İçeriğe geç

2 Yıl Önce Silivri’den Bir Feryat: “Bizi Değil, Hukuku Kurtarın”!..

Balyoz davasında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı suçu ve suç tarihlerini şöyle belirledi: “Hükümete karşı suç. Suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme… Suç tarihleri: Ağustos 2003 ve 21 Şubat 2011.”

Kararı onayan Yargıtay 9. Ceza Dairesi’ne göre ise suç, “Türkiye Cumhuriyeti İcra Vekilleri Heyetini cebren iskat veya vazife görmekten cebren men etmeye teşebbüs ve suç delillerini gizleme” oldu. Suç tarihleri de “Ağustos 2003 ve öncesi ile suç delillerini gizleme yönünden 21 Şubat 2011” imiş.

Onama kararı üzerine “Yargılama sürecinde ne kadar doğru hareket ettiğimizi Yargıtay tasdik etti” diyen 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nin Başkanı Ömer Diken’in gerekçeli kararında, “Çetin Doğan’ın kalp rahatsızlığı geçirmesi ve Ağustos 2003’te emekliye ayrılması sonucu darbe planının gerçekleşemediği” yazıyordu.

Mahkeme’nin gerekçeli kararı böyleyken, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı suç tarihini acaba neye göre ve nasıl, “Ağustos 2003” olarak belirlemişti? 9. Ceza Dairesi’nin, “Ağustos 2003 ve öncesi” diyerek, öncelikle Başsavcılığın bu “hatasını” düzelttiği görülüyor.

Karara göre,“Cunta”nın lideri Çetin Doğan. 2003 Ağustos’unda emekli olmuş. Ama sonrasında sözde dijital deliller üzerinde pek çok değişiklik sözkonusu. “2003’te başlayıp-biten bir hazırlıkta, 2007-2009’a ait bilgi, belgel ve rütbeler nasıl yer alır?” sorularını çürütmek için olsa gerek suç tarihi, “21 Şubat 2011”e kadar uzatılıyor. Bu durumda şunu sormak gerekmiyor mu?

“2011’e kadar olan dönemde ‘cunta’ lideri kim? Çetin Doğan emekli olduğu halde, ‘örgütü’ yönetmeye devam mı etti? Öyleyse iktidar ve Genelkurmay ayakta mı uyudu?”

-Haşim Kılıç Kimi Yalanladı?-

Yargıtay’ın onama kararından sonra Başbakan Erdoğan, “Süreç şu anda bitmiş değil, son nokta konulmuş değil, devam ediyor. Onun için takip edeceğiz” dedi.

Hukukçu Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ başta olmak üzere bir yığın siyasi ve yandaş yazar, “teselli ikramiyesi” gibi Anayasa Mahkemesi ve AİHM’i adres gösterdi.

Ancak Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, şu sözleriyle hem neyin ne olduğunu açıkça ortaya koydu, hem de bu isimleri resmen yalanladı:

“Balyoz davasında Yargıtay’ın kararı sonrasında bizim veya AİHM’nin ‘süper temyizlerle süper kurtarıcı’ olduğumuz havası yaratılmaya çalışılıyor. Biz sadece eğer bize başvuru gelirse, Yargıtay Ceza Dairesinin mahkûmiyet kararlarına değil, yargılama süresince özgürlük ihlali var mı yok mu, sanık savunmaları hukuka uygun gerçekleşti mi, uzun tutukluluk ve yargılama hukuka uygun mu başvurularına bakabiliriz. Onun ötesinde mahkumiyet ve hapis cezalarına müdahalemiz olamaz. Aynı şekilde AİHM de Anayasa Mahkemesi’yle aynı görev ve yetkilere sahiptir. Sadece, AİHS’de belirtilen hak ve özgürlüklerle ilgili ihlâl var mı buna bakar. Suçun vasfına, delillere ve mahkumiyetin derecesine, ne AİHM ne de biz bakabiliriz.”

“Yargıtay’daki arkadaşlarımızı yıllardır tanırım. Uzun dönemdir burada başarıyla görev yapmaktadırlar. Donanımlı, bilgili ve tecrübelidirler. Başından beri de yıllardır bu dairede çalışmış, olaylara hâkim titiz ve tecrübeli bir ekiptir. Bu nedenle arkadaşlarımızın yanlış yapma ihtimali çok ama çok düşüktür. Bunu ben değil, zaten tüm Yargıtay bilir.”

