İçeriğe geç

TSK’ya da mı “Kayyum”?

Erdoğan’ın, “Başkan Obama’yla konuştuk ama dinletemedik. Terör örgütlerine, Kobane’ye iki uçak silah indirdi ABD. Sayın Biden’e söyledim, ‘haberin var mı?’ dedim, ‘yok’ dedi. ‘Benim haberim var’ dedim. Aynı şey daha önce de oldu. Yine Kobane’ye 3 uçak indirdiler, silahların yarısı DAEŞ’e yarısı PYD’ye gitti. Ortada böyle acı bir tablo var” demesinin;

ABD Savunma Bakanı Carter’ın, “Suriyeli Kürtlere silah verdiklerini ve desteklemeye devam edeceklerini” açıklamasının,

Ve ABD Genelkurmay Başkanı Dunford’un, “PYD-YPG’lilerden oluşan Demokratik Suriye Güçleri (DSG)’nin karadaki en güçlü müttefikleri olduğunu, DSG’ye takviye yapılmasının Rakka’da IŞİD’e karşı yapılacak operasyonlardaki başarı ihtimalini arttıracağını” söylemesinin üzerinden tam 1.5 ay geçti.

Ama Erdoğan dün elektrik santralleri toplu açılış töreninde olduğu üzere her gün isim vermeden, terör örgütlerinin arkasındaki güçleri millete şikayet etmeyi sürdürüyor.

İktidarın gazetesi Yeni Şafak’ın bugünkü “Suçüstü Yakalandı” manşeti de “müttefikimiz” ABD’nin bildiğini okuyup, yapmaya nasıl devam ettiğini gösteriyor. ABD’nin PYD-YPG’ye silah yardımının görüntüleri ortaya çıkmış da!..

Tüm bunlardan sonra Genelkurmay Başkanımız Hulusi Akar’ın Pazar günü 4.5 saat görüştüğü ABD Genelkurmay Başkanı Dunford’a, “ABD’nin PYD’ye ağır silah vermesi siteminde” bulunup, bu silahların PKK’nın eline geçtiği ve örgütün bu silahlarla terör eylemleri gerçekleştirdiğini örnekleriyle anlattığı haberlerine ne denir ki?!.

-Adım Adım PYD’yi Kabullenme-

Münbiç operasyonu, yani Fırat’ın doğusu-batısı meselesi malûm. Mayıs’ta Obama Erdoğan’ı telefonla aradı, Münbiç operasyonunu çoğunluğunu PYD-YPG’nin oluşturduğu Demokratik Suriye Güçleri’nin yapmasına razı etti. Şartımız şuydu: “Operasyon biter bitmez PYD Münbiç’ten çekilecek, bölge Araplara bırakılacak”tı.

Erdoğan, Binali Yıldırım ve Mevlüt Çavuşoğlu’nun sitem dolu sözlerinden anladık ki, ABD sözünde durmadı, PYD Münbiç’te kaldı.

Medyayla “fetih” yapıyoruz ya; Birkaç gün önce bizimkiler, Türkiye ve ABD’nin Menbiç konusunda anlaştığını yazdı. ABD Dışişleri Sözcüsü Mark Toner çıkıp, “İlk kez duyuyorum” dedi. Keza IŞİD karşıtı uluslararası koalisyonun sözcüsü ABD’li komutan John Dorrian da, “Böyle bir anlaşmayı teyid edemeyeceğini” söyledi.

Münbiç senaryosu şimdi aynen Rakka’da yaşanıyor.

Erdoğan’ın Çin’deki G-20 Zirvesi’nde Obama’yla görüşmesinin ardından yaptığı şu açıklamanın üzerinden de tam 2 ay geçti:

“Obama, özellikle Rakka konusunda beraber bir şeyler yapmak istiyor. Bizim açımızdan bir sıkıntı olmayacağını belirttik. ‘Askerlerimiz bir araya gelsinler, ne gerekiyorsa bu yapılır’ dedik. Neler yapılabileceği, görüşmeler neticesinde netleşecek. Orası ABD’nin tutumuna bağlı. Ancak, biz artık bölgede var olduğumuzu göstermek durumundayız. Eğer geri adım atarsak, oralara işte DAİŞ gibi, PKK gibi, PYD gibi, YPG gibi terör örgütleri yerleşir. Benzer riskler Irak için de söz konusu. Orada da PKK kendine yer edinmeye çalışıyor.”

ABD’yle siyasi ve askeri görüşmeler sürdü. Milli Savunma Bakanı Fikri Işık daha geçen hafta Brüksel’de NATO Savunma Bakanları toplantısında ABD’li Bakan Carter’la görüştükten sonra, “Rakka operasyonunda YPG güçlerinin olmaması gerektiğini söylüyoruz. Bu konuda da sonuna kadar ısrarcı olacağız” dedi. Şunları da ekledi:

“Şunu bilmeleri gerekiyor, Rakka’yı DEAŞ’tan temizlersiniz, fakat temizlendikten sonra ‘Rakka’yı biz aldık’ deyip, PYD/YPG’nin burada hak iddia etmesi bölgede çok büyük sıkıntılara sebep olur, bunun için de bu işi baştan ortadan kaldıralım. ABD’nin tavrı yumuşuyor, yani daha önce bu konuda çok özellikle katı duran ABD, şu anda daha yakın duruyor, olaya daha yumuşak bakıyor.”

Derken, ABD Genelkurmay Başkanı Dumford’un Ankara’ya ani ziyarette bulunduğu Pazar günü ABD destekli, YPG öncülüğündeki Suriye Demokratik Güçlerinin Rakka operasyonunu başlattığı duyuruldu. SDG sözcüsü, “Operasyon için ABD liderliğindeki uluslararası koalisyondan yeni silahlar aldıklarını, bunların içinde tanksavar füzeleri de olduğunu” açıkladı. Operasyona verilen ad da dikkat çekiciydi; “Fırat Kalkanı”na nazire olsa için gerek, “Fırat’ın Gazabı”ymış!..

Aynı gün ABD Savunma Bakanı Carter, SDG’nin operasyonunu “memnuniyetle karşıladığını” bildirdi.

Besbelli ki, ABD TSK ve PYD’yi omuz omuza getiremese bile aynen Münbiç’te olduğu gibi, bir kez daha PYD’nin “kara gücü” olduğunu ispatlayıp, Rakka’nın da onlara ikramını fiilen kabullendirmişti.

Bu kadar meydan okumadan sonra Ankara için millet nezdinde ne kadar “rahatsız” edici bir durum değil mi?

Neyse ki, ABD Genelkurmay Başkanı Dunford Ankara’dan ayrıldıktan sonra yaptığı açıklamada, “Rakka’nın elde tutulması ve yönetilmesi konusunda SDG’nin çözüm olmadığını her zaman biliyorduk. Şu anda üzerinde çalıştığımız konu operasyon için doğru olan kuvvetler karışımını bulmak” diyerek, TSK ile PYD’yi yanyana getirme çabalarının süreceği mesajını verirken, şu sözleriyle de Ankara’nın “rahatsızlığını” gidermeye çalıştı:

“Koalisyon ve Türkiye, Rakka’nın ele geçirilmesi, elde tutulması ve yönetilmesi için uzun vadeli bir plan üzerinde birlikte çalışacak. Türkler, bunu yapacak doğru güçleri belirlemede yardımcı olacak.”

Rakka’nın devamı veya “uzun vadeli plan” mı?.. Plan yıllar önceden çizildi. ABD, PYD’ye Erdoğan’ın ifadesiyle, “Terör koridorunu” kurdurup, buraların “himayesinde” olduğunu adım adım Türkiye’ye kabul ettirdikten sonra Halep için “gel” diyecek ve burasının “himayesini” de Türkiye ile Suudi Arabistan’a verme “havucunu” kullanacak.

Kobani, Münbiç, Rakka… Ardından Halep… Olan, Suriye’nin üçe-dörde bölünmesi senaryosunun Türk Milleti’ne adım adım hazmettirilmesidir!..

ABD Dışişleri Sözcüsü Mark Toner’ın, “Rakka operasyonunda Suriye’nin kuzey bölgesinde yapıldığı gibi, YPG öncülüğündeki SDG’nin karadan ilerleyeceğini ve koalisyon güçlerinin hava desteği vereceğini” belirtip, “Bunu diğer müttefiklerimizle ve özellikle Türkiye’yle yakın temas halinde yaptık” demesinin başka bir anlamı var mı?

-Hakan Fidan ve İbrahim Kalın-

Bu genel tablodan sonra bazı detaylara ve TSK’nın haline dikkat çekelim. Kronolojik olarak gidersek;

15 Temmuz darbesinden sonra Genelkurmay Başkanı Akar, ABD’li mevkidaşı Dunford’la iki kez telefonla görüştü. İlk görüşmede, “Türkiye’nin taahhütlerine bağlı olduğunu” belirtirken, ikincisinde, “Fetullah Gülen’in iadesi” konusunda yardım istedi.

Dunford darbeden 15 gün sonra Türkiye’ye geldi. Geliş-gidişinde Ankara’da değil, “darbenin üssü” İncirlik’te kaldı. Dunford’un ajandası doluydu, ancak “Arkadaşı Akar’ın yaşadığı travmatik tecrübe” sebebiyle bu listeyi görüşmeyi “arkadaşlığa” uygun bulmadığını ve Akar’ın ABD ziyaretinde konuşacaklarını söylerken, “İncirlik ve Diyarbakır’daki Türk üslerine erişim sağlamaya devam edecekleri konusunda Akar’ın kendisine garanti verdiğini” de vurguladı.

Ekim ortasıydı; Gündemde Musul operasyonu vardı ve Türkiye “Hem masada, hem sahada olacağız” diyordu. Genelkurmay Başkanı Akar ABD’ye gitti. 16 Ekim Pazar günü Dunford, Akar’ın Washington Büyükelçiliğimizde ziyaret etti. İkisi de sivildi. 2 saat görüştüler. Görüşme başbaşa mıydı, yanlarