
24 Temmuz hem Lozan Antlaşması’nın 103’üncü hem Ayasofya’nın cami olarak ibadete açılmasının 6’ncı yıldönümüydü.
Erdoğan ve ekibi Lozan’ı anmayı unuturken (Cumhurbaşkanlığı sitesine ancak 24 saat sonra, o da taslak bir mesaj kondu. Bu hata ise bir gün sonra düzeltildi), Ayasofya için mesaj üstüne mesaj yayımlandı, konuşmalar yapıldı.
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nca da “Fethin Nişanesi, Medeniyetin Kalbi: Çağları Aşan Mabet Ayasofya” başlıklı bir program düzenledi. İlk konuşmacı İletişim Başkanı Burhanettin Duran’dı. Duran, “Ayasofya’nın İstanbul’un fethinin nişanesi olduğunu”, “Fatih Sultan Mehmed’in fethin hemen ardından Ayasofya’nın yeniden ayağa kaldırılmasına öncülük ettiğini” anlatıp, “Bizler için de Ayasofya’nın ibadete açılması adeta bir Kızılelma’ydı… Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kararlı liderliği ve milletin güçlü iradesi sayesinde Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi yeniden asli hüviyetine kavuştu.” dedi.
Şimdi dünyanın öbür ucuna, Avusturalya ve ABD’ye gidelim.
Pazar günü Avusturalya’daki Rum Başpiskoposluğu’nda, Kıbrıs Rum kesiminden bir bakan yardımcısı ve diğer Rum yetkililerin de katıldığı bir tören vardı. Başpiskopos Makarios, Kıbrıs’ın yeniden birleşmesi için dua ederken, “kurulan bu köprünün yalnızca Kıbrıs’la değil, Yunanistan ve kilise merkezleri olan Konstantinopolis’le de güçlendirilmesi” gerektiğini söyledi.
ABD’deki Rum Ortodoks Kilisesi’nin Başpiskoposu Elpidophoros da önce 20 Temmuz’daki Kıbrıs Barış Harekâtı’mızın yıldönümü için, “Türkiye tarafından 52 yıl önce gerçekleştirilen yasa dışı işgâl ve istilâ” dedi… Kıbrıs’la “sarsılmaz dayanışmasını” teyit edip, Ada’nın yeniden birleşmesi için çaba göstermeyi sürdüreceklerini bildirdi.
Elpidophoros 24 Temmuz’da yayımladığı “Ayasofya anma günü” genelgesinde ise; “Ayasofya’nın yabancı bir amaca tahsis edildiğini” ancak onun “Konstantinopolis Ekümenik Patrikhanesi aracılığıyla hâlâ ışık saçmaya devam ettiğini” belirtip, “Ayasofya’nın fiziksel yapısından mahrum kalmış olsak da, temsil ettiği her şeyin yaşayan bir simgesi, kutsal Patrik Bartholomeos’un şahsında mevcuttur.” dedi.
Bunlar Elpidophoros’un ilk icraatları değil. Her yıldönümünde Kıbrıs’ta “işgâlci” olduğumuzu öne sürdü, 19 Mayıs’ı sözde “Pontus soykırım günü” kabul etti. Ayasofya ibadete açıldığında da ABD’de Türkiye karşıtı kampanyalar düzenleyip, Trump yönetimini harekete geçirdi.
Dünyanın öbür ucundaki bu iki papazdan bize mi ne? İkisi de Lozan’a göre bir Türk kurumu olan Fener Rum Patrikhanesi tarafından, Lozan çiğnenerek atanmış ve hâlâ Patrikhane’ye bağlı şekilde faaliyet gösteren papazlar da, ondan… Ve güya Patrik Bartholomeos Türk vatandaşı, ama nedense bunlara hiç müdahale etmiyor!..
Önce Patrikhane Sonra Ayasofya
Sözü, o iki papaz kadar önemli bir başka isime, Dr. Anthony J. Limberakis’e getirmek istiyoruz. “St. Andrew Tarikatı”na mensup Pensilvanyalı bir radyolog olan Limberakis, aynı zamanda Yunanistan’ın “Megali İdea”sını gerçekleştirmeyi hedefleyen ve bir tür “devlet/hükümet” modeli olan “Ekümenik Patriklik Arkonları”nın “milli komutanı” ve 1988’den beri o da “Ekümenik Patrikliğe” bağlı olarak görev yapıyor.
Öyle ki, Patrik Bartholomeos 2023’te “25 yıllık hizmeti”nin yanı sıra “Ekümenik Patrikhane ve Konstantinopolis Ana Kilisesi’ne verdiği destek” sebebiyle, Dr. Limberakis’i “Büyük Arkon” olarak nitelendirip madalya taktı.
ABD yönetimi üzerinde de etkili olan Limberakis’in pek çok icraatından sadece şunları hatırlatalım:
Kasım 2005’te Arkonların “Washington Bölge Komutanı” Andrew Manatos’la birlikte Ankara’ya gelip dönemin ABD Büyükelçisi Ross Wilson’la, “dini özgürlükler” konusunu görüştü. Görüşmede öne çıkan başlıklar; “Türkiye, Patrikhane’nin ekümenikliğini yasal gerekçelerle tanımıyor… Patrikhanenin mülklerine el konulmasına devam ediliyor… Patrik Bartholomeos sadece İstanbul’un papazı değil, o dünyadaki Ortodoksların lideri, ama Türkiye ‘ekümenik’ sıfatını reddediyor… Türkiye, Ekümenik Patriklik seçimlerine müdahale ediyor ve seçilecek kişilerin Türk vatandaşı olmasında ısrar ediyor… Türkiye, 1971’de zorla kapattırılan Ruhban Okulu’nun açılmasını reddediyor.” şeklindeki şikâyet veya taleplerdi.
O dönemde bir de Rum ve Yunanlıların “ikinci Kudüs” saydığı Ayasofya’nın yeniden ibadete açılması ve bunun Türkiye’nin AB üyeliğinin şartı yapılması için başlatılan bir imza kampanyası vardı. Dr. Limberakis, bu kampanya üzerine yaptığı çağırıda; Ayasofya hakkında benzer görüşleri savundu, ama kampanyanın zamanlamasını yanlış bulduğunu bildirerek, “Önceliğimiz Ekümenik Patrikliğin sorunlarının halledilmesi olmalıdır. Bunun için St. Andrew Tarikatına bağış yapın, Patrikhaneye yönelik baskılar karşısında mahkemeler, ABD, Avrupa ve Orta Doğu yönetimleri nezdinde yasal girişimlerde bulunun.” dedi.
Burhanettin Duran’a Tepki
İşte bu isim, “Ortodoks Hristiyanlığın Ana Kilisesi’nin dini özgürlüklerini, insan haklarını ve kurumsal bütünlüğünü savunmak amacıyla Ekümenik Patrik Bartholomeos tarafından yetkilendirilmiş olan Ekümenik Patrikhane Arkonları’nın Ulusal Komutanı” sıfatıyla uzun bir açıklama yaptı.
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın düzenlediği Ayasofya programını hedef alan bu açıklamada; İletişim Başkanı Burhanettin Duran’ın konuşması üzerinden Türkiye’yi hem “Amerikan ve uluslararası kamuoyuna” şikâyet eden hem de iktidara, “Devlet ve kurumlara, dini azınlıkların korunması yönündeki çağrımızı yineliyoruz.” uyarısında bulunan Bartholomeos’un “komutanı” Dr. Limberakis, Duran’ın sözlerinin “tarihi ve hukuki gerçeklere aykırı olduğunu” öne sürerek, özetle şunları kaydetti:
– “Ayasofya, İmparator I. Justinianus döneminde, 537 yılında Konstantinopolis’in katedral kilisesi ve Ekümenik Patrikhanenin merkezi olarak kutsanmıştır. Yapı, 1453’te Konstantinopolis’in fethiyle birlikte Sultan II. Mehmed tarafından camiye dönüştürülmeden önce, 916 yıl boyunca -yani neredeyse bir milenyum boyunca- Doğu Hristiyanlığının başlıca kilisesi olma vasfını sürdürmüştür. Dolayısıyla yapının Hristiyan kimliği, Osmanlı kimliğinden neredeyse bin yıl daha eskiye dayanmaktadır; Cumhurbaşkanlığı makamının, öncesindeki dokuz yüzyılı hiç dikkate almaksızın Ayasofya’yı özünde ‘İslâm medeniyetine’ ait bir yapı olarak sunması, sadece eksik bir yaklaşım değil, aynı zamanda tarihsel kaydın kasıtlı bir biçimde silinmesidir.”
– “Türkiye Danıştay’ı ve Cumhurbaşkanı tarafından tek taraflı olarak çıkarılan ve 86 yıllık müze statüsünü değiştiren 2020 tarihli kararın… dünya miras alanının koruyucusu sıfatıyla modern bir devletin üstlendiği yükümlülüklerin yerine fetih dönemine ait bir vakfiye belgesine dayandırılması 21. yüzyılın demokratik bir cumhuriyetinde bağlayıcı bir hukuk kaynağı olarak kabul edilemez.”