Anlaşıldı mı… Bitti… Nokta…

-Tarih 16 Kasım 2011-

Aslında herşey çok önceden bitmişti. Nasıl mı? Silivri Cezaevi’nden 16 Kasım 2011 günü yazdığım, “Yargı da Özelleştirilirken” başlıklı yazımı bilgi ve dikkatlerinize sunuyorum:

“Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, TBMM Genel Kurulu’nda bir öğrencinin 22 aydır tutuklu olmasına dair gündem dışı konuşmayı cevaplıyordu. Siyasetin devam eden davalara müdahil olmasının yanlışlığından dem vururken, İrtica Eylem Planı ve İnternet Andıcı davalarında öyle güzel hükümler verdi ki!.. Ama kulaklarıma inanamadığım sözleri mahkemelerle, Yargıtay -ve Danıştay- ilişkisi üzerine yaptığı değerlendirmeydi. Hakimlerin, benzer davalarda daha önce Yargıtay ve Danıştay’ın aldığı kararlara bakmasını eleştirip, bu ‘çarpıklığı’ ortadan kaldırmak üzere hazırlık yaptıklarını açıkladı.

Aynı gün gazetelerde Ankara’da yapılan AİHM’le ilgili bir konferansın haberleri vardı. Başbakan Erdoğan, Adalet Bakanı Ergin, Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, Danıştay Başkanı Hüseyin Karakullukçu neticede yabancı olan bu üst yargı organına o kadar değer veriyordu ki!.. Adalet Bakanı Ergin AİHM içtihatlarını övüyor, Danıştay Başkanı da hâkimlerin iç hukuka göre değil, AİHM içtihatlarına göre hükmetmesi gerektiğini söylüyordu.

Kendi Yargıtay-Danıştayımızın içtihatları tu-kaka, AİHM’inkiler cici!..

Habur hukuku, yandaş medya hukuku/karşıt medya hukuku, Deniz Feneri hukuku, Ergenekon/Balyoz hukuku…Yargının da ‘özelleştirilmesi’dir bu. Böyle olunca AİHM’e tapınma gayet normaldir. O da bugüne kadar sözkonusu PKK veya azınlık davaları olunca kendi içtihatlarını görmezden gelmedi mi?

Bu çoklu hukuk, özelleşmiş hukuk birilerini şaşırtıyor. Özellikle Ergenekon/Balyoz vs. davalarına bakıp, ‘Bunların tümü AİHM’den döner. Türkiye mahkûm olur. Bunu bile bile niye böyle yapıyorlar?’ diye beklemeyin; bir şey olmaz, olmayacak. Öyle ince ince yürüyen bir proje var ki, bakın anlatayım:

AİHM tıkandı. Binlerce dava yükü altında çöktü. Kendini lağvetmenin veya sadece AB vatandaşları ile ilgilenecek bir yapıya kavuşmanın peşinde. AİHM’in sırtındaki ikinci yükün adı da Türkiye!.. O yüzden de reçete geçtiğimiz Nisan ayında İzmir’de yapılan ‘AİHM’in Geleceği’ adlı bir toplantıda arandı, daha doğrusu Türkiye buradan da dışlanmaya hazır hale getirildi.

Bu arada biz ne yaptık; Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruyu getirdik. 1 sene sonra yürürlüğe girecek. Biz garipler AİHM’e gidemeden bu defa da yıllarca Anayasa Mahkemesi önünde bekleyeceğiz. Şu ileri yargı zincirine bakın; Yerel mahkeme, devreye sokulmuş olursa İstinaf mahkemesi… Olmadı Yargıtay… Olmadı Anayasa Mahkemesi… Ondan sonra eğer hâlâ AİHM varsa ve dışlanmamışsak, Strazburg… Ömür biter, dava bitmez!..

Abarttığımı sanmayın. Kaynağım sağlam; Nisan’da İzmir’de yapılan o toplantıya katılan AİHM Başkanı Jean-Paul Costa. Yargı ‘reformlarımızı’ pek bir öven Costa, sürecin yeni bir Anayasa ile devam etmesini istedi. Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru hakkı için, ‘Zaten kapasitesi dolmuş AİHM için de olumlu bir düzenleme. Böylelikle dava akışının önü bir nebze kesilecektir. Bu süreçte AİHM’in büyük katkısı oldu’ dedi.

Hasılı bizleri Yargıtay veya AİHM’in ‘kurtaracağını’ düşünen ve umanları yeni sürprizler bekliyor. O yüzden bizlerin değil, evvel emirde ‘hukuk ve devlet’in kurtarılması gerekiyor… Silivri’den kucak dolusu sevgiler”…

Silivri, Hasdal, Hadımköy, Maltepe, Sincan, Mamak ve Şirinyer’e kucak dolusu sevgiler

MüyesserYILDIZ

13 Ekim 2013

Kategori:Uncategorized