
ABD’nin, Suriye’de PKK/YPG/SDG’yi ortada bıraktığı görüntüsünün iktidar medyasında yarattığı coşku sürüyor.
PKK/YPG yenilmiş… PKK hamisi ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTOM) yenilmiş… Ve de İsrail yenilmiş…
Korkusuz’dan Can Coşkun dün, Şara’nın 2021’de HTŞ lideri Colani’yken Independent Türkçe’ye verdiği röportajdaki, “Suriye’nin kuzeydoğusundaki YPG yönetiminin kaderi ABD’nin orada kalmasına bağlı. ABD Suriye’den çıktıktan sonra YPG de çıkmış olacak.” şeklindeki öngörüsünü hatırlattı.
Bırakın ABD’nin Suriye’den çıkmasını, İsrail enikonu buraya yerleşmedi mi?
Mademki Suriye’de tüm projeler parçalandı, her şey Türkiye’nin belirlediği istikamette yürüyor; şunları soralım:
– Türkiye askeri üs kurmak istiyordu. Artık kurabilecek mi?
– Ana hedeflerden birisi Suriye ile deniz yetki anlaşması imzalanmasıydı. Ulaştırma Bakanı Abdülkadir Uraloğlu 8 Eylül’de topu Dışişleri Bakanlığı’na atıp, “Suriyeliler savaştan çıktılar, ama pazarlık etmesini iyi biliyorlar. Süreci kaçırmamak lâzım. Onun için süreci takip ediyoruz.” dedi. 1 Aralık’ta da, “Türkiye’nin hazırlıklarını yaptığı, görüşmelerin sürdüğü” bildirildi. İsrail-Yunanistan-Rum kesimi ülkemizi Doğu Akdeniz’den kuşatırken, acaba bitmeyen bu görüşmeler ne zaman sonuçlanacak?
Şu ana kadar olabilenleri de aktaralım.
Şam Büyükelçiliğimiz açıldı… Şam Havalimanı’nın genişletme işi Kalyon ve Cengiz İnşaat’a verildi… ASELSAN tarafından geliştirilen Hava Trafik Kontrol Radar Sisteminin Şam Havalimanı’nda uçuş güvenliğini artırmak amacıyla devreye alınacağı bildirildi… Bir de MSB’nin açıklamasına göre, “sahada uygun koşulların oluşması durumunda” teröristlerden kurtarılan Süleyman Şah Türbesi’nin eski yeri Karakozak’a taşınması ihtimali var.
BOP Çökertildi mi?
İktidar medyasının Suriye coşkusundan devam edelim.
Yazarlardan kimi, SDG’nin tasfiyesini “tarihi kırılma anı” olarak nitelendirdi kimi, “Erdoğan başardı, bütün hesaplar sıfırlandı. ‘İmparatorluklar dönemi’ başladı.” iddiasında bulundu… Kimileri “SDG parantezinin kapanmasından” söz etti, kimi de BOP’un çöktüğünü savundu.
BOP’un Türkiye’den önceki en büyük hedefi ne, İran. O yüzden dünkü yazımızda, “Trump bu, aslan gelecek yerden tavuk esirgemez.” demiştik, bunu açalım.
Geçtiğimiz Nisan’daki ABD ile İran buluşmasından önce iktidar yazarlarından birisi, “Türkiye’den İran’a 5 uyarı gittiğini”, bunlardan ilkinin de “ABD’nin İran’dan beklentilerini iletilmesi” olduğunu bildirince, aklıma ister istemez Kürşat Tüzmen aracılığıyla Saddam’a ve Ahmet Davutoğlu aracılığıyla Esad’a verilen mesajlar geldi!..
Geçtiğimiz Haziran’da İsrail-ABD ile İran arasında yaşanan 12 gün savaşlarını hatırlayalım.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, İsrail’in saldırdığı gece arayan Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun ABD’nin bu saldırıda rolü olmadığını söylediğini açıkladı. Ama Trump, “Son derece hassas bir saldırı ile nükleer geliştirme tesislerini hedef aldık, çok başarılıydı. Pilotlarımız çok büyük bir operasyon gerçekleştirdi. İran’ın nükleer tesisleri büyük bir yıkıma uğradı… Güzel bir başarıya ulaştık.” deyiverdi. Buna rağmen Erdoğan, “bölgemizin savaşla, yıkımla, saldırganlıkla, tehditle hiçbir yere ulaşılamayacağının örnekleriyle dolu olduğunu” belirttikten sonra “Trump’ın gayretleriyle sağlanan ateşkesi” memnuniyetle karşıladı.
12 gün savaşlarında İsrail’in, Suriye hükümetinin izniyle Suriye hava sahasını kullandığının altını çizip 10 Kasım’da Beyaz Saray’da gerçekleşen, Dışişleri Bakanı Fidan’ın da katıldığı Trump-Şara görüşmesine gelelim. Bu buluşmada; Filistin-Gazze, Rusya-Ukrayna dosyalarının yanı sıra İran nükleer müzakerelerinde ABD’nin pozisyonu ve bundan sonra nasıl adımlar atılması gerektiği de değerlendirildi. Fidan, “bu konunun bölgeyi yakından ilgilendirmesi nedeniyle epey görüş alışverişinde bulunduklarını” duyururken, Trump’ın sömürge valisi Tom Barrack, “Şam yönetiminin ABD ile birlikte IŞİD’in yanı sıra İran Devrim Muhafızları, Hamas ve Hizbullah’a karşı da aktif rol üstleneceğini” açıklayıp, “Rubio, Fidan ve Şeybani ile yaptığımız kritik oturumda, ABD–Türkiye–Suriye çerçevesinin bir sonraki aşamasını şekillendirdik.” dedi.
Trump’ın Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff’un, Hakan Fidan ve MİT Başkanı İbrahim Kalın’a övgülerini unutmayalım. Witkoff, Fidan ve Kalın’ın uzmanlıklarına güvendiğini, istişarelerin genellikle Barrack aracılığıyla yapıldığını belirtirken, şunları kaydetti:
“Azerbaycan veya Ermenistan’da bir sorunla karşılaşabilirim veya Ukrayna’yla ilgili bir sorun olabilir. Türkiye’de bahsettiğim beyler bu konularda uzman ve Trump yönetimi beni cesaretlendiriyor, bu şekilde işler. Örneğin, Tom’u arayıp, ‘İbrahim bu konuda ne düşünüyor?’ diye soruyorum.”
SDG Tasfiye Edilirken İran Trafiği
Geçtiğimiz günlerde Colani-Şara ile Mazlum Kobani arasında yürütülen pazarlıkların başrol oyuncusu Tom Barrack’tı. Barrack bu arada Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’la da bir araya geldi.
Fidan, Barrack’la buluşması öncesi ve sonrasında ise iki kez İran Dışişleri Bakanı Arakçi’yle görüşünce Abdulkadir Selvi bile şunları yazdı:
“Hakan Fidan gece boyunca ABD’li muhataplarıyla görüştükten sonra İran Dışişleri Bakanı Arakçi’yi arayarak ikinci görüşmeyi gerçekleştirdi. Hakan Fidan, ABD’de kim ya da kimlerle görüştü? Bu sır. Ama belli ki, ciddi bir aracılık faaliyeti yürütüyor… ABD, Irak’ı vuracağı zaman da Devlet Bakanı Kürşat Tüzmen, Saddam Hüseyin’e Başbakan Abdullah Gül’ün imzasını taşıyan bir mektup götürmüştü. Ancak Saddam Hüseyin bu fırsatı değerlendirememişti. Sonuç ortada.”
Barrack’ın, Fidan’la görüşmesine ilişkin açıklamasını da aktaralım; “Ankara’daki verimli ve samimi tartışma için Bakan Fidan’a teşekkür ederim. ABD, Türkiye ile olan güçlü ortaklığımıza değer veriyor; bölgesel istikrarı ilerletmek ve Suriye’deki süregelen çabalarımız da dahil olmak üzere ortak zorlukları ele almak için birlikte çalışmaya kararlılığını sürdürüyor.” dedi.
Malum; İran’da başlayan protesto gösterileriyle birlikte hem İsrail’in hem de Trump ile onun yancılığından sözcülüğüne terfi eden Senatör Graham’ın tehditleri, Hamaney’in öldürülmesine kadar vardı. Trump son olarak, “yardım yolda” açıklamasını yaptı. ABD’nin Tahran sanal büyükelçiliği ise vatandaşlarına ülkeyi terk edip Türkiye veya Ermenistan’a gitmeleri çağrısında bulundu.
Bunun üzerine Reuters da Tahran’ın, aralarında Türkiye, Suudi Arabistan ve BAE’nin aralarında bulunduğu bölge ülkelerine sert bir mesaj göndererek, topraklarındaki ABD üslerinin kullanılması durumunda doğrudan hedef alınacağını bildirdiğini duyurdu.
O günlerde gerek siyasiler gerekse medya biraz İran’a odaklanır gibi oldu. Örneğin Gazeteci Deniz Zeyrek, ABD’nin olası bir saldırı için Türkiye’den izin istemeyeceğini, ancak Türkiye’nin hava sahasını, bazı hava üslerini ve askeri tesisleri kullanmayı talep edebileceğini, Ankara’nın ise böyle bir talebi reddedeceği ve sadece insani faaliyetler için kullanıma izin vereceği bilgisini aldığını anlattıktan sonra şunu kaydetti:
“İran böyle bir saldırı gerçekleştirirse ne olur? Türkiye saldırıyı doğrudan kendisine yönelik sayar ve yanıt verir.”
Ankara, Trump’ın yüzde 25 vergi koymasına, “Rusya’dan doğal gaz almayın” demesine veya Venezuela Devlet Başkanı Maduro’yu karısıyla birlikte yatağından kaçırıp götürmesine ne kadar itiraz edebildi ki?!
İncirlik ve Kürecik: Bugün Değilse Ne Zaman?
İran operasyonu bağıra bağıra geliyor, ama iktidarın gündeminde ne İncirlik’in kontrol altına alınması ne de İsrail’in kulağı Kürecik’in kapatılması var.
2010’larda ABD’nin PKK’ya desteği nedeniyle İncirlik’in faaliyetlerine son verilmesini, 2021’de de İsrail’in Kudüs planlarına karşı İncirlik ve Kürecik’in boşaltılmasını isteyen, ama 2024’te iktidarın İsrail’le ticari ilişkilerini eleştiren muhalefeti, “Kürecik sakızı çiğnemekle” suçlayan Cumhur İttifakı’nın ortağı MHP Lideri Devlet Bahçeli’ye gelince;
13 Ocak’taki MHP Grup Toplantısı’nda hem İran hem SDG konusunda İsrail, ABD ve Trump’ı yerden yere vurdu… Komşu ülke İran’ın siyasi ve toprak bütünlüğü, iç barış, istikrar ve huzur ikliminin Türkiye için hayat memat konusu olduğunu, İran’daki olaylara siyasi, ahlaki, inanç, kültür ve komşuluk bağları gereğince mutlaka karşı durulması, karşı çıkılması gerektiğini söyledi… Ama İncirlik veya Kürecik’i ağzına bile almadı.
2012’de Kürecik’e girmeye çalışan ve “Radar üssünün kumandasını ABD’ye teslim eden AKP, Meclis’in kumandasını kime teslim etti? Siz ne yaparsanız yapın conileri bu topraklardan kovacağız.” diyerek burasının kapatılmasını isteyen CHP’den de hiçbir ses çıkmadı.
Sadece Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, Kürecik’in kapatılması ve İncirlikte egemenliğin tesis edilmesi çağrısında bulundu. AKP’lilerin “Hocası” merhum Necmettin Erbakan’ın oğlu, Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan da şunları hatırlattı:
“ABD, İran’a saldırmak için hazırlık yapıyor. İran’a saldırı, İsrail’in huzur ve güvenliği ve büyük İsrail’in kurulabilmesi için yapılmak isteniyor; insan hakları, demokrasi vs. için değil. Irak’ı da İsrail için parçaladılar. Suriye’yi de aynı amaçla adeta ameliyat masasına yatırdılar. Milli Görüş lideri Erbakan Hocamızın yıllarca ifade ettiği gibi, sırada Türkiye var. Sıra bize gelmeden Kürecik Radar Üssü’nü de İncirlik Amerikan Üssü’nü de kapatın diyoruz. NATO üyesi Danimarka’nın egemenliğindeki Grönland’a bile göz koyan Amerika’dan bize dost olmaz. Bir kez daha uyarıyoruz: Kapatın artık düşmana istihbarat sağlayan Amerikan üslerini.”
Ez cümle; iktidarın gazetesi Sabah’ın bir yazarı dahi, “Yeni küresel dizaynın en zorlu cephesinin İran olacağını” vurgulayıp, “Teyakkuzdaki Türkiye her şeyin farkında ve buna göre hazırlığını yapıyor. Çünkü İran’dan sonra Türkiye’ye yönelecekler. Gidişat bunu gösteriyor.” derken, “teyakkuz” durumunuz budur!..
Müyesser YILDIZ
23 Ocak 2026
12punto link: https://12punto.com.tr/yazarlar/muyesser-yildiz/pkk-sdg-parantezi-kapanirken-iran-parantezi-acilmasin-109194