İçeriğe geç

İki Erken Seçim ile Ecevit ve Erdoğan Arasında Ne Benzerlik Var?

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, medya mensuplarına verdiği iftarda, yaşanan ekonomik krizin “Erdoğan’ı yok etme amaçlı mı?” olduğuna ilişkin bir soru üzerine şunları söyledi:

“Zaten o bir yerden başlar. Durup dururken, Ecevit gibi çok değerli bir siyasi şahsiyeti Türkiye’de ne hale getirdiler, 2001 yılında. Bunu anlamak lâzım. 136 milletvekili ile temsil edilen Ecevit’i desteklemek, güçlendirmek gerekirken, 62-60 oranında bölüp üç de bağımsız bırakmanın anlamı var mıydı? Nerede bunu yapanlar? Bütün bunların hepsini birlikte düşündüğümüz zaman sonuç alabiliriz. Birbirlerine, ‘Anayasa attıkları için’ denildi. Anayasayı kim kime, ne kadar atarsa atsın kriz yaşanmadı da ille 2001 yılında atılan bir Anayasa yüzünden mi yaşandı? Çok büyük değil küçük bir Anayasa. Atsa ne olur atmasa ne olur. Fırtınalar koptu. Bunları yaşadık, biliyoruz. Dikkat etmek lâzım. Bir şekliyle mevcut iktidarı, onun Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı olan Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a husumeti geliştirme noktasında bir çaba var. Bu çabanın değişik unsurları falan da olabilir, ama netice itibariyle gele gele ekonomik duruma geldiler.”

– “Çok Değerli Ecevit”i Kim Düşürdü?-

Bahçeli’nin bu sözleri haliyle herkese Türkiye’nin Kasım 2002’de erken seçime gidişini ve AKP’nin tek başına iktidara gelişini hatırlattı.

Evet, Ecevit Başkanlığındaki DSP-MHP-ANAP iktidarı döneminde büyük bir ekonomik kriz yaşanmıştı…

Evet, Ecevit aniden hastalanmış ve siyasi belirsizlik başgöstermişti…

Evet, Kemal Derviş, DSP’yi parçalamak ve iktidarı düşürmek için gelmişti…

İyi de erken seçime gitmenin sebebi bunlar değil, koalisyon ortağı Bahçeli’nin, partisinden tek bir kişinin bile haberi olmadan 7 Temmuz 2002’de Bursa’nın Keles ilçesinde yapılan 11. Kocayayla Türkmen Kurultayı’ında yaptığı şu çağrı olmadı mı?

“Madem Türkiye’de bir siyasi belirsizlik var. Her türlü ekonomik programın başarıyla uygulanmasını engelleyen faktör bu olarak görülüyor. Gelin siyasi belirsizlikten neyi kastediyorsanız ki kastettiğiniz 57. Cumhuriyet hükümetinin bozulmasıdır. O zaman bu amaçlarınızı millet iradesine dayalı olarak yapmaya cesaret edin. 1 Eylül’de TBMM’yi toplantıya çağıralım. 3 Eylül’de erken seçim kararı alalım. Geçmiş dönemde olduğu gibi 60 günlük bir seçim takvimi içerisinde seçim yapalım ve seçim tarihini 3 Kasım olarak belirleyelim. Böyle bir durum 57. Cumhuriyet hükümetiyle bir erken seçimin yapılması demektir. Böyle bir durum Sayın Başbakanımızın başkanlığındaki bir hükümetle Türkiye’nin sağlıklı bir seçime gitmesi demektir. Böyle bir durum 3 Kasım’da seçim sonuçları bir millet iradesini ortaya koyacaktır. Bu millet iradesiyle şekillenecek olan TBMM yeni bir siyasi iktidar ortaya koyabilir. Ortaya çıkacak olan bu yeni iktidar, Türkiye Avrupa ilişkilerinde de önemli adımlar atabilir. Türkiye’yi kaosa sürüklemeden siyasi belirsizlik bazı odakların ve çevrelerin dar iradeleriyle değil, 65 milyon millet iradesiyle şekillenmiş olur. Türkiye önemli bir bunalımdan yine milletle beraber çıkma yolunu bulmuş olur. 2003 yılına çok daha güçlü bir iktidar yapısıyla millet Türkiye’nin meselelerin kucaklamaya çalışır.”

İşte bu çağrıdan sonradır ki, DSP’den kopmalar başladı. 10 Temmuz’da ilk merhum İsmail Cem istifa etti. Ardından Cem’le birlikte Kemal Derviş ve Hüsamettin Özkan 23 Temmuz’da “Yeni Türkiye Partisi”ni kurdu.

-Ecevit de Bahçeli’nin Kararının İçyüzünü Öğrenemedi-

Şimdi o süreçle ilgili olarak sözü merhum Bülent Ecevit’e bırakalım.

Ecevit Ailesi’nin yakın dostu, gazeteci Mehmet Çetingüleç’in, “Ecevit’in Anıları” adlı kitabı henüz 2 ay önce çıktı. Kitapta, 12 yıl saklı tutulan “Veda” sohbetleri var.

Çetingüleç, hemen başlangıçta şunları anlatıyor:

“Ecevit’in aniden rahatsızlanması, DSP’nin parçalanması, erken seçim ve Türk siyasetinin yeniden yapılandırılması… Bu olayların hepsi 15 Ocak 2002’de Washington’a yapılan ziyaretten birkaç ay sonra meydana gelmişti. Peki o ziyarette ne oldu? Başkan Bush’la görüşen Başbakan Ecevit, Irak’a yapılması planlanan operasyonu uygun bulmadıklarını söyledi. Bunun bölgede parçalanma ve istikrarsızlığa yol açacağını düşünüyordu. Aslında bu görüşü ABD gezisinden önce Türkiye’de yaptığı açıklamalarla da dile getirmişti.”

Devamında, “Sonuç tam da onun yazdığı gibi oldu” diyerek, Ecevit’in Irak politikasını iyi bilen Gazeteci Cengiz Çandar’ın ziyaretten önce Yeni Şafak’taki şu satırlarını hatırlatıyor:

“Bülent Ecevit Başbakan kaldığı sürece Türkiye’nin Amerikalıların girişmek istediği Saddam Hüseyin’i devirme operasyonuna dahil olması pek zayıf bir ihtimal… Eğer Afganistan’daki Taliban rejimine yönelik kampanyanın içine Irak’ı alarak genişlemesi bir Amerikan politikası haline gelirse, o gün geldiğinde Bülent Ecevit Türkiye’de başbakan olarak bırakılmayacaktır.”

Ve merhum Ecevit’in şu yorumunu aktarıyor:

“Irak’ta Türkiye, Amerika’nın istediği adımları atmadı. Amerika bizimle ipleri koparma noktasına geldi. Bunu açıkça bize ifade ettiler; ‘Artık kapılarımız size kapalı’ dediler.”

Kitapta, Ecevit’in ABD ziyaretinden 4.5 ay sonra Hürriyet’in Washington Temsilcisi Serdar Turgut’un kaleme aldığı, “Washington Ecevit sonrasını planlıyor” başlıklı yazıya da yer veriliyor. Turgut, “Türkiye’nin yakın geleceğinde Kemal Derviş’in çok daha etkili bir rol oynayacağı Bilderberg toplantısını düzenleyenlerin davetiyle daha net ortaya çıktı” demektedir.

Tüm bunları o dönem bizler okuduk, takip ettik. Bahçeli de okuyup, takip etmiştir mutlaka!..

Tamam, Derviş ABD’den getirilip, ekonominin başına geçirilmişti… Bir yandan partiyi karıştırıyor, öte yandan ülkenin erken seçime gitmesini sağlamaya çalışıyordu… Öte yandan erken seçimin, koalisyon ortakları için “intihar” olduğunu da herkes görüyordu. Zira ekonomik krizden çıkmayı hedefleyen acı reçete uygulamaya sokulmuş, iyileştirici sonuçları bekleniyordu. Ancak Bahçeli’nin o çağrısı ile ok yaydan çıkıyordu.

Peki merhum Ecevit, erken seçim kararı hakkında ne düşünüyordu? Şunları:

“Hükümetin 3.5 yıllık döneminde çok iyi ilişkilerimiz oldu koalisyon ortakları arasında. İlk defa Türk siyasal yaşamında bir uzlaşma ortamı oluşturuldu. Tabi çok ağır ekonomik sorunlar devralmıştık. O sorunları ne pahasına olursa olsun mutlaka çözmemiz gerektiğine inanıyorduk. Bunun kamuoyunda bir süre tepki uyandıracağını göze alıyorduk. Hükümetin daha 1.5 yılı vardı ve bu süre içinde kamuoyuna iyi mesajlar verebilecek duruma gelmiştik. Çok cesur adımlar attık. Tam bunların sonuçlarını alacak duruma geldiğimizde erken seçim gündeme getirildi. Nasıl oldu bu? MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli Ankara dışındayken bir demeç verdi, ‘Kasım ayı sonunda seçim yapılmalı’ dedi. Halbuki kısa bir süre önce bütün koalisyon ortağı partiler, ‘Erken seçime gerek yok’ demişlerdi. Ama birdenbire bir karar değişikliği oldu. Bunun nedenini anlayamadık. Öyle tahmin ediliyor ki, Sayın Devlet Bahçeli kendi partisine yönelik birtakım tertipler düzenlendiği izlenimi edinmiş ve o karara varmış. Kimse içyüzünü bilmiyor tam olarak. Öyle bir nedenden veya başka bir nedenden bilmiyorum, erken seçim istedi ısrarla. Ne tertibi olduğunu ben bilmiyorum, kimse de bilmiyor. Bu türlü dedikodular dolaşıyordu o sırada. Sayın Mesut Yılmaz da Sayın Devlet Bahçeli’den yana oldu ve erken seçim tekliflerini kabul etti. Ben de, ‘İçimize sindiremiyoruz, ama madem ısrar ediyorsunuz, Parti Meclisi’ni toplayıp, görüşünü alalım’ dedim. Parti Meclisi erken seçime karşı çıktı. Ama ona rağmen koalisyon içindeki uyum ortamı dağılmıştı.”

