İçeriğe geç

EMRE TANER’E NEDEN VEDA TÖRENİ YAPILMADI

Süleymaniye Çuvalı gibi “Habur törenlerinin” de Türkiye için tarihi bir dönüm noktası olduğu her geçen gün daha iyi anlaşılıyor.

Habur’un iki aktörü vardı. Dönemin MİT Müsteşarı Emre Taner ve “açılım koordinatörü” İçişleri Bakanı Beşir Atalay. Millet, Habur’la “açılım”ın ne olduğunu görünce, faturası Taner’e çıkarıldı, görev süresi uzatılmayınca, geciktirilen emekliliği gerçekleşti.

Edindiğimiz bilgilere göre Taner’e “Habur rezaleti” gibi bir emeklilik reva görülmüş. Başbakan Erdoğan makamına çağırmış, kuru bir “teşekkür”den sonra, “Al bu da tabağın” dercesine eline bir plaket tutuşturup, göndermiş.

Ne bir veda töreni yapmışlar, ne bir veda yemeği vermişler. İddia o ki, Habur’a kadar MİT kulislerinde AKP milletvekilliği, hatta Cumhurbaşkanlığı adaylığı konuşulan Emre Taner şimdi öyle kırgınmış ki!..

Habur’un birinci aktörü Taner, doğrudan Barzani, kimilerine göre dolaylı şekilde ise Kandil’le bağlantıları sağlamıştı. İkinci aktör Beşir Atalay da BDP ile Habur törenlerini organize etti, “PKK’lıların geldikleri gibi geçmesini” sağladı. Ama ona fatura çıkaran olmadı.

Aksine dün gördük ki, Hatay’da şehit edilen 4 polisin cenaze töreninde, askerler başta olmak üzere güvenlik kuvvetlerine, “Bu Amanoslar’ı temizleyin. Ne yapıyorsanız yapın Amanoslar’ı temizleyin” talimatı veriyor!..

Siz olsanız bu talimattan, “Askerler görevini yapmıyor” sonucu çıkarmaz mısınız? Dahası PKK’yı Kandil’de koruyup, kollayan ABD ve Barzani’ye şimdi de altın tepside “Kandil, Kandil deyip duruyorsunuz. Siz hele bir Amanoslar’ı temizleyin” deme fırsatı sunulmuş olmadı mı?

HALK SAĞDUYULU DA SİZ GÖREVİNİZİ YAPIYOR MUSUNUZ?

Önce Samsun’da Ahmet Türk’ün yumruklanması, ardından İnegöl ve Hatay Dörtyol peşinden Erzurum’daki olaylar… Siyasetçiler ağız birliği etmişçesine, “Halka sağduyu” çağrısında bulundu. Halk öylesine sağduyulu ki, birilerinin “iç savaş” proje takvimi sarktıkça sarkıyor.

Tamam, halka bu çağrıyı yapmaya devam edin, ama bir de dönüp, “biz görevimizi layıkıyla yapıyor muyuz?” diye soruverin!..

Ne oldu EMASYA protokolünü kaldırdınız da…

Hatay – Dörtyol’da Emniyet binasını korumak için askeri göreve çağırmadınız mı?

MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin OHAL çağrısına neden hep birlikte hücum ettiniz? Hatay Valisi, vatandaşların gece sokağa çıkmamasını istemedi mi?

Niye İnegöl’deki olaylar için anında “referandum provokasyonu” dediniz?

Habur öncesi ve sonrasında bir yığın yerde benzer olaylar yaşandı. O zaman da mı referandum vardı?

Kimse kusura bakmasın burada iyi niyet görünmüyor.

Öncelikle bu, özellikle MHP’nin referandum çalışmalarını psikolojik baskı altına almadır.

Zaten bir süredir siyasi partileri de ırk ve etnik temelinde ayırmanın ayak sesleri duyulmuyor mu?

BDP malum, “PKK’nın, Kürtçülerin” temsilcisi.Bunun karşısına “Türklerin, Türkçülerin” temsilcisi olarak MHP’yi konuşlandırmak için özel bir gayret sarf ediliyor. Herhalde yarın öbür gün CHP de “Alevilerin” partisi ilan edilir.

AKP’nin kimleri temsil ettiği konusunda zaten muhtelif görüşler var. Böylece, Türk Milleti’nden sonra, millet adına egemenliği kullanmak için iktidara talip olan siyasi partiler de bölünmüş olmuyor mu?

