İçeriğe geç

Hablemitoğlu Suikastının “Tetikçisi” Hakkında Önemli Tanıklık

20 yıl sonra da olsa Akademisyen ve Yazar Doç. Dr. Necip Hablemitoğlu’nu katledenlerin bulunmasıyla umutlandık.

Suikastın “itirafçısı” olduğu söylenen Nuri Gökhan Bozkır Ukrayna’dan getirildi. Yapılan soruşturma sonucunda hazırlanan iddianamede “tetikçinin” bulunduğu, onu da “Levent Göktaş suç örgütünün” azmettirdiği açıklandı.

Davanın ilk duruşmaları 14-23 Şubat tarihleri arasında görülürken tüm ülke Kahramanmaraş depreminin acısını yaşıyordu. Haliyle kamuoyunun gündemine gelmese ve dikkat çekmese de duruşmalarda önemli gelişmeler yaşandı. Ana başlıklarıyla hatırlatırsak;

– Nuri Gökhan Bozkır, ifadesinin “işkence” altında alındığını ve Ergenekon kumpaslarından tescilli Gazeteci Zihni Çakır’ın yönlendirmeleriyle senaryo yazdığını öne sürdü.

– Savcı’nın, soruşturmanın gizliliğini ihlâl ederek dosyayı Zihni Çakır’la paylaştığı anlaşıldı.

– Suç örgütünün lideri olduğu bildirilen emekli Albay Levent Göktaş ve avukatları, dosyadaki en önemli delil olarak sunulan HTS kayıtlarındaki çelişkileri ortaya koydu. Öyle ki, Hablemitoğlu Ailesi’nin avukatı Ersan Barkın bile, HTS’lerle ilgili soru yöneltmeyeceğini belirtirken, “Bunların envanterinin nasıl tutulduğunu biliyorum. Bu, savunma makamındayken benim de çokça karşılaştığım bir durum.” dedi.

– Suikastın “tetikçisi” denilen Ahmet Tarkan Mumcuoğlu olay tarihinde Kazakistan’da görevde olduğunu söyledi. Avukatları da Mumcuoğlu’nun sözkonusu tarihlerde Kazak kursiyerlerle birlikte çektirdiği fotoğraf ve onlara verdiği mezuniyet belgesini sundu.

– Kaydedeğer bir başka gelişme, duruşmaların ilk haftasında mahkeme savcısı görev yaparken ikinci hafta kürsüye, iddianameyi hazırlayan Savcı Zafer Ergün’ün çıkması oldu.

Yok Böyle Bir Mütaala ve Ara Karar

Bunları hatırlatmamızın sebebi, Hablemitoğlu suikastı davasına Pazartesi günü devam edilecek olması. Dört gün boyunca, geldikleri takdirde, iddianamenin 1 numaralı kaynağı yapılan Zihni Çakır başta olmak üzere çok sayıda tanık dinlenecek.

Öncelikle şunu belirteyim; bunca yıldır dava izliyorum, Şubat’taki duruşmaların sonunda ne Savcı’nın verdiği gibi bir mütalaa ne de Mahkeme’nin verdiği gibi bir ara kararı gördüm.

Savcı Zafer Ergün uzun ve sözlü mütalaasında, örneğin, 2016 yılında alınan ve 2002 yılına ait olduğu bildirilen HTS kayıtlarındaki çelişkileri kabul edip bunun MİT’e sorulabileceğini söylerken, kendisini bilirkişi yerine de koyarak, “HTS analizleri bizzat soruşturma makamlarınca yapılmış bir analizdir. Bu hususta bilirkişi bizzat hakim ve savcının kendisidir. Gözle görülebilir durumu incelemek için bir bilirkişi ya da bir uzman mütalaasına gerek yoktur.” şeklinde görüş bildirdi.

Avukatlarının, Tarkan Mumcuoğlu’nun olay tarihinde KKTC üzerinden geldiğinin delili olarak sunulan sabit telefon kaydının bir uluslararası çağrı taşımacılık şirketine ait olmasını ispatlamasına karşılık, “Bakalım aynı şekilde yine tesadüfi denilecek mi? Şimdi açıklıyorum.” diyerek, cinayetten iki saat sonra yine KKTC’deki bir sabit hattan “FETÖ’nün Türkiye imamı” Mustafa Özcan’ın arandığını açıkladı. Mumcuoğlu’nun avukatları, Mahkeme Başkanı’na bu numaranın kime ait olduğunu sordu. Başkan’ın soruyu kendisine yöneltmesi üzerine de Savcı sessizce, “Uluslararası çağrı taşımcılık şirketine ait.” karşılığını verdi.

Mumcuoğlu’nun olay tarihinde Kazakistan’da eğittiği kursiyerlerle fotoğrafı ve kurs belgelerinde imzasının olmasıyla ilgili, sözkonusu belgenin sanık tarafından imzalanıp imzalanmadığının bilinemeyeceği, ayrıca fotoğrafın hangi tarihte çekildiğinin belirlenmesinin mümkün olmadığı” yorumunu yapıp tanık dinlenmesi taleplerinin reddine karar verilmesini istedi.

Soruşturmanın gizliliğini ihlâl ederek, Zihni Çakır’la görüşmesi konusunda ise, “Cumhuriyet Savcısı CMK madde 161 gereği doğrudan doğruya ve emrindeki adli kolluk görevlileri aracılığıyla her türlü araştırmayı yapabilir. Bu hususta soruşturma yetkisini kullanmaktayız.” açıklamasını yaptı. Sanık avukatları da, “Zihni Çakır jandarma mı polis mi istihbarat görevlisi mi?” diye tepki gösterdi.

Mahkeme’nin ara kararının özelliğine gelince; 38 maddede HTS kayıtları başta olmak üzere yeniden bilgi, belge ve delil toplanmasına yönelik kararlar alınarak mevcut iddianame adeta yok hükmünde sayıldı.

Polisin Teslim-Tesellüm Tutanağı

Bu hatırlatmaların ardından duruşma öncesinde dosyaya gelen bilgi ve belgelere geçelim.

Tüm sanıkların HTS kayıtları Mahkeme’ye gönderildi ve tablonun iddianamede aktarıldığı gibi olmadığı görüldü.

Örneğin Levent Göktaş’ın -iddinameye göre sırf Hablemitoğlu cinayeti için- emir astsubayı Mehmet Narin adına aldırdığı telefonu eşi dahil birçok kişiyle görüşmesinde kullandığı, dinlenmesine karar verilen ancak sağlık gerekçesiyle duruşmaya katılmayacağını bildiren eski Bakan Halil Şıvgın’ın gerek suikast öncesinde gerekse sonrasında Enver Altaylı’yla diğer sanıklardan daha fazla görüşmesinin olduğu ortaya çıktı.

Ukrayna’dan getirilen Nuri Gökhan Bozkır’ın “işkence” iddialarına ilişkin de dikkat çekici gelişmeler oldu.

Bozkır, Şubat’taki duruşmalarda yurda giriş-çıkış tarihlerini Emniyet Genel Müdürlüğü’ne sorduğunu, gelen cevapta en son 12 Eylül 2015’te Sabiha Gökçen Havaalanı’ndan çıkış yaptığının bildirildiğini, buna göre değil Sincan Cezaevi’nde, Türkiye’de bile olmadığını söylemişti.

Öncelikle Nuri Gökhan Bozkır’ın Türkiye’ye getiriliş sürecine ilişkin bilgilerimizi tazeleyelim.

Sözkonusu gelişmeyi ilk olarak Erdoğan, 26 Ocak 2022 akşamı bir televizyondaki canlı yayında duyurdu. MİT’in uzun süredir Bozkır’ın izini sürdüğünü ve bu şahsın kırmızı bültenle arandığını belirtip şunları anlattı:

Kaçtığı yurt dışında 2015 yılından itibaren FETÖ medya organlarına verdiği röportajlarında da ülkemiz aleyhine asılsız iddialarda bulunuyordu. İstihbaratımız bu kişinin Ukrayna’da saklandığını tespit etti ve bu şahsın yakalanarak ülkemize getirilmesi konusunda Zelenski ile de bunu konuştuk, önceki başkanla da bunları konuştuk ve ‘Bu ülkenizdedir bunu lütfen bize verin.’ dedik. Tabii bu kişi Hablemitoğlu cinayeti zanlısı olarak şu anda ülkemiz yargısına hesap veriyor ve istihbarat teşkilâtımızın buradaki yakın markajı, muhatapları ile olan sıkı diyaloglarla bu iş neticelendi. FETÖ ile irtibatı yanında DEAŞ terör örgütüne de silah ve mühimmat temin ettiği bilinen birisi.”

Erdoğan, Bozkır’ın yakalanıp getirilmesinin geçmişteki faili meçhûl cinayetleri aydınlatma konusundaki kararlılıklarının bir ispatı olduğunu da vurgulayıp, Kaçtıkları ülkelerde karanlık odaklarla işbirliği yapan hainlere”, “dünyanın neresine giderseniz gidin Türk adaleti önüne çıkıp hesap vermekten kurtulamayacaksınız. Son nefesinize kadar ensenizde olacağız.” diye seslendi.

İşte Erdoğan’ın bu açıklamasından sonra medya, Bozkır’ın yakalandığını ve Emniyet’te sorgulanacağını yazdı.

Haliyle de herkes Bozkır’ın o iki günde yakalanıp Emniyet’e teslim edildiğini düşündü. Ancak bakın dava dosyasında nasıl bir tutanak var ve bu tutanakta ne yazıyor?

27 Ocak 2022 tarihli, üç TEM polisi ile Nuri Gökhan Bozkır’ın imzaladığı “Yakalama ve Teslim Tesellüm Tutanağı” başlıklı belgede şöyle denildi:

Hakkında yakalama emri bulunan Nuri Gökhan Bozkır isimli şahıs İltisaklı (IV) Kurumu görevlilerince gerekli adli işlemlerin yapılması amacıyla 27 Ocak 2022 günü saat 14.25 sıralarında Terörle Mücadele Şube Müdürlüğümüze getirilmiştir.”

İltisaklı (IV) Kurumu” olarak adlandırılan MİT olsa gerek. Bozkır da duruşmada Emniyet’e teslim edilmeden önce 21 gün boyunca “işkence” gördüğünü öne sürdü, hatta pranga izlerinin hâlâ durduğunu belirtip Mahkeme Heyetine ayağını gösterdi.

Mahkeme, Bozkır’ın “işkence” iddialarıyla ilgili suç duyurusunda bulunmayı reddedip sadece avukatlarının yaptığı suç duyurularının dosyaya kazandırılması kararını aldı; ama Adalet Bakanlığı Uluslararası Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü’ne müzekkere yazılarak Bozkır’ın Türkiye’ye iade süreciyle ilgili Ukrayna’dan bilgi istenmesini de kararlaştırdı.

İşte bu arada Bozkır’ın avukatları Ankara Barosu İnsan Hakları Merkezi’ne başvurup “işkence” iddialarının araştırılmasını istedi. Baro yetkilileri de Bozkır’la yaptıkları görüşmeden sonra hazırladıkları raporu Mahkeme’ye gönderdi. Raporda, “üzerinden yaklaşık 12 ay geçtiği halde Bozkır’ın ayağında pranga izlerinin halen görülebilir olduğu” belirtilerek hem sorumlular hakkında işlem yapılması hem de “Bozkır’ın Ukrayna’da yakalanması ve Türkiye’ye iade sürecine ilişkin usul işlemlerinin Adalet Bakanlığı ile İNTERPOL’e sorulması, ayrıca Bozkır’ın Türkiye’ye getirilir getirilmez Ankara TEM Şube Müdürlüğü’ne teslim edilip edilmediğine ilişkin bilgi, belge ve kamera kayıtlarının ivedilikle toplanması” istendi.

Bir hukuk devletinde ve dahi böylesine önemli bir suikastle ilgili soruşturmada böylesi şaibelere meydan verilmemesi gerekir, değil mi?

Kazakistan’dan Tanık Geldi

Suikastın tetikçisi” denilen Tarkan Mumcuoğlu’nun olay tarihinde Kazakistan’da olduğunu, kesinlikle Türkiye’ye gelmediğini söylediğini, avukatlarının da Mumcuoğlu’nun Kazakistan’daki kursiyerlerle fotoğraflarını ve cinayetin dört gün sonrasına ait kurs mezuniyet belgelerindeki imzasını sunduğunu, ancak Savcı’nın -bunlara itibar etmediği gibi- tanık dinletilmesi taleplerinin reddedilmesi yönünde mütalaa verdiğini yukarıda aktarmıştık.

Bu konuda yarın başlayacak duruşmalarda yeni gelişmelerin yaşanacağı anlaşılıyor. Edindiğimiz bilgilere göre, Mumcuoğlu’nun avukatları o kursiyerlerden birisine ulaşıp bu kişinin tanık olarak dinlenmek üzere Türkiye’ye getirilmesini sağladı.

Daha çarpıcı olanı ise şu:

Hablemitoğlu’nun katledildiği 19 Aralık 2002 günü, Mumcuoğlu ve ekibi, Kazak kursiyerlere Almatı’daki bir pazar yerinde VIP koruma tatbikatı yaptırmış. Bu tatbikatta VIP rolünü de Mumcuoğlu oynamış.

İşte bir başka tanığın bu tatbikatı anlatacağını öğrendik.

Davayla ilgili diğer bilgilere yarın devam edelim.

Müyesser YILDIZ
13 Mayıs 2023

Kategori:Uncategorized