ankara’nın “Örgütün tüm bileşenleri feshedilip silah bırakacak” söylemine karşın; “Kürtler sadece Türkiye’de yaşamıyor. Kürtler bölgenin her yerinde yaşıyor ve birçok yerde Kürtler hâlen büyük bir tehdit ve saldırı altındadır. O silahlar, diğer parçalarda halkın öz savunması için, halk kendi öz savunması için o silahları kullanır. Türkiye’ye silah niye gitsin yani?” diyerek, silah falan bırakmayacaklarını bildirdi.
Koordinatörlük de Kabul Gibi
Tesadüf olsa gerek; Bese Hozat’ın bu meydan okumalarının yayımlandığı gün, Mehmet Uçum Çankaya Köşkü’nde gazetecilerle biraraya geldi. 1 ay önceki açıklamasında, teröristbaşının alt komisyonda görev alacağını belirten Uçum bu defa, “Silahsızlanma ve siyasallaşma alt komisyonu Öcalan’ı görevlendirebilirdi.” diyerek, öncelikle bu görevlendirmenin yapılmadığını söylemiş oldu.
Devamında ise, “Yani bu komisyon Öcalan’ı diyelim ki, koordinatör olarak görevlendirdi” gibi muğlak bir ifadeyle, teröristbaşının “koordinatör” yapılabileceği mesajını verdi. Hemen ardından da şunları anlattı:
“Bu görevlendirme ne Öcalan’ın hükümlü statüsünü değiştiren bir görevlendirmedir, ne Öcalan’ın infaz sürecini askıya alan bir değerlendirmedir. Hükümlü statüsü de değişmeyecek, infaz süreci de askıya alınmayacak. Bu görevlendirme devlet ve toplumla bütünleşme perspektifi doğrultusunda terörün tahsisine ilişkin üstlendiği rolü yerine getirmek için sağlanan bir çalışma koşulundan başka bir şey değildir. Dolayısıyla hem onun için bir mekân oluşturulması, o mekânda bu görevi yerine getirmesi için çalışması, hem de ona bir görev unvanı verilmesi bu devlet ve toplumla bütünleşme çerçevesindeki rolünü yerine getirmesi için sağlanan çalışma koşuludur. Belki vakti gelince açık görüşme çeşitliği de gündeme gelebilir. Bunun da ona sağlanan bir imtiyaz olmadığını bilmek lâzım.”
Uçum’un bu sözlerinden, teröristbaşının “statüsü” konusunda da Bahçeli-DEM-Kandil’in dediğinin olduğu veya olacağı sonucu çıkarken, dün güvenlik kaynaklarından dikkat çekici bir değerlendirme geldi.
İktidar destekçisi Türkiye gazetesi, güvenlik kaynaklarının, teröristbaşının resmi bir statüsü olup olmayacağı konusunda, “Resmî bir görevi olmayacak. Silahsızlanma ve Barış Kurulu başkanlığı gibi bir durum yok. Şu anda Öcalan örgütün tasfiyesi sürecinde görev alıyor. Bu da normal zaten. Ayrıca İmralı’da villa olduğu da söz konusu değil. İki odalı ve çalışma alanı olan bir bölüm var. Bu mekânda kalacak.” dediğini bildirdi.
İyi ama “silahsızlanma ve barış kurulu” diye bir kurul yok ki!..
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın başkanlığında kurulan ana kurulun adı; Takip ve Değerlendirme Kurulu. Buna bağlı olarak ise “adli ve hukuki işler koordinasyon, izleme ve tespit, sosyal uyum ve bütünleşme ile silahsızlanma ve stratejik koordinasyon” şeklinde dört alt komisyon oluşturuldu.
PKK-DEM de bunu “silahsızlanma ve stratejik koordinasyon alt kurulu” olarak adlandırdığına göre, “silahsızlanma ve barış kurulu” nereden çıktı? Yoksa teröristbaşının koordinatörlüğü altında böyle bir kurul mu kurulacak?
Teröristbaşı İçin “Ismarlama Hukuk Düzeni”
PKK-DEM cenahı, “statü” konusunda “hukuksal güvence” isterken, özellikle Mehmet Uçum, teröristbaşına “hukuken resmi bir görev” verilmediğini, cezaevleri ve infazla ilgili düzenlemeler ortadayken de teröristbaşına yapılan konutun “imtiyaz” olmadığını savunuyor ya; gel de ilk açılım döneminden şunları hatırlama:
2012’de Erdoğan ve dönemin Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’la üçlü bir zirve yapan Leyla Zana, “Öcalan’a ev hapsi düşünülemez mi?” sorusunu yöneltti. Atalay, Erdoğan’ın buna sıcak bakmadığını ve böyle bir şeyin söz konusu olmadığını söylediğini belirtmekle yetinirken, bizzat Erdoğan, “Kusura bakmasınlar, biz ısmarlama hukuk düzenlemesini yapamayız. Yani bu işin kararı verilmiştir, adımı atılmıştır. Zaten zamanında siparişle biliyorsunuz idamla yargılanması gerekirken ve burada onunla ilgili kararlar bu istikamette verildiği halde gönderilirken farklı gönderildiği için, şarta bağlı gönderildiği için ondan sonra da şimdi cezaevinde. Şimdi de ne deniyor ‘ev hapsi’. O zamanki hükümet onu yerine getirmiştir, ama biz böyle bir vebalin altına asla giremeyiz. Kimden gelirse gelsin.” açıklamasını yaptı.
2016’da Leyla Zana randevu istediğinde ise “Görüşmelerini bu başlıklar altında düşünüyorsa gelmesine gerek olmadığını” belirten Erdoğan, bir gazetecinin, “Neydi o başlıklar?” sorusu üzerine, “Terörist başıyla alakalı konular vesaire… Yani şu anda dünyanın hiçbir yerinde böyle bir terörist başının bu şartlarda yaşaması diye bir şey söz konusu değil. Şu anda terörist başının İmralı’daki yaşam koşulları dünyada kimseye verilmemiştir.” dedi.
Nereden nereye, değil mi?
2016’dan bir başka not: Erdoğan, açılım için akademisyenlerle görüşürken, dönemin AKP Mardin Milletvekili Orhan Miroğlu, “Milli Birlik ve Kardeşlik Bakanlığı’nı düşünmemiz lâzım.” önerisinde bulundu. Erdoğan da, “2005’te açılım sürecini başlattık. O günden bugüne yapılanlar ortada. Milli Birlik ve Kardeşlik Bakanlığı da kursak bundan başka ne yapılabilirdi?” karşılığını verdi.
Son bir not da rahmetli Kamer Genç’ten olsun. 2012’de İmralı trafiğinin alabildiğine artmasına şöyle tepki gösterdi:
“Bir de gidip ellerini öpsünler bari. Getirsinler Abdullah Öcalan’ı, Tayyip Erdoğan kendisine bir devlet bakanı veya terörden sorumlu devlet bakanı olarak atasın.”
Neyse ki, bir bakanlık kurulması veya teröristbaşına bakanlık verilmesi gündeme gelmedi, ama şimdilik “koordinatör” oluyor işte!..
Müyesser YILDIZ
18 Ekim 2026