İçeriğe geç

Cemaat “Muhtırası”; “Militanca Bir Çıkıştır, Saygısızlıktır”!..

Geçen hafta Fetullah Gülen cemaatine bağlı Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı önemli bir açıklama yaptı. Vakıf, cemaate yöneltilen suçlamalara 11 maddeyle cevap verdi. Bildirinin muhatabı doğrudan AKP iktidarı, daha doğrusu Başbakan Erdoğan’dı.

O açıklama sivil muhtıraya benzetildi. Nitekim Cemaatin önemli isimlerinden Zaman Yazarı Hüseyin Gülerce, bunun “önümüzdeki dönemde sıklıkla hatırlatılması gereken bir demokrasi ayarı” olduğunu vurguladı.

Muhtıranın muhatabı Başbakan Erdoğan ise ancak şu kadarını söyleyebildi:

“Açıklamayı ben de gazetelerde okudum. Ona yönelik cevabi pozisyonda olmak istemem. Böyle bir şeyin gazeteler vasıtasıyla olmasını doğru bulmuyorum. Bu şeylerin medya vasıtasıyla yapılması yanlıştır. Başka bir şey söylemiyorum.”

Askerin muhtıra vermeye hakkı yok, tamam. Peki Cemaat başta olmak üzere, bir başka hizmet hareketi veya sivil toplum örgütünün bunu yapmaya hakkı var mı?

Lütfen, sabırla şu satırları okuyun:

“Ülkemizde bazen bir kısım sivil toplum örgütleri, çeşit çeşit nam ve unvanlar altında biraraya geliyor ve Cumhurbaşkanlığı’na, Başbakanlığa, Askeriyeye bir anlamda muhtıra nevinden görüş ve düşüncelerini iletiyor, bu tür makamları ideolojileri hesabına kullanmak istiyorlar. Bu kuruluşların, aynı zamanda bünyelerinde barındırdıkları emekli insanlarla onların, daha önce devlet içindeki vazife ve mevkilerine göre daha çok veya daha az cüretkâr olabildikleri de ayrı bir konu.

Aslında bunların kanunlar karşısındaki hukuki konumlarının mutlaka belirlenmesi lâzım. Bunlar, devletin yasama, yürütme ve yargı mevkiinde bulunan kurumlarına birşeyler emretme veya dikte etme konumunda mı, değil mi? Bunun behemehal belli edilmesi lâzım. Aksi takdirde yarın bir başkaları çıkar, bünyesinde 50-100 kadar vakıf teşkilâtını toplar, kendilerine bir isim koyarak, görüş ve düşünceleri doğrultusunda aldıkları kararları aynı kurumlara dikte etmeye başlayabilir. Hatta bunların, tabanda daha çok temsilcileri olduğundan daha müessir de olabilirler. Bunun böyle olmayacağına kimse teminat veremez. Böyle olunca da bir kısım yetki ve salâhiyet kargaşasının yaşanması kaçınılmaz demektir.

Evet, devlet yetkilileri, Türk toplumunun gözlerinin içine baka baka hiç kimsenin, hiçbir kuruluşun –eski görevleri ne olursa olsun- böyle bir saygısızlık yapmalarına izin vermemelidirler. Hür ve demokratik bir ortamda yaşadığımıza inanmak istiyoruz. Demokratik bir ortamda böyle militanca çıkışları anlamada zorluk çekiyoruz. Bunun böyle devam etmesi, devlete ve demokrasiye güveni sarsar.”

-AKP’yi ve Gülen’i Bitirme Planı-

Konuşan kim mi; Bugün Erdoğan’a karşı muhtıra yayınlayan Fetullah Gülen!.. (Fasıldan Fasıla-3 isimli kitabı, sf. 166-167)

Kitabın baskı yılı 2011. Peki 2 yılda ne değişti de, cemaat böyle bir muhtıra yayınladı?

Cemaat veya Hizmet Hareketi’nin Gülen’in ifadesiyle, “Kanunlar karşısındaki hukuki konumu” nedir veya belirlendi mi ki, Başbakan Erdoğan’a “birşeyler emretme veya dikte etme” hakkını kendisinde buldu?

Devlet yetkilileri, “Türk toplumunun gözlerinin içine baka baka böyle bir saygısızlık yapılmasına” nasıl izin verebiliyor?

Başbakan Erdoğan, MİT krizinde yargı üzerinden “devlet içinde devlet oldular” mesajını göndermişti. Muhtıra verme hakkını elde etmiş olmalarının ve devletin suskunluğunun temelinde bu yatıyor olabilir mi?

Özellikle Erdoğan, acaba bu muhtıranın ardından şu meşhur sözde “AKP ve Gülen’i Bitirme Planı”nı hatırlamış mıdır ki?

Neydi o sözde plan? Güya Deniz Kurmay Albay Çiçek, “gizli” ibareli “İrticayla Mücadele Eylem Planı” hazırlamıştı. Ancak o sözde belge askeri yazım kurallarına uymuyordu. Çiçek’in imzası var, ama parmak izi yoktu. Polisler, 4 sayfalık sözde planın fotokopisini Gazi Üsteğmen Avukat Serdar Öztürk’ün ofisinde ele geçiriyor ve ne hikmetse Öztürk’ün de tek bir parmak izine ulaşılamıyordu. O yüzden dönemin Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, hukuki hiçbir değeri olmayan bu sözde belge için “kağıt parçası” diyordu. Ardından “vatansever bir subay” sözde belgenin aslını postayla Savcı Zekeriya Öz’e ulaştırıyor ve operasyon tamamlanıyordu. Sözde asıl belgeyi inceleyecek olan Adli Tıp Kurumu’ndaki değişikliklikleri, Savcı Öz’ün kurumu ziyaretini, Dursun Çiçek lehinde görüş bildiren uzmanların tasfiyesini geçiyorum. Ergenekon davasına bakan Mahkeme, Genelkurmay’dan gelen 3 milyon belgeyi inceliyor, değil “İrticayla Mücadele Eylem Planı”, “irtica” kelimesi geçen tek bir belge bulamıyordu.

Sonuç; İlker Başbuğ’a müebbet, Dursun Çiçek’e ağırlaştırılmış müebbet, Gazi Üsteğmen Serdar Öztürk’e 30 yıl, 9 ay.

Şuraya geleceğim; O sözde planın adı, “İrticayla Mücadele Eylem Planı” idi. Ancak kamuoyuna, “AKP’yi ve Gülen’i Bitirme Planı” başlığıyla sunularak, adeta “AKP-Gülen eşit ve ortak” algısı yaratıldı.

Kıssadan hisse; Erdoğan’ın o sözde plan üzerinde yeniden düşünme zamanıdır derim.

Silivri, Hasdal, Hadımköy, Maltepe, Sincan, Mamak ve Şirinyer’e kucak dolusu sevgiler

Müyesser YILDIZ

18 Ağustos 2013

Odatv Link: https://odatv4.com/yazar/muyesser-yildiz/cemaat-muhtirasi-militanca-bir-cikistir-saygisizliktir-1808131200.html

Kategori:Uncategorized