İçeriğe geç

MİT’in İstihbari Raporunda “Tetikçi” İçin Ne Yazıyor?

20 yıl önce evinin önünde katledilen Akademisyen-Yazar Doç. Dr. Necip Hablemitoğlu’nun eşi Prof. Dr. Şengül Hablemitoğlu, cinayetle ilgili hazırlanan son iddianame hakkında ilk kez konuştu.

Önceki gece KRT TV’de, Semra Topçu’nun Haftanın Panoraması programına konuk olan Hablemitoğlu, özetle şunları söyledi:

20 yıl geçti, 20 yılın sonunda soruşturma tamamlanıp bir iddianame ortaya çıktı. Üstelik bu soruşturma 20 yıl gibi bir zamana da yayılmadı. Yakın tarihte gerçekleşti bu soruşturma. Sözler verildi, bazen ilgi gösterilir gibi yapıldı, çoğu zaman bu cinayet unutuldu, unutturulmaya çalışıldı, bazen kullanıldı vesaire. Son birkaç yılı da zaman aşımı tartışmaları içinde geçirdik ve artık bir iddianamesi var. İlk duruşma 14 Şubat tarihinde yapılacak ve yargılama sürecine girilecek. Yani bir faili meçhulden bir yargılama sürecine dönüşen bir durum, bir dava var. Biz de aile olarak herkes gibi, herkesin ilgisini takip etmeye çalışıyoruz. Bunların arasında itibar edilebilecekler çok az. İddianame, kamuoyunda ortaya konduğu gibi değil. Bu cinayetin bir zaman çizelgesi var, iddianamede. İlişkiler ağı var. Bunların içindeki isimler var. Bazıları benim vakıf olduğum isimler ki önemli bölümüne dair bilgiyi savcılık makamıyla paylaşmıştım ve soruşturma o yönde ilerledi zaten. Saptanan bir telefon trafiği, HTS kayıtları var. Net bir ilişkiler ağı var. Gerçeği söyleyenler var, ucundan söyleyenler var, gerçeği gizleyenler var. İddianame de açıkçası kamuoyunda görüldüğü gibi ortaya konmuş bir iddianame değil, çok basite indirgenecek bir şey değil.”

Bilindiği gibi, sözkonusu iddianamede Hablemitoğlu’nu, emekli Albay Levent Göktaş’a bağlı bir grup eski Özel Kuvvetler Komutanlığı mensubunun katlettiği, cinayeti ise Fetullah Gülen, Enver Altaylı ve Mustafa Özcan’ın planladığı savunuluyor.

Daha önceki yazılarımızda; iddiaların ağırlıklı olarak Ukrayna’dan getirilen eski ÖKK subayı Nuri Gökhan Bozkır’ın, Ergenekon kumpası sürecinde ön plana çıkan Gazeteci-Yazar Zihni Çakır’a verdiği bilgilere ve Çakır’ın da bu bilgilerden hareketle Emniyet ve savcılara anlattıklarına dayandığını belirttik. İddiaların merkezindeki isim olan Bozkır ise gerek Ukrayna’dan Savcılığa gönderdiği mektupta, gerek Türkiye’ye getirildikten sonra verdiği ifadelerde, gerekse geçtiğimiz Ekim ayında Savcılığa verdiği dilekçede önceki beyanlarını abarttığını bildirdi. Hatta “tetikçinin” Tarkan Mumcuoğlu olduğu yolundaki iddiasının dahi gerçeği yansıtmadığını, sadece “tahminde” bulunduğunu kaydetti.

İddianamede de Bozkır’ın kendisini kurtarmak ve etkin pişmanlıktan yararlanmak için bazı gerçekleri gizlediğine, yani yalan söylediğine dikkat çekildi; ama yine de bu kadar sık ifade değiştiren birisinin Zihni Çakır’a anlattıkları esas alındı.

Tetikçi” Kazakistan’dan Ankara’ya Nasıl Geldi?

Bugünkü yazımızda, yine cinayetin “tetikçisi” olduğu açıklanan Tarkan Mumcuoğlu’na ilişkin tespitleri ele almak istiyoruz.

İddianamenin çıkmasının ardından; Zihni Çakır tarafından adı 2015’ten bu yana dillendirildiği halde Tarkan Mumcuoğlu’nun Kasım 2012’de ÖKK’dan kendi isteğiyle emekli olduktan sonra 2016-2021 yılları arasında MİT’te çalıştığına ve yine kendi isteğiyle emekliye ayrıldığına dikkat çekip “Hablemitoğlu’nun ‘tetikçisi’ MİT’e nasıl girdi?” diye sormuştuk.

Henüz bu sorunun cevabını bulabilmiş değiliz; ama iddianameye göre cinayet tarihinde normalde Kazakistan’da görevli olan Mumcuoğlu’nun Ankara’ya nasıl gelip yeniden Kazakistan’a döndüğüne bakalım.

Savcılığın, o dönemde Mumcuoğlu’nun eşi ile davanın diğer sanığı Fikret Emek’in KKTC’den bazı telefonlardan aranması ve bazı ek kuvvetli delillerden” hareketle vardığı kanaat” özetle şöyle:

Mumcuoğlu, olay tarihinde Kazakistan Almıata’dan KKTC’ye yolcu bileti alarak İstanbul Atatürk Havalimanı’ndan aktarma yapmış. Aktarma yerinde KKTC uçağını beklerken herhangi bir pasaport kontrolüne girmemiş, gelen KKTC uçağına binerek aynı zamanda askeri hava limanı olarak da kullanılan Ercan Havalimanı’na inmiş. Burada önceden takip ettikleri askeri kargo uçağı ile Ankara Etimesgut Askeri Havalimanı’na inerek kendi kontrollerinde herhangi bir pasaport kontrolüne girmeden Ankara’ya ulaşmış. Cinayeti işledikten sonra tekrar Kazakistan’a dönmek için de yine askeri kargo uçağıyla Etimesgut Askeri Havalimanı’ndan KKTC Ercan askeri/sivil Havalimanı’na gitmiş. Buradan aldığı Kazakistan Almıata uçak bileti ile yine İstanbul Atatürk Havalimanı’ndan aktarmalı şekilde, herhangi bir pasaport kontrolüne girmeden, aktarma yerinde bekleyerek Kazakistan’a dönmüş.

Çok garip bir trafik değil mi? Adamın kaçak şekilde İstanbul’a gelmesi sağlanmış; ama doğrudan Ankara’ya gelmesinin bir yolu bulunamayıp böylesine karmaşık bir güzergâh izlenmiş.

Peki bu trafiğin herhangi bir yerde kaydına rastlanmış mı?

Ankara Emniyet’e, Mumcuoğlu’nun 2002-2003 yıllarında yurda giriş-çıkış kaydı sorulmuş. Emniyet, Mumcuoğlu’nun 17 Kasım 2002’de Esenboğa’dan çıkış yaptığını, 19 Mayıs 2003’te ise İstanbul Atatürk Hava Limanı’ndan giriş yaptığını bildirmiş.

Türk Hava Yolları’na sorulmuş; THY, 2002’de Kazakistan ile Türkiye ve Atatürk Hava Limanı ile KKTC arasında arasında neredeyse her gün uçuş gerçekleştiğini, dolayısıyla sözkonusu rotanın kullanılabileceği değerlendirmesini yapmış. Yine THY’den 2002 yolcu bilgileri istenmiş; kayıtların geriye dönük 10 yıl tutulduğu, 10 yıldan eski bilgilerin sistem tarafından otomatik olarak silindiği cevabı verilmiş.

KKTC’ye sorulmuş; Mumcuoğlu’nun, pasaportu ile giriş-çıkış yaptığına ilişkin bir kayıt olmadığı belirtilmiş. Ancak aynı yazıda; 2002-2004 arasında KKTC Sivil Savunma Teşkilâtı Başkanlığı’nda çalışan Hasan Ergin’in de defalarca KKTC’ye gidip-geldiği halde kaydına ulaşılamadığı örneği verilmiş. Ayrıca KKTC’ye inen ve kalkan askeri kargo uçağı personelinin resmi makamlarca kayıt altına alınmadığı anlatılmış.

Genelkurmay Başkanlığı’na sorulmuş; Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nın yolcu yük ve manifestolarının 1 yıl süre ile saklandığı, herhangi bir forma ulaşılamadığı, Muhabere Yönetim Sitemi üzerinden tutulan kayıtların da 2007 yılından bu yana tutulduğu, bu sebeple askeri kargo uçaklarının yolcu bilgilerine ulaşılamadığı kaydedilmiş.

Ama, yukarıda belirttiğimiz gibi, Savcılık yine de özellikle o tarihlerde Mumcuoğlu’nun eşinin ve Fikret Emek’in KKTC’deki bazı telefonlarla görüşmesinden dolayı, Mumcuoğlu’nun Türkiye’ye geldiği kanaatinde!..

Ya MİT’in Tespiti?

Nuri Gökhan Bozkır’ın Ekim’de Sincan Cezaevi’nden Savcılığa gönderdiği dilekçeyle devam edelim. MİT’te “ağır işkencelere maruz bırakıldığını” öne süren Bozkır’a göre, bunun sebebi ise “Tarkan Mumcuoğlu aleyhine bir şey söylememesinin istenmesi” idi.

Bozkır’ın Türkiye’ye getirilmesinde MİT’in rolü malûm; ancak MİT’in rolü bununla sınırlı kalmadı, iddianameye de katkıda bulundu.

Nereden biliyoruz?

İddianamenin, sanıklar arasındaki irtibat trafiğinin nasıl tespit edildiğinin anlatıldığı bölümünde yer alan şu ifadelerden:

Yukarıda açıklanan irtibat trafiğinin, maktul Necip Hablemitoğlu için kurulduğu teknik olarak izah edilebilmektedir. Ayrıca bu husus, Nuri Gökhan Bozkır’ın Milli İstihbarat Teşkilatınca Ukrayna’dan ülkemize getirilmesi üzerine düzenlenilen ve Cumhuriyet Başsavcılığımıza sunulan 26/03/2022 tarihli istihbari bilgi notunda da ifade edilmektedir. Söz konusu bu not istihbari olarak nitelendirilse ve adli soruşturma sürecinde delil olamayacağı ileri sürülecek olsa bile, bu veriler Cumhuriyet Başsavcılığımızca alınan CDR verilerine ilişkin yapılan tespitler ile doğrulanmakta olup soruşturma dosyamıza delil olarak girmesinde adli açıdan her hangi bir sakınca bulunmamaktadır.”

Savcılığın, “Bizim tespitlerimizle örtüşüyor, o yüzden dosyamıza delil olarak girmesinde sakınca yok.” deyip dosyanın ek klasörleri arasına koyduğu MİT’in “istihbari notu”nda ne mi var?

Yapılan çalışmada; Necip Hablemitoğlu suikastına ilişkin açık kaynaklara yansıyan iddialar çerçevesinde teknik inceleme gerçekleştirilmiştir. İzlenen metodoloji kapsamında GSM hatlarının kullanıcılarının tespiti için; a- CDR (arama detay) kayıtları b- Şahısların yurtdışı giriş-çıkış bilgileri c- IMEI kayıtları tetkik edilmiş, hatlara ilişkin net bir içerik bulunmaması nedeniyle kullanıcılara yönelik tespitler değerlendirme boyutunda kalmıştır…” denildikten sonra şöyle yazıyor:

Kazakistan’da görevde oluğu yönünde bilgi bulunan Tarkan Mumcuoğlu’nun bahse konu tarihlerde Türkiye’de olduğuna dair teknik tespit yapılamamıştır.”

Ancak iddianamede, MİT’in sözkonusu tespitinden hiç söz edilmediğini belirtip bu karmaşık tabloyu şimdilik Şengül Hablemioğlu’nun şu sözleriyle bitirelim:

Türkiye’de adalete inancımızın olmadığı zamanlardan geçiyoruz, ama adalet ümit ediyorum. İpin ucu ne kadar çekilmek isteniyor bilmiyorum.”

Müyesser YILDIZ
9 Ocak 2023

Kategori:Uncategorized