Açıklamasının devamında ise yine Patrikhane ve Ruhban Okulu vardı. Dr. Limberakis, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Türkiye’yle ilgili Dini Özgürlükler Raporlarında yer alan “yapısal kısıtlamalara” işaretle, bunların başında Ruhban Okulu’nun kapalı tutulmasının geldiğini belirtip, “2026 tarihli raporda, Heybeliada Ruhban Okulu’nun yeniden açılmasına ilişkin diyaloğun 2025 yılında da sürdüğü belirtilmekle birlikte, diyalog ile sorunun çözümü aynı şey değildir. Nitekim söz konusu diyaloğun yürütüldüğü yıl gerçekleştirilen Ayasofya’nın yeniden statü değiştirmesinin altıncı yıl dönümü kutlaması, hükümetin önceliklerine dair belirgin bir mesaj vermektedir.” dedi.
Ayrıca bunların “NATO müttefiki ve AB üyelik adayı bir ülkenin, sınırları içindeki en eski sürekli faaliyet gösteren Hristiyan kurumuna nasıl davrandığının canlı özellikleri” olduğunu iddia ederek, diğer şikâyetlerini şöyle sıraladı:
“Patrikhanenin ekümenik unvanının Türk hukukunda tanınmaması… Patrik ve Kutsal Sinod’un seçim ve uyruk şartlarına getirilen kısıtlamalar… El konulan kilise mülkleri üzerindeki çözülmemiş anlaşmazlıklar.”
ABD’ye Şikâyet
Ardından bir yandan “Arkonlar olarak Türkiye’nin kendi toprakları üzerindeki egemenliğini tartışmadıklarını” savundu, bir yandan da Ayasofya ve Patrikhane için ABD Dışişleri Bakanlığı, ABD Kongresi ile Dini Özgürlükler Komisyonu’ndan şu taleplerde bulundu:
– “13 yüzyıllık Hristiyan tarihi için eşsiz öneme sahip bir UNESCO dünya miras alanı, devlet destekli programlarda, 1453’ten önce dokuz yüz yıl boyunca orada ibadet eden ve onu inşa eden inanç topluluğuna yer vermeden, dini bir fetih anıtı olarak tekrar tekrar ve alenen yeniden şekillendirilmemelidir. Gelecekte Ankara ile yürütülecek temaslarda ve hazırlanacak raporlarda bu yıl dönümü programı dikkate alınmalıdır.”
– “İkili diplomasinin olağan kanalları aracılığıyla Heybeliada Ruhban Okulu’nun yeniden açılması, Ekümenik Patriklik unvanının ve Patrikhane’nin herhangi bir uyruk kısıtlaması olmaksızın Patrik ve Sinod üyelerini seçme hakkının hukuken tanınması ve mülkiyetle ilgili çözüme kavuşturulmamış taleplerin karara bağlanması yönünde girişimde bulunmalarını talep ediyoruz.”
24 Temmuz’da Yunanistan Ne Yaptı?
Her daim Saray’da başköşede ağırlanan Patrik Bartholomeos’un adamları Türkiye’nin ciğerlerine böyle el atarken ve dahi başta Yunanistan bir yığın ülkenin yöneticisi elini kollunu sallayarak “Ekümenik Patrikhane” için “Konstantinopol”e gelirken, 24 Temmuz’da yaşanan bir başka olayla bitirelim.
O gün, şüpheli bir trafik kazasında hayatını kaybeden Batı Trakya Türklerinin lideri Dr. Sadık Ahmet’in 31’inci ölüm yıldönümüydü. Gümülcine’deki anma törenine, Zafer Partisi’nin Balkanlardan sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Özcan Pehlivanoğlu da katılmak istedi. Ancak “kamu düzenini bozma” gerekçesiyle Yunanistan sınırından geri çevrildi.
Pehlivanoğlu haliyle, “Bir kişi kamu düzenini tek başına nasıl bozabilir?” diye sorup, Yunanistan’a sokulmamasının gerçek sebebini şöyle yorumladı:
“Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılmaması gerektiğini kararlılıkla savunuyoruz. Fener Rum Kilisesi Başpapazı Bartholomeos’un ‘ekümeniklik’ iddiasını kesinlikle reddediyoruz… Bartholomeos, ‘Bu adam bizim aleyhimize çalışıyor, Yunanistan’a sokmayın’ şeklinde bir girişimde bulunmuş olabilir.”
Pehlivanoğlu, Dışişleri Bakanlığı ve Bakan Fidan’a, Yunanistan’ın bir Türk vatandaşına yaptığı bu muamele karşısında sessiz kalınmaması çağrısında da bulundu.
Ama sessiz kaldılar…
Bakalım, bizzat Trump, Erdoğan’dan Ruhban Okulu’nun açılmasını istemişken; Bakanlık ya da Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı, Bartholomeos’un “komutanının” Türkiye’yi Ayasofya ve Patrikhane için ABD’ye şikâyet etmesine herhangi bir tepki gösterecek mi?!
Müyesser YILDIZ
31 Temmuz 2026