
17 ay önce MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin İmralı’daki teröristbaşına, “Meclis’e gelsin, örgütü feshettiğini açıklasın, umut hakkından yararlansın” teklifinde bulunmasından 21 gün önce TBMM’nin yasama yılı açılışında konuşan Erdoğan, İsrail hakkında şunları anlattı:
“‘Vaat edilmiş topraklar’ hezeyanıyla hareket eden İsrail yönetiminin, tamamen dinî bir fanatizm ile Filistin ve Lübnan’dan sonra gözünü dikeceği yer, açık söylüyorum, bizim vatan topraklarımız olacaktır. Şu anda bütün hesap bunun üzerinedir. Türkiye içindeki bazı İsrail dostlarının, bazı siyonist severlerin, gönüllü veya paralı siyonizm propagandası yapan aparatların anlamadığı işte budur… 7 Ekim’den beri yaşanan her gelişme, bu tehdidin boyutunu biraz daha artırmaktadır… Karşımızda hukukla mukayyet bir devlet değil, kandan beslenen, işgalle semiren bir ‘katil sürüsü’, tüm bölgeyi ateşe atmaya niyetli, gözü dönmüş bir işgâl şebekesi var. Karşımızda sadece Müslümanlara değil, Yahudiler arasında dahi ayrım yapan ırkçı bir Apartheid rejimi var. Böyle bir katliam şebekesi karşısında, zerre vicdan taşıyan hiç kimse sessiz kalamaz. Yanı başınızda çocuklar katledilirken, yanı başınızda uçaklardan sivil halk üzerine bombalar yağarken, sessiz, tepkisiz, hatta tarafsız kalmak, açık söylüyorum, suça ortak olmaktır. Buradan tam 360 gündür üç maymunu oynayanlara bir kez daha soruyorum: Çocuklarınızın gözüne yarın nasıl bakacaksınız? Aynada kendi gözlerinize nasıl bakacaksınız? Filistin, Lübnan güvende değilse, kendinizin güvende olabileceğine gerçekten inanıyor musunuz?.. Bedeli her ne olursa olsun, Türkiye, İsrail’in karşısında durmaya, dünyayı da bu onurlu duruşa çağırmaya devam edecektir.”
Emperyalist-Siyonist katil sürüsü 10 gündür dibimizdeki İran’ı çoluk çocuk demeden bombalayıp katlediyor, ama nedense Erdoğan’ın bu uyarılarını kendisi dahil hatırlayan yok.
Dahası, kimi iktidar medyası yazarı, İsrail cenahının yaptığı, “Sıra Türkiye’de” açıklamalarının “Trump’la birlikte ilişkileri raya giren Ankara ve Washington’u karşı karşıya getirmeyi” hedeflediğini öne sürüp, “Trump’ın Erdoğan’la ilişkisinin altın değerinde” olduğunu savunuyor.
Kimi ise, “İran’ı parçalama seçeneğinin ağırlık kazandığını” vurgularken, “Ama unuttukları bir şey var. Türkiye o eski Türkiye değil. Ve Türkiye’nin de kendi planları var artık.” diyor.
Şu “planların” ne olduğunu anlatsalar da biz de rahatlasak!..
Trump Türkiye’den Bir Şey İstemedi mi?
Ya AKP’nin Trump’a tanıdığı bu muafiyetin hikmet-i sebebi nedir?!
Saldırganlığını desteklemeyen herkese saldıran Trump’ın planlama aşamasında veya şu 10 günde örneğin, “tarafsız kalın yeter” dışında Türkiye’den hiçbir şey istememiş olması mümkün mü?!
“İsrail’e İran’a saldırması için baskı yaptım. Ben İsrail’i zorladım.” diyen o…
İran’ın yeni liderini kendisinin seçeceğini bildiren ve İran’la tek anlaşmanın “koşulsuz teslimiyet” olduğunu söyleyen o…
Kendi planlarını “sorgusuz sualsiz” desteklemeyen en eski müttefikleri İspanya ve İngiltere’yi dahi tehdit eden o…
PKK uzantılarıyla İran’da iç savaş planlayıp daha sonra nedense bu seçeneği “devre dışı bırakan” o…
İran’a yönelik saldırılar bittiğinde “bölge haritasının değişebileceğini” açıklayan o…
Ancak Ankara “eşeğini dövemeyen semerini döver” misali Netenyahu’ya yüklenirken, Trump’a tek kelam etmeme azim ve kararlılığında.
İspanya ve Almanya’dan Önce Türkiye Söylemeliydi
Irak ve Suriye’nin işgâl edilmesi, tüm yönleriyle en çok Türkiye’nin canı yaktığı halde gelin bir İspanya ve Almanya’nın, bir de Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın söylediklerine bakalım.
Türk Milleti’nin, Trump’a karşı duruşu nedeniyle adeta milli kahraman ilân ettiği İspanya Başbakanı Sanchez Irak savaşını hatırlatıp, “Geçmişin hatalarının tekrarlanmasına hayır.” dedi.
Almanya Başbakanı Merz de ABD ve İsrail’in saldırılarını desteklediği halde, “ikinci bir Suriye senaryosu görmek istemediklerini” vurguladı ve “İran’ın devlet yapısının korunması” çağrısında bulundu.
