İçeriğe geç

Yolsuzluklar Ülkemizin Güvenliğine Tehdit Değil Mi?

Bir hafta önce gerçekleştirilen Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısının ardından yapılan açıklamada şöyle bir madde yer aldı:

Toplantıda; Türkiye’nin inşa ettiği sağlam altyapı üzerinde, hedeflerine uygun şekilde yatırım, üretim, istihdam ve ihracat odaklı ekonomi politikalarını hayata geçirme sürecinde karşılaştığı ve karşılaşabileceği sınamalar ile tehditler değerlendirilmiş, Cumhuriyetimizin 100. yılına her alanda olduğu gibi iktisadi olarak da güçlü şekilde ulaşma kararlılığı teyit edilmiştir.”

Ülkenin güvenliği ile ilgili politikaları belirleyen MGK’da “ekonomi” başlığının ele alınması, haliyle herkesi şaşırttı. İktidarın, ekonomi politikalarını eleştirenlere ve eleştirecek olanlara asker üzerinden gözdağı verilmek istendiği yorumları yapılıp, AKP’nin geçmişteki vesayetle mücadele” söyleminden bugün hangi noktaya geldiği sorgulandı.

Biliyoruz ki, AKP iktidarından sonra “AB reformları” gerekçesiyle MGK’nın yapısı oldukça değiştirildi; daha önce aldığı kararlar bağlayıcıyken, tavsiye niteliğine dönüştürüldü. Jandarma Genel Komutanı MGK’dan çıkarılırken, Kurul’daki bakanların sayısı arttırıldı.

MGK’ya dair şöyle iki örnek verelim:

28 Şubat 1997’de MGK’da irticayla mücadeleye” ilişkin kararlar alındı. Uygulanması zorunluydu. Gereğini yerine getiren komutanlar, tam 24 yıl sonra AKP iktidarı döneminde hapse girdi.

24 Ağustos 2004’teki MGK’da, “Türkiye’deki Nurculuk Faaliyetleri ve Fetullah Gülen” konusu görüşülüp yurt içi ve yurt dışı faaliyetlerine karşı bir eylem planı hazırlanması yönünde tavsiye kararı alındı, hükümete bildirildi. Ancak bizzat dönemin Başbakanlık Müsteşarı Ömer Dinçer’in ifadesiyle, “Bütün toplumsal ve siyasi riski Başbakan Erdoğan, hukuki riski de kendisi üstlenerek, MGK’nın yazısı dosyasına kaldırıldı”. Neticede 15 Temmuz yaşandı, ama kararları rafa kaldıranlara hiçbir şey olmadı!..

Son karara dönersek; CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, hükümetin son dönemde izlediği ekonomik politikaların yanlış olduğunu belirttikten sonra şu değerlendirmeleri yaptı:

Erdoğan, yanlış politikalarında ısrar ediyor, kararlılık gösteriyor. Halk bedel ödüyor. Şimdi askerleri bu yanlışın faturasına ortak etti. Geçmişte olsa ‘ordunun, askerin vesayeti’ derdi. Kurtuluş savaşı diyenler, ne savaşı biliyor ne kurtuluşu. Türkiye’de tüyü bitmemiş yetimin hakkını Londra’daki tefecilere teslim ediyorlarken MGK susuyorsa, şimdi açıklama yapıyorsa, bunu düşünmek lazım.”

Başka “Hassas” İşler

Erdoğan ise Kılıçdaroğlu’nun bu eleştirilerine şöyle karşılık verdi:

Ekonomik güvenlik, ulusal güvenliğin bir parçasıdır. Türkiye’nin ekonomisi güçlüdür. Son dönemdeki ekonomi performansımız iyi durumdadır. Ülkemizin giderek güçlenmesi ve bağımsız politikalar izleyecek hale gelmesi bazılarını rahatsız ediyor. Ana muhalefetin başı bundan gayet rahatsız oluyor. Neymiş, MGK bu konuların görüşüldüğü yer olamazmış. Bu kişi siyaseti anlamamış. Hâlâ aynı yerde. SSK’yı batıran o zihniyet hâlâ aynı yerde. Rahmetli Savaş Ay programda bununla dalga geçmişti. ‘Sorumlusu siz değil misiniz?’ demişti. Şu anda da topu başkalarına atıyor. Sorumlusu sensin. MGK’da görüşmeyeceğiz de nerede görüşeceğiz? MGK bu işlerin en hassas noktada görüşüleceği yerdir. Türkiye eski Türkiye değildir. Türkiye finans piyasaları üzerinden ekonomik tehditlere pabuç bırakmaz. Tehditler karşısında gerekli güce sahip olduğumuzu MGK’da da teyit ettik.”

Erdoğan’ın, “MGK bu işlerin en hassas noktada görüşüleceği yerdir.” ve “Tehditler karşısında gerekli güce sahip olduğumuzu MGK’da da teyit ettik.” sözlerinden hareketle iki hassas konuya değinelim.

İlki; “Ermeni soykırım” iftirası. Malûm geçmişte pek çok ülke bu iftirayı tanıdı. MGK da hemen her seferinde Milletimize yapılan bu büyük saldırıyı görüşüp alınan kararlara tepki gösterdi.

Örneğin son olarak 26 Kasım 2019’daki toplantıdan sonra yapılan açıklamada, “1915 olayları hakkında tarihi ve hukuki dayanaktan mahrum ve asılsız iddiaları esas alan kararlar şiddetle kınanmış; hakikatleri gün yüzüne çıkarmanın vaktinin geldiği uluslararası toplumun dikkatine getirilmiştir.” denildi.

Bu 24 Nisan’da ne oldu? Bir ABD Başkanı ilk kez “soykırım” ifadesini kullandı; bunu da telefonla Erdoğan’a bildirdi.

AKP İktidarı döneminde gerçekleşen önemli bir “ilk”ti!..

Peki bu tehdit karşısında, “gerekli güce sahip olduğumuzu” göstermek için MGK teyidine ihtiyaç duyuldu mu?

Hayır!.. Ne 2 Haziran ne 5 Ağustos ne 30 Eylül ne de son MGK toplantısında ABD’nin bu büyük saldırısına tek kelime cevap verildi.

Ya Yolsuzluklar?

İkincisi; evet, Erdoğan’ın söylediği gibi, “Ekonomik güvenlik, ulusal güvenliğin bir parçasıdır”.

Ya içeride ucu bucağı yakalanamayan, dışarıda ise resmen ülkemizin güvenliğini tehdit aracı haline geldiği görülen yolsuzluk iddiaları?!

ABD’nin Rıza Zarrab, Birleşik Arap Emirliklerinin de Sedat Peker üzerinden ülkemize yaklaşımını hatırlatsak yeter herhalde!..

Biliyor musunuz; 25 Temmuz 2003’teki MGK’da ne görüşülmüştü? Şu:

Toplumu ve kamu vicdanını rahatsız eden yolsuzlukların önlenmesi için yapılan çalışmalar ve alınması gereken ek önlemler.”

Niye görüşülmüştü?

Çünkü AKP’yi iktidara getiren “3Y”den biriydi“Yoksulluk” ve “yasakların” yanı sıra “yolsuzlukları” bitirme sözü vermişlerdi…

Ama bitmek ne kelime; ciddi bir ulusal güvenlik sorunu haline geldiğine göre, MGK’da öncelikle görüşülmesi gereken bu konu değil midir?

Müyesser YILDIZ
2 Aralık 2021