Madem “provokasyon” konuşuluyor, o zaman başka cenahlara da bakmak gerekmiyor mu?

Bakın İnegöl’ün AKP’li Belediye Başkanı Alinur Aktaş, Akşam Gazetesi Yazarı Serdar Akinan’a ne demiş;

“Bu açık bir provokasyondur… Ben doğma büyüme İnegöllüyüm. O gece karakolun etrafında tekbir getirerek bağıran insanlardan bazılarını hayatımda görmedim…”

Kimdir doğma-büyüme İnegöllü başkanın hayatında görmediği bu insanlar? Bunları “sağduyulu” millet mi bulacak?

Kronolojik olarak biraz daha geriye gidelim…

Geçen yıl Çin’de Uygur Türklerine yönelik saldırılardan sonra Başbakan Erdoğan’ın “ilk fırsatta Türkiye’ye davet edeceğini” söylediği, ancak bugüne kadar davet etmediği Rabia Kadir ne yapıyor?

Kadir, “Gazze gibi bizimle de ilgilenin” çağrısı yaparken, ilginç bir iddiada bulundu. Kadir’in ifadesine göre “Çin’den, Türkiye’ye bir heyet gelmiş. Bu heyet, Türkiye’de yaşayan Uygur Türklerini izliyor ve tehdit ediyormuş”.

Biz meğer sadece Batı ve Rus istihbarat örgütleri ülkemizde cirit atıyor sanıyorduk, eğer doğruysa demek ki Çin istihbaratına da “açılmışız”!..

Peki yine geçenlerde “bölgede yaşanan gelişmeleri yerinde incelemek” için Diyarbakır’a giden İsveç Sol Parti üyelerinden oluşan bir heyetin, “PKK’nın terör örgütü listesinden çıkarılması için çalışmalar yürütüyoruz. Çünkü PKK’nın terör listesinde olması sorunun çözümünü zorlaştırıyor” dediğini duydunuz mu?

Sahi CHP’nin, 5 Kasım 2007 Erdoğan-Bush görüşmesinden sonra Ankara’ya 35 kişilik üst düzey subay veya istihbaratçı geldiği iddiasına ne oldu? Bakan Beşir Atalay, “Bilgisi olmadığı” bilgisini vermekle yetinmişti de!..

Ya ABD Dışişleri Bakanlığı Dini Özgürlükler Raporlarında 2003 yılından sonra yer alan, “Türkiye’de 1100 misyonerin faaliyet gösterdiği” bilgisini araştıran, bu misyonerlerin ne yaptığını sorup, soruşturan oldu mu?

Çekiç Güç’ten beri ülkemizin Doğu ve Güneydoğu’sunda ajan ve diplomatların cirit attığını zaten herkes biliyor. İyi de bunlar “babalarının hayrına mı cirit attı, atıyor” diye bakmak kimin görevidir?

SİYASİ PROVOKASYONLAR

İşin bir de “siyasi provokasyon” kısmı var. Habur’a kadar gitmeden, son aylarda yaşananlardan bir demet sunalım:

İspanya iki kişinin öldüğü bombalı saldırıyı düzenleyen 3 ETA üyesini 1040’ar yıl hapis cezasına, ayrıca ölenlerin ailesine toplam 1 milyon 200 bin Euro’luk tazminat ödemeye mahkum ederken, bizde neler konuşuluyor ve yapılıyor;

-PKK’nın şehir yapılanması olduğu gerekçesiyle tutuklanan KCK üyelerinin, hatta Öcalan’ın serbest bırakılması… Buna mukabil, halen görev başında terörle mücadele eden komutanların tutuklanması…

-Taş attığı söylenen cüssesi benden büyük “çocuklar” için af çıkarılması, adliyelerin hafta sonu çalıştırılıp, serbest bıraktırılması ve “pişman değiliz” dedikleri halde düğün-bayram yapılması… Buna mukabil, muvazzaf ve emekli askerlerin yakalanması için Cuma günü mesai bitimi saat 17.00’de karar alınması…

-BDP milletvekili ve yöneticilerinin, “Bu politikalar sürerse, Kürt halkı yemin ediyorum sadece gerilla mücadelesiyle kalmayacak, yaşamı cehenneme çevirecek… Diz çöktürmeye çalıştığınız bu halkın önünde diz çökeceğiniz günler yakındır” tehditlerinin iktidar mensuplarınca, “Konu, Cumhuriyet Savcılarının görev alanına giriyor” diyerek, anlayışla karşılanması… Buna mukabil terör, bölücülük ve “açılım”a karşı her tavrın, “Provokasyon ve Ergenekonculuk” sayılması…

-KCK operasyonlarında gözaltına alınıp, tutuklanan ama hastalığından dolayı tahliye edilen Diyarbakır Sur Belediye Başkanı Abdullah Demirbaş’ın, AB Türkiye Delegasyonu Siyasi müsteşarı Diego Melloda tarafından ziyaret edilmesi… Buna mukabil Ergenekon’dan tutuklu çoğu 70 yaşın üzerindeki insanların sağlık sorunlarıyla, “Gata-kulli” diye alay edilmesi…

-BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ve Batman milletvekili Bengi Yıldız’ın, KCK operasyonu kapsamında tutuklananların bulunduğu D Tipi cezaevini ziyaret etmesi… Buna mukabil CHP milletvekillerinin Silivri Cezaevini ziyaretlerine izin verilmemesi…

-BDP milletvekillerinin, PKK ve BDP’lilerin yargılandığı mahkemeleri topluca dolaşması… Buna mukabil CHP milletvekillerinin Silivri duruşmalarını izlemesinin bizzat Başbakan tarafından eleştirilmesi… (Ahmet Türk ve Sırrı Sakık’ın izlediği Samsun ve BDP yöneticilerinin adeta gövde gösterisi yaptığı Erzurum’daki davalar sebebiyle çıkan olaylar, ayrıca BDP heyetinin Hatay-Dörtyol’a gidecek olması bağlamında Alman Anayasası’nın ‘dolaşım özgürlüğü’yle ilgili 11. maddesine atıf yapalım. Bu maddede, ‘Federasyonun ya da bir eyaletin varlığını, özgür demokratik temel düzenini tehdit eden bir tehlikenin savuşturulması, salgın tehlikesi, doğal afetler, çok ağır felaketler, gençliğin sefaletten korunması ya da cezayı gerektiren hareketlerin önlenmesi için gerekli olan hallerde dolaşım özgürlünün bir yasayla ya da bir yasaya dayanarak, sınırlandırılabileceği’ öngörülüyor).

Artık sivil toplum örgütleri değil, T.C. üniversitelerinde yapılan toplantılarda, “Kürtçenin anayasal güvence altına alınması ve Kürtçe eğitim hakkı” istenmesini, “Bütün siyasi aktörlere çatışmayı durdurma ve sorunun çözümü için diyaloga başlama” çağrısı yapılmasını falan geçip, Hürriyet Gazetesi Yazarı Eyüp Can’ın 4 gün önceki yazısını mercek altına alalım.

Canı’ın görüştüğü, “Türkiye’nin önde gelen, yıldızı hayli parlak, ismini yazsa hem herkesin şaşıracağı, hem belki politik yaşamı ertesi gün bitebilecek bir siyasetçisi”, “Kişisel olarak bölücülüğü savunmanın hukuken yasak olmasına hiçbir anlam veremiyorum. Bırakalım isteyen istediğini savunsun” demiş.

İktidar ve İçişleri Bakanı, keşke her şeyden önce bu ismi bulsa ve millete açıklasa… AKP’li mi, CHP’li mi, MHP’li midir? Her kimse, “bölücülüğün serbest bırakılmasını” isteyen bu ismi bilme hakkımız yok mu?

Siyasiler, millete “sağduyu” çağrısı yapıyor… Biz de onlara “işbaşı” çağrısı yapalım ve  diyelim ki;

“Bugün OHAL’in ağza alınmasını küfür sayanlara, Allah göstermesin yarın sıkıyönetim bile kar etmeyebilir. Kırgızlar ve Özbekler arasındaki çatışmaların nasıl başlatıldığını hatırlıyor musunuz? Ya bu çatışmaların ardından AGİT’in, bölgeye uluslararası polis gücü gönderme kararı aldığını?..”

Müyesser Yıldız

Odatv Link: https://odatv4.com/yazar/muyesser-yildiz/turkiye-ile-ilgili-oyle-kritik-bir-madde-var-ki-31102003.html

Kategori:Uncategorized