İçeriğe geç

“Batsın Böyle Gazetecilik” Deyip TRT Genel Müdürünü Ağlatmak Gerekmez miydi?

Yıl 1988; O vakitler Milliyet’te çalışan merhum Gazeteci-Yazar Mehmet Ali Birand, Bekaa Vadisi’ndeki teröristbaşı ile röportaj yapınca kıyamet koptu. Polisler gece yarısı matbaayı bastı, kamyonları durdurup gazetenin dağıtımını engellemeye çalıştı.

Yıl 1996; Merhum Gazeteci Tayfun Talipoğlu, Suriye’den çıkıp İtalya’ya giden teröristbaşı ile röportaj yaptı. Hafızam yanıltmıyorsa, Talipoğlu yurda dönüşünde sorgulandı.

Talipoğlu’nu hatırlamışken; O röportajda teröristbaşının, “Göreceksin, Türkiye’ye dönüp, Parlamentoda politika yapacağım” dediğini, Talipoğlu’nun da bu sözlerle ilgili 2013’te şu değerlendirmeyi yaptığını kaydedelim:

“Ben ileri görüşlü bir adam olduğumu düşünüyordum, ama Abdullah Öcalan bir yerlerden tüyo almış ve yaptı. Onun için ben şu anda olanlara şaşırmıyorum. Tüm olanları doğal karşılıyorum. Ben bu işi 1996 yılında ilk öğrenen adamım.”

AKP İktidarı dönemine gelelim; Haziran 2010’da PKK elebaşlarından Duran Kalkan’ın, “Genel af da çıksa, silah bırakmayız” açıklamasını haberleştiren Milliyet Gazetesi Muhabiri Namık Durukan hakkında Terörle Mücadele Kanunu’nu ihlal ettiği gerekçesiyle 1 yıldan 7 yıla kadar hapis cezası istendi.

Malûm; gündemimiz, askerlerimizin katili olan ve kırmızı bültenle aranan, İmralı’daki teröristbaşının bile “alçak” dediği Osman Öcalan’ın İstanbul seçimleri üzeri TRT’de konuşturulması.

Bir hafta geçti, şu ana kadar tek bir Cumhuriyet Savcısı çıkıp da Devlet televizyonundan terör örgütünün propagandasını yapmak anlamına gelen bu rezalete el atmış değil!..

Bir başka vahim boyutu, yetkililerin bunu savunması.

Önce AKP Sözcüsü Ömer Çelik konuştu ve şunları söyledi:

“Örgüt içindeki kirli ilişkiler ve benzeri konularla ilgili olarak bahsettiğiniz şahıs TRT Kürdi’nin muhabirine beyanat vermek istemiştir. Sonuç olarak ortaya ne çıkmıştır, terör örgütü içerisindeki kirli ilişkilerin nasıl olduğu ortaya çıkmıştır. Siyasi partilerle ilişkilerin, Kandil’le ilişkilerin nasıl olduğu ortaya çıkmıştır. TRT Kürdi, Suriye, Irak, İran tarafında geniş bir yayın ağına sahip son derece stratejik bir kanal. Burada PKK’nın istismar faaliyetleri yoğun şekilde sürüyor. Çok sayıda televizyon kanalını ortaya koyuyorlar. TRT Kürdi burada kirli ilişkilerin ortaya çıkmasına imkan veren bir yayın yapmıştır.”

Ardından Erdoğan, şu açıklamayı yaptı:

“Doğrusu ben Osman Öcalan’ın kırmızı bültenle arandığını bilmiyorum. TRT’ye müracaat etmiş ve TRT Kürdi’de böyle bir program yapmışsa, bunu da TRT’deki arkadaşlarımız bilirler. Ben o kurumdaki arkadaşlarımın da bu hassasiyet içinde adım attıklarına inanıyorum. Bu konuda da onlara güveniyorum. TRT Kürdi’yi kurarken kimse bize, ‘Neden TRT Kürdi’yi kurdunuz?’ demedi. TRT Kürdi’yi kurduğumuza göre de TRT’yi yönetenler tüm hassasiyetleri göz önünde bulundurup, adımlarını atarlar ve TRT Kürdi’nin reytingini yükseltmeyi de düşünür, neyin nasıl faydalı olacağını da düşünür ve buna göre de adımlarını atarlar. Buna göre de adımlarını atmışlardır.”

6 Yıl Önce Neler Oldu?

“Yayıncılık… Hassasiyet… Faydalı olmak… Reyting” öyle mi?

O halde 6 yıl önce yaşanan bir olayı hatırlatmak da şart oldu.

