İçeriğe geç

Türk devlet yetkilisinden tek bir söz duyduk mu

Genelkurmay eski Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ, Alman Parlamentosu’nda görüşülecek olan Ermeni soykırım iftiralarıyla ilgili tasarı hakkında Ankara’nın tutumunu sert bir dille eleştirip, “Geçme ihtimali güçlü. Vatandaş olarak şunu sorsak; Bu konuda bir Türk devlet yetkilisinden bir söz duyduk mu? Birisi çıkıp, bir şey söyledi mi? Duydunuz mu? Akademisyen profesörlerimizden bir şey duydunuz mu? Bu ne sessizlik? Almanya’daki sivil toplum örgütleri, Vatan Partisi, ki bu konuda Doğu Perinçek’in tavrını desteklememiz lâzım, bunlardan başka bir hareket oldu mu? Bu sessizlik niye? Yüzde 100 haklı olduğumuz bir konudaki sessizliğin sebebi, suçluluk duygusu mu, konuya ilginin düşmesi midir? Bu önemsiz bir konu değil. Geçerse, ertesi gün Büyükelçimizi Ankara’ya çağırarak mı cevap vereceğiz?” dedi.

Birlikte Türk Milletiyiz Hareketi’nin davetlisi olarak bugün Ankara’da Türkiye Barolar Birliği’nde “Dış Politikamız, Ermeni İddiaları ve Gerçekler” konulu bir konferans veren Genelkurmay eski Başkanı İlker Başbuğ, konuşmasına genel bir değerlendirme ile başladı. Cumhuriyet tarihinin en zor ve en sıkışık dönemini yaşadığımızı, ancak Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemindeki tüm olumsuzluklara rağmen Milli Mücadele’nin verildiğini hatırlatan Başbuğ, “O yüzden olumsuzluklar bizi karamsarlığa sürüklememeli. Bu millet yine üstesinden gelebilir. Tek şart, bütünlüğümüzün sağlanmasıdır. Olaylara herkes kendi bakış açısıyla bakıyor. Oysa birbirimizi anlamaya çalışmamız lâzım. Tüm konuşmalarımız bütünlüğe yönelik olmalı, bölücülüğü arttırmamalıyız. Sorunları yenebiliriz. Yeter ki, millet tüm gücü ve katmanlarıyla bu sorunların arkasında durabilsin. Buna ihtiyaç var” dedi.

ANDIMIZI KALDIRANLARA TEPKİ

Başbuğ, konuşmasının başında geçenlerde gittiği Üsküp’teki Tefeyyüz Okulu’nu ziyaretinden söz ederken de okullarda andımızın kaldırılmasına şöyle tepki gösterdi:

“Burası bir Türk okulu. Öyle bir okul ki, çocuklar pırıl pırıl. Derse girmeden toplanıp, milli andımızı okudular. Bizde de okutulan, ama maalesef kaldırılan andımızı öyle güzel okudular ki, çok duygulandım. Bunu kaldıranlar, ABD’de benzer söylemin olduğunu bilmiyor mu? Zaten milli kelimesine karşı bir sıkıntı var. Birileri bunu duyunca rahatsızlık duymaya başladı. Bağımsız bir devletseniz tabii ki milli olacaksınız.”

Başbuğ, konferansın sonunda Temeyyüz Okulu’nda milli andımızın okunma görüntülerini de izletti ve salonda duygulu sahneler yaşandı.

TÜRK MİLLETİ’NİN ADI ÖYLE KOLAYCA DEĞİŞTİRİLEMEZ

Konuşmasının devamında dış politikanın kapsamını çizen Başbuğ, özetle şunları söyledi:

“Dış politikada milli menfaatler esastır. Devlet geleneği olan ülkelerin milli menfaatleri sık sık değişmez. Çünkü devletin devamlılığı ile bağlantılı bir konudur. Dış politika milli olur, ama biz bu kavramın içini mi boşalttık, önemsemiyor muyuz diye sorguluyorum. Bu milletin adı da Türk Milleti’dir. Bu, öyle kolayca değiştirilecek bir şey değildir. Halen geçerli bir milli siyaset belgemiz var. 2010’da görevi bıraktığımdan farklı mı, bilmiyorum. Milli menfaatleriniz yoksa, devlet olarak varlığınız tartışılır. Milli siyasetlerin uygulanması, devletlerin kendi milli gücüne dayanır. Milli güvenlik konusunu, başka ülke ve güçlerin desteklerine dayanarak götüremezsiniz. Götürürseniz, ciddi sorun ve tehditlerle karşı karşıya kalırsınız.”

Başbuğ, Türkiye’nin Suriye politikasına değinirken de şu eleştirileri yöneltti:

“Bu konuda doğru soru, milli menfaatlerimizin ne olması gerektiğidir. Türkiye’nin parameterleri şu olmalı. Suriye’nin toprak ve siyasi bütünlüğünün muhafaza edilmesi en önemli noktadır. Çünkü aynı filmi, senaryoyu Irak’ta yaşadık. Şu anda Suriye’nin bütünlüğü tehdit altındadır. Yarın ne olacak, bütünlük korunacak mı, cevaplaması zor bir soru. İkincisi, Suriye’de yönetebilecek bir merkezi hükümetin, devletin olmasıdır. O devlet şöyle, böyle olur. Dış siyasette ideolojik olarak bakamazsınız, mezhepsel bakış açısı olmaz. Yönetebilen bir rejim var mı, maalesef yok. Üçüncüsü; mülteci sorunu. Ülkemize gelen 3 milyona yakın mülteci ne olacak? Bu parametreler varken, Türkiye ÖSO yanında yer almaya başladı. Bu yanlış bir politika. Bunun yanlışlığını siyasi iktidardaki yetkililer de söylemeye başladı. Esad gider, kalır bu bizim sorunumuz değil. Buna karar verecek olan Suriye halkıdır. Suriye konusunda İran ve Rusya ile birlikte hareket etmemiz gerekiyor. Türkiye Suriye’de etkin olmak istiyorsa, Rusya’yla ilişkilerini normalleştirmek zorunda. Merkezi hükümetle de ilişkileri düzeltmek, diplomatik kanalları açmak zorundasınız.”

ULUSLARARASI İLİŞKİLERDE HUKUK BEKLEMEYİN

Dış politikada gerçekçi olunması gerektiğini, ayrıca sağlam ve güçlü bir dış politika için iç yapının sağlamlığının önemli olduğunu vurgulayan Başbuğ, tüm haklılığımıza rağmen Adalet Divanı kararıyla Musul-Kerkük’ü kaybediş sürecimizi özetledikten sonra şöyle konuştu:

“Uluslararası ilişkilerde hukuk beklemeyin. Güçlü devlet kimse, onun isteği gerçekleşiyor. MGK’da görev yaparken, sözde Ermeni soykırım iddiaları konusunda hayatta tanıdığım en mükemmel, en birikimli kişi olan rahmetli Gündüz Aktan Uluslararası Adalet Divanı’na gidilmesini savunuyordu. Benim görüşlerim de ona yakındı. Ama bazı şeyleri gördükten sonra şu anda sorsanız yüzde 100 haklı olduğumuz bu konuda bile güvenmemiz gerektiğini düşünüyorum.”

Başbuğ, Kıbrıs konusuna değinirken de BM’nin 4 Mart 1964 tarihli “Kıbrıs Cumhuriyeti” ifadesinin geçtiği 184 sayılı kararınını kabul etmemiz ve 12 Temmuz 1995’te Gümrük Birliği karşılığında Rum kesiminin AB ile üyelik müzkerelerinin başlamasına “evet” dememizin tarihi yanlışlar olduğuna dikkat çekti.

ERMENİSTAN’LA GÖRÜŞMEK… LÜZUMSUZ HAREKET EDİYORSUNUZ

Konuşmasının son bölümünü Ermeni konusuna ayıran Başbuğ, “Tehcir neden uygulandı, bunun iyi anlamamız lazım. İşin temelinde 1878’de Bulgaristan’ın bağımsızlığı vardır. Nasıl bağımsız oldu; Terör ve tedhişle. Dış güçler destekledi. Ermenistan’ın aldığı model buydu” dedikten sonra tarihsel süreci, Kafkaslar’dan sürülen ve ölen Türklerin sayısı ile tehcire tabi tutulan Ermenilerin sayıları hakkında bilgi verip, “Olayları rakamlarla anlatmak doğru değil, bir can bir candır. Ama tarih tersyüz ediliyor” tespitinde bulundu.

Tehcirin kesinlikle bir soykırım olmadığını da vurgulayan Başbuğ, MGK’da görevliyken yaşadığı bir anıyı da şöyle paylaştı:

“Avupa’nın önemli başkentlerinden birinde görevli büyükelçimizden bir mesaj geldi. ‘Bir grup gelecek, Ermeni iddialarını tartışacağız. Bize bir uzman gönderin’ diyordu. Utandım. Halimiz bu. Kendi büyükelçiniz bilmedikten sonra kendinizi nasıl savunacaksınız. Temel sorunumuz bu. Ermeni konusunu yabancılar yazmasa bilemezdik. Bu da çok acı bir nokta.”

Konuşmasına Alman Parlamentosu’nda oylanacak olan Ermeni tasarısıyla devam eden Başbuğ, özetle şunları söyledi:

“Geçme ihtimali güçlü. Vatandaş olarak şunu sorsak; Bu konuda bir Türk devlet yetkilisinden bir söz duyduk mu? Birisi çıkıp, bir şey söyledi mi? Duydunuz mu? Akademisyenlerimizden, profesörlerimizden bir şey duydunuz mu? Bu ne sessizlik? Almanya’da sivil toplum örgütleri, Vatan partisi ki, Doğu Perinçek’in tavrını desteklememiz lâzım, başka bir hareket duydunuz mu? Bu sessizlik niye? Yüzde 100 haklı olduğumuz bir konudaki sessizliğin sebebi, suçululuk duygusu mu, konuya ilginin düşmesi midir? Bu önemsiz bir konu değil. Geçerse, ertesi gün büyükelçimizi Ankara’ya çağırarak mı cevap vereceğiz? 19 Mayıs 1985’te ABD Temsilciler Meclisi’nde benzer bir tasarının görüşülmesi üzerine 69 ABD’li bilim adamının bildirisi var. 1985’teki siyasi iktidar 69 bilim adamına bildiri yayınlatıyor, bugün niye yok? Bugün o 69 bilim adamı gibi, şu cümleyi niye haykırmıyoruz; ‘Bu kararı alırsanız, Alman yasama gücünün güvenilirliğini sarsarsınız’… Şu cümleyi de kimseden duymuyoruz, ‘Aynı şekilde bölgedeki Müslümanların yaşadığı acıların da farklı şekilde değerlendirilmesi gerektiğini düşünmüyoruz’… Efendim özür dile. Kim özür diliyor, 2 milyon Türk için. Bir kişi çıkıp, ‘biz niye bunlara sahip çıkmıyoruz’ diye sormuyor. Önce kendimiz sahip çıkmalıyız. Ne yapmalı? Adamların bağımsızlık bildirgesinde, Anayasa’sında var; Batı Ermenistan deniyor, burası neresi? Siz bu ülkeyle görüşerek, hangi sorunu çözeceksiniz? Lüzumsuz hareket ediyorsunuz. Ermenistan’a, ‘Senin bu konuyu iç siyasette kullanmanın, tazminat, toprak taleplerinden vazgeçmemenin sebebi ne?’ demeliyiz. İlk adımı Ermenistan atmalı. Türkiye’nin atacağı hiçbir adım yoktur, olmamalıdır.”

EGE’DEKİ ADALARIN İŞGÂLİNE CEVAP VERİLSİN

Başbuğ, yaklaşık 2 saat süren konferansın ardından izleyicilerin yönelttiği onlarca soruyu da cevaplandırdı.

NATO’nun Türkiye’yi yönetip yönetmediği ve buradan çıkılıp, çıkılmaması gerektiğine dair bir soruyu Başbuğ, “Kişisel olarak NATO’dan çıkılmasının, Türkiye’nin milli menfaatleri açısından uygun olmadığını düşünüyorum. NATO üyeliği, Türkiye’ye çok şeye kazandırdı. 50 yıl TSK’da görev yaptım. Hiçbir konuda NATO’dan ne telkin, ne bir şey duydum, işittim. Söylentilerin gerçekle ilgisi olmadığını düşünüyorum” diye cevapladı.

Başbuğ, Almanya’nın Ermeni tasarısını zayıf bir ülke olduğumuz için getirip, getirmediğine dair bir soruya da şu karşılığı verdi:

“Dünya resmine bakarsanız, her ülkede siyasette, düşüncede, kültürde bir gerileme var. Trump gibi bir adam ABD Başkanlığına oynuyor. 4-5 sene önce böyle bir şey söylense, ‘Hadi canım sen de’ denirdi. Dünyada siyaset çok düştü. Almanya’daki tasarının, dış siyasetin iç siyasette malzeme olarak kullanılması ve Türkiye’yi dış politikada köşeye sıkıştırması gibi görüyorum. T.C. Devleti milli konularda sağlam politikalar tespit edip, sonuna kadar götürmede zorlanıyor, zikzaklar yapıyor.”

Başbuğ, Yunanistan’ın Ege’deki ada ve kayalıklarımızı işgâline ilişkin soruya ise şu dikkat çekici cevabı verdi:

“Bizden sonra yaşanan olaylar, o yüzden yorum yapacak durumda değilim. İlginç olan böylesi iddialar varken, Genelkurmay’ı da dahil edebilirsiniz, devlet yetkililerinin bu konuda bir açıklama yapmaması. İhtiyacımız olan, devlet yetkililerinin bu konuya açıklık getirmesidir.”

ARMAYI BIRAKIN, PYD FIRAT’IN BATISINA GEÇTİ Mİ?

Bir diğer soru, ABD askerlerinin PYD arması takması konusundaydı.

ABD’nin PYD/YPG’yi kara gücü olarak gördüğünü hatırlatan Başbuğ, “PYD Fırat’ın batısına geçti mi? Rakka’yı IŞİD’den alırlarsa, kim kontrol edecek? PKK’yla sınırdaş mı olacağız? Esas bunları tartışmalıyız. Adam zaten ‘kara unsurum’ diyor. Amblem çıktı da yarın ne olacak? Bunun için Suriye politikası revize edilmeli. Türkiye Suriye’de ancak böyle etkin olabilir” dedi.

Başbuğ, “İstanbul’un fethi gösterileri yerine Almanya Parlamentosu’na ihtar mitingi yapılsa daha iyi olmaz mıydı?” şeklindeki bir soru üzerine de şunları söyledi:

“Osmanlı İmparatorluğu’nun tarihiyle iftihar etmek hepimizin hakkı. Bu, belirli grubun tekelinde değil. İftihar etmek Türkiye Cumhuriyeti ile bağlantınız olmamak değildir, aksine bütünleştirir. Hepsi bizim. Fatih Sultan Mehmet benim de kahramanım. İstanbul’da Yıldız Parkı’nda bir heykel var, Fatih Sultan Mehmet’in heykeli. Bunu TSK dikti.”

Başbuğ, konferansın ardından kitaplarını imzaladı.

Müyesser Yıldız

Odatv Link: https://odatv4.com/yazar/muyesser-yildiz/turkiye-ile-ilgili-oyle-kritik-bir-madde-var-ki-31102003.html

Kategori:Uncategorized