-AKP ABD ve AB’nin Tüm İsteklerini Kabul Etti-

Netice; Bahçeli’nin istediği oldu. 3 Kasım’da erken seçime gidildi. Koalisyon ortakları baraj altında kalırken, AKP yüzde 34.29 oy ve 363 milletvekiliyle tek başına iktidara geldi.

Bahçeli erken seçim çağrısında, “Bu millet iradesiyle şekillenecek olan TBMM yeni bir siyasi iktidar ortaya koyabilir. Ortaya çıkacak olan bu yeni iktidar, Türkiye Avrupa ilişkilerinde de önemli adımlar atabilir. Türkiye’yi kaosa sürüklemeden siyasi belirsizlik bazı odakların ve çevrelerin dar iradeleriyle değil, 65 milyon millet iradesiyle şekillenmiş olur. Türkiye önemli bir bunalımdan yine milletle beraber çıkma yolunu bulmuş olur” demişti ya;

AKP iktidarı sadece AB ile ilişkilerde değil ABD ile ilişkilerde de işe inanılmaz hızlı başladı.

BOP eş başkanlığı meselesi ile dönemin Başbakanı Abdullah Gül’ün, o zamanki ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney’e söylediği şu sözü hatırlatmakla yetinelim.

“Biz bu ülkeye aynı anda hem Irak’a cephe açmayı, hem de Kıbrıs konusunda adım atmayı kabul ettiremeyiz.”

Irak’ta da Kıbrıs’ta da devasa adımlar atıldı!..

AKP yönetimi çok istekli ve ısrarlı olduğu halde, 1 Mart tezkeresi Meclis’te yeterli çoğunluk sağlanamadığı için kabul edilmedi, o başka.

-2018 Şartları-

Bugüne gelirsek;

Ekonomik krizle başlayalım. Evet sinyaller vardı, ancak asıl erken seçim kararının alınmasından sonra ekonomi bir anda ve hızla bu hale gelmedi mi?

Peki ülkede siyasi istikrarsızlık veya Erdoğan’ın sağlık durumuyla ilgili bir problem mi sözkonusuydu? Hayır.

İktidara veya MHP’ye yönelik birtakım “tertipler” mi tezgâhlanmıştı? İYİ Parti ve Meral Akşener’i “Tertip” olarak algılamadılarsa; Görünen, bilinen bir şey yok.

Dışarıdan birtakım “Komplolarla” Erdoğan’ı devirmek, partisini parçalamak isteyenler mi vardı? Erdoğan daha 1 hafta önce Bosna Hersek’te, “Türkiye ikinci bir Kurtuluş Savaşı veriyor” demiş, ama bu savaşın kimlere karşı verildiği bir türlü söylenmemiş olsa da dün açıklanan seçim beyannamesinde ABD, AB, NATO, IMF, Dünya Bankası ve bilumum uluslararası kuruluşlarla işbirliğinin sürdürüleceği vurgulandığına göre, demek böyle bir tehdit ve tehlike de sözkonusu değil.

Ya ne var?

İktidarın daha 1.5 yılı varken, erken seçime gidilmesi ve talebin yine Bahçeli’den gelmesi var!..

Ancak asıl önemlisi;

2002’de Irak operasyonu dayatması vardı. Şimdi ise Türkiye seçimle meşgûlken; Suriye, Kıbrıs, Ege, Kerkük, Kudüs, Ruhban Okulu ve İran konularında inanılmaz gelişmeler yaşanıyor…

Tüm bunlardan sonra Bahçeli’nin 2001-2002 ile bugün arasındaki benzetmesinden ne anlamamız gerekiyor?

Merhum Ecevit’in 1 Mart tezkeresiyle ilgili şu değerlendirmesiyle bitirelim:

“Bugünkü iktidar Amerika’nın bütün isteklerini kabul etmek istediği halde, kendi partisinden gelenlerin katkısıyla 1 Mart tezkeresinde bunu yapamadı. Yani ‘ABD her istediğini yaptırabilir’ denilemez. Çünkü Türkiye’de demokratik bir ortam var. Bu yüzden başka bir ülke Türkiye’ye her istediğini kabul ettiremez.”

Ya 24 Haziran seçimlerine, tam da böyle bir Türkiye’ye “vasıl” olmak için gidiliyorsa?!.

Müyesser YILDIZ

25 Mayıs 2018

Odatv Link: https://odatv4.com/yazar/muyesser-yildiz/ecevit-ile-erdogan-arasinda-ne-benzerlik-var-25051807.html

Kategori:Uncategorized