28 Şubat 2013’te Milliyet’te Namık Durukan imzalı “İmralı tutanakları” haberi yayınlandığında şunlar yaşandı:

2 gün sonra Erdoğan, Balıkesir mitinginde kelimesi kelimesine şu tepkiyi gösterdi:

“Biz çözmek için uğraştıkça, çözdürmemek için uğraşanlar var. Biz yapmak için uğraştıkça, yıkmak için mücadele edenler var. Biz tamir etmek için uğraştıkça, bozmak için elinden geleni yapanlar var. Biz kalpleri onarmak için uğraştıkça kalpleri kıranlar var. Biz samimiyetle kararlılıkla elimizi, bedenimizi, bütün vücudumuzu taşın altına koyup, gençlerin kanını, annelerin gözyaşını dindirmek için çırpındıkça bunu sabote etmeye, bunu bozmaya, bunu başarısızlığa uğratmaya çalışanlar var. Bunlar sizin karşınıza yalanlarla, iftiralarla çıkıyorlar. Bunlar küfürlerle, hakaretlerle, öfke ile nefretle çıkıyorlar. Bunlar sizin karşınıza dedikodu, söylenti sabotajla, provokasyonla, medya operasyonlarıyla çıkıyorlar. İşte bir tane gazete çıkmış. Bir başlık atıyor. Attığı başlıkla İmralı’dan haberler veriyor. Her zaman söyledim. Bir kısım medya hiç bir zaman yanımızda olmadı. Bu medyanın bazı uzantıları, kalemşörleri şunu yazıyor. Devlet yönetmek başka bir şey, gazete yapmak farklı bir şey. Eğer bu ülkeye, bu millete zerre kadar sevdanız varsa, şu çözüm sürecine katkıda bulunmak istiyorsanız, böyle bir haberi atamazsınız, atmamanız gerekirdi. Bu süreç hassas bir süreç. Bunlar attıkları manşetlerle, köşe yazılarıyla neymiş gazetecilik yapıyormuş. Böyle yazacaksanız, batsın sizin gazeteciliğiniz. Ben gerçeği söylüyorum, çözüm sürecini kim bu süreci baltalıyorsa, benim de arkadaşlarımın da hükümetimin de karşısındadır. Biz her türlü riski almışız. Önümüze konulan taş engellemek içindir. Biz o taşı çekip atarız, kimseyi de dinlemeyiz. Biz açıklama yapmadıkça, teyit etmedikçe, bütün iddialar yalandır, asılsızdır. Ortayla dökülen iddialar terörün bitmesini istemeyen, Türkiye’nin büyümesini istemeyenlerin açık bir sabotajdır. Art niyeti haberlere itibar etmeyin.”

Bu Gayrı Milli Yayıncılıktır

Ardından Partisinin Meclis Grubu’nda şöyle konuştu:

“Hiç kimse bu gayri milli yayıncılığı eleştirmiyor, hiç kimse bu sabotajın üzerine gitmiyor. Köşelerinden o bildik yazarlar bize basın özgürlüğü dersi vermeye kalkıyor. Sınırsız bir özgürlük olamaz. Kimse kusura bakmasın, medya nasıl kendine göre bir özgürlük alanı ilan ediyorsa, hem de milli çıkarları da çiğneyerek yayın yapacak kadar, özgürlüğü suistimal edecek kadar özgürse, biz de hissiyatımızı açıklamak konusunda ve sorumluluk üstlenen insanlar olarak, bir Başbakan olarak, bakanlar olarak, milletvekilleri olarak bizler de en az onlar kadar özgürüz. Ben şunu söylemekten hiç ama hiç çekinmiyorum; Türkiye’nin aleyhine olacak, sürecin aleyhine olacak, istismarcılara poz verecek böyle bir yayını yapmak asla ve asla milli bir tavır değil. Basın özgürlüğü diyenler gitsinler İngiltere’ye baksınlar, ABD’ye baksınlar. Bizdeki gibi orada da basın üzerinde sansür yok ama orada medya milli meseleler karşısında milli bir tavır göstermeyi başarıyor. Bu ülkede 30 yıl boyunca bu CHP ve MHP terör karşısında nasıl milli bir duruş sergilemediyse, o malum medya da milli bir duruş sergileyemedi. Biz son sözü söyleyinceye kadar, biz son noktayı koyuncaya kadar ortada dolaşan her belge, her bilgi, dedikodudan, söylentiden, ham hayalden öteye geçmez ve şu anda dolaşan belgelerin de merak etmeyin, kimler tarafından nasıl sızdırıldığını, ne olduğunu öyle zannediyorum ki, kısa zaman içerisinde ortaya koyar, onu da açıklarız.”

Sonrasını biliyorsunuz; Önce Hasan Cemal, peşinden Gazetenin Genel Yayın Yönetmeni Derya Sazak gönderildi!..

Olayla ilgili olarak Milliyet’in sahibi Erdoğan Demirören’in, Erdoğan’la yaptığı telefon görüşmesi ise özür dilemesi ve “ağlamasıyla” tarihe geçti.

Özel bir gazetede yayınlanan bir haberden dolayı böylesi tepki gösteriliyor, bunlar yaşanıyor, ama Devletin televizyonunda bir teröristin konuşturulması normal karşılanıyor!..

Asıl şimdi, “Batsın sizin gazeteciliğiniz” denip TRT Genel Müdürü’nün “ağlatılması” ve gönderilmesi gerekmez mi?

TRT Kürdi’ye Kim Karşı Çıktı?

Erdoğan’ın, Osman Öcalan açıklamasındaki, “TRT Kürdi’yi kurarken kimse bize, ‘Neden TRT Kürdi’yi kurdunuz?’ demedi” sözüne de değinmek gerek.

Belki artık ortak oldukları için dillendirmiyor veya hatırlamak istemiyor olabilirler, ama Ocak 2009’da TRT-6’da Kürtçe yayınlan başladığında MHP Lideri Devlet Bahçeli, şu tepkiyi gösterdi:

“Bize göre, bu tarih itibariyle milli bir devlet yapısı hükümet eliyle ihanete uğrayarak, arkadan hançerlenmiş ve ölümcül bir darbe almıştır. Bu uygulamayla birlikte Başbakan Erdoğan’ın Türkiye’yi 36 etnik gruba bölen zihniyetinin ilk adımı gerçekleşmiş, Türkiyelilik projelerinin temeli de PKK’yı Kürtçe selamlayan Başbakan’ın ağzından törenle atılmıştır Kim özel hayatında anadiliyle konuşmak istiyorsa konuşsun, buna engel olacak hiç kimse yoktur, saygı duyarız. Ancak biz, Türkçe konuşup, Türkçe söyleyip, Türkçe düşünmeye devam edeceğiz.”

Bahçeli, 1 ay sonra da DTP Meclis Grup toplantısında Kürtçe konuşulmasını eleştirirken, yine TRT’den Kürtçe yayın konusuna değinip, şunları söyledi:

“Türkiye, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin açtığı yolda kurgulanan hain projenin adım adım uygulanmaya çaba harcandığı son derece hassas bir dönemin bütün emarelerini göstermeye başlamıştır. AB’nin de sayısız dayatmalarından biri olan alt kimliklerin milli azınlık olarak tanınması, bu yapay ayırıma Anayasa teminatı altında siyasi ve hukuki statü kazandırılması, Türk Milleti’nden ayrı bir millet yaratma arayışları ile bunu sağlamak üzere öncelikle ana dilde yayın ve eğitim imkânı sağlanması bu yıkım projesinin temel stratejisidir. Bu ihanet sürecinde AKP, bölücüler ve Barzani arasındaki işbirliğinde kimin ön alacağı tartışma ve seçim malzemesi konusu olmuş, iktidarın Türkçe dışında yayın yapan TRT kanalını iftiharla açmasından sonra bu kez de PKK yandaşları Türkçe dışında bir dili TBMM çatısı altında grup toplantılarına kadar taşımışlardır. Cumhuriyeti temelinden sarsmak ve milli devlet yapısını parçalamak için emel ve fikir birliği etmiş oldukları bilinen mihraklar, Sevr sevdalıları, Avrupa Birliği hayranları, federe devlet kılavuzları ve okyanus ötesi maşalar, iktidar zihniyetini de aralarına katarak tam bir cephe oluşturmuş, safları sıklaştırarak faaliyetlerine hız vermişlerdir. Bu son hadise ile Adalet ve Kalkınma Partisi’nin ve bizzat Başbakan Erdoğan’ın sözde ‘Kürt açılımı ve Diyarbakır yaklaşımı’nın bölücü mihraklarda derhal karşılık bulduğunu ve bölücülüğü TRT ekranlarından Kürtçe selamlayan Başbakan Erdoğan’ın, ’36 etnik grup var’ diyerek attığı tohumların elverişli zeminlerde hızla yeşermeye başladığını ortaya koymuştur.”

Osman Öcalan İşi Bir Telefona Bakar

Neyse ki, AKP Grup Başkanvekili Özlem Zengin’den bugün TRT’ye şu tepki geldi:

“TRT ile alakalı konuda bir yayıncı programlarına isim davet ederken, kademe kademe herkesten izin almaz. Böylesine önemli bir konuda bence muhakkak sormalıydı. Kim, nerede, nasıl, kırmızı bültenle aranan bir kişiyle röportaj yaptı? Bunu ben de öğreneceğim, öğrenmek isterim. Nihayetinde bunun bir bedeli var. Buradan bakıldığında bu parti içinde hiç kimse bunun normal olduğunu asla iddia edemez. Olmaması gereken bir şeydir. Haber yayıncılığı bu şekilde olamaz. TRT, kırmızı bültenle aranan birine mikrofon uzatamaz. Belki başka haber kanalları istiyorsa bunu yapabilir, ama TRT bunu yapmamalıdır. Bu nedenle biz de bu konunun takipçisi olacağız.”

Erdoğan’ın sözleri yanında, oldukça önemli bir çıkış!..

İnşallah bununla birlikte bir başka konunun takibi daha yapılır; Kırmızı bültenle aradığımız Osman Öcalan’ı mı istiyoruz? Erdoğan’ın yakın dostu olan Barzanilerin himayesinde yaşadığına göre, Neçirvan’a açılacak bir telefon yetmez mi?!

Müyesser YILDIZ
28 Haziran 2019

Odatv Link: https://odatv4.com/yazar/muyesser-yildiz/erdoganin-aglattigi-medya-patronunu-hatirladiniz-mi-28061937.html

Odatv yeni link: https://odatv4.com/makale/erdoganin-aglattigi-medya-patronunu-hatirladiniz-mi-28061937-163913

Kategori:Uncategorized