Esad’dan Kurtarılan Suriye Kimin Oldu?
Şunlar da; Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Fidan’ın, Trump’ın bu haydutlukları gayet normalmiş gibi yaptığı açıklamalar:
– “Saldıran taraf saldırısını ne zaman durduracak veya durdurmaya hazır? Minimumu bunun, onları tatmin edecek bir askeri yetersizliğe ulaştırmak. Minimum savaşı durdurma şartı… Maksimumu da rejim değişikliği. Yani, savaş, en erken temel askeri kabiliyetlerin yok edilmesi veya etkisiz hale getirilmesiyle, en geç ise İran’da bir rejim değişikliğiyle sona erebilir. Bu minimum şartın gerçekleşmesi belli bir süre, belli bir askeri operasyon silsilesi isteyecek.”
– “İranlılar aslında Başkan Trump’ın karşı karşıya bulunduğu karar baskısını iyi okuyup, onun eline daha önceden bir şey verselerdi, İsrail’in baskısı bu kadar işe yaramayabilirdi. Ama olanda hayır vardır diyelim.”
– “Bu noktada İsrail’i de durduracak aktör Amerika. Amerika’ya belli konuların çok net anlatılması gerekiyor… Benim gördüğüm şu anda iki tane senaryo var: Birisinde İran’a ait askeri imkânların yok edilmesi, diğerinde rejim değişikliği. Bu hedeften hangisini tercih edeceğinize göre harekâtın süresi, çapı ve oluşturacağı artçı riskler de değişecek. Umalım ki, Amerikalıları birincisinde sabit tutalım… Belki İran’daki yeni liderlik bu noktada daha esnek bir tavır ortaya koyabilir… Tabii İranlıların çok aşağılanmayacağı, ama başkalarının da endişelerinin bir noktada karşılanacağı bir denkleme gidilmesi lâzım.”
– “Aslında siber istihbarat, sinyal istihbaratı, elektronik istihbarat, önleyici istihbarat, hava izlerinin bulunması, görüntü istihbaratı uzaydan… Bir defa bu noktalarda sen ev ödevini yapıp yeteneklerini geliştirmediysen İsrail’le, Amerika’yla ağız dalaşına bile orada şey yapmaman lazım. Buralarda kusursuz bir durumda olması lazım bir gücün, eğer gerçekten böyle bir mücadeleye kendisini hazırlıyorsa… Ben buradan bir hükümde bulunmak istemiyorum, yaptılar yapmadılar, çünkü o artık onların kavgası.”
Ve bunlardan daha vahimi Bakan Fidan, Esad’dan kurtarmakla övündükleri Suriye’nin kimlerin kontrolüne geçtiğini şöyle itiraf etti:
“Günde 3-4 defa İsrail-Amerikan uçakları Irak-Suriye hava sahasını geçerek İran’a gidiyorlar, bombalıyorlar. Sonra tekrar dönüyorlar üslerine. Çok yoğun bir hava trafiği var.”
Beşinci Haçlı Seferi
İspanya ve Almanya başbakanlarının vurguladığı Irak-Suriye senaryoları kapsamında başka hatırlatacaklarımız da var.
11 Eylül saldırısından sonra ABD Başkanı Bush, “Terörizme karşı haçlı seferi başlatıyoruz” diyerek, önce Afganistan’ı ardından Irak’ı işgâl etti.
2011’de Libya’nın işgâli başlatıldığında dönemin Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy, “haçlı seferi” benzetmesi yaptı, eş zamanlı olarak Suriye’de düğmeye basıldı.
Ne tesadüf, kendisini göreve getirmesi için Trump’a yalvaran İran’ın devrik şahı Muhammed Rıza Pehlevi’nin oğlu Rıza Pehlevi, Almanya Başbakanının danışmanı olduğunu zannederek konuştuğu iki Rus komedyene, İran’a karşı “haçlı seferi” çağrısında bulundu.
Trump’ın yancısı Senatör Lindsey Graham, “Bu bir din savaşıdır” dedi.
ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth, “İslâm Peygamberinin yanılgılarına inanan rejimler” ifadesini kullandı.
Trump’ın Cumhuriyetçi Parti’sinden ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Mike Johnson, “İslâm’ın sapkın bir din olduğunu” söyledi.
“İslâm bizden nefret ediyor… Müslümanlarla sorun yaşıyoruz ve ülkeye giren Müslümanlarla da sorun yaşıyoruz… Müslümanların ABD’ye girişi tamamen ve kesin olarak durdurulmalıdır…” görüşünde olan Trump Beyaz Saray’da İran saldırısının yedinci günü evanjelistlerle ayin düzenledi.
Ama “Ümettin lideri”nden yine ses çıkmadı!..
İnşallah bu gidişle; İran’a saldıran “[Amerikan askeri] cesur genç erkek ve kadınların olabilecek en az kayıpla evlerine dönmeleri için” de dua etmek durumunda kalmayız!..
Müyesser YILDIZ
9 Mart 2026
12punto link: https://12punto.com.tr/yazarlar/muyesser-yildiz/irana-saldiran-amerikan-askerleri-icin-de-dua-etmeyelim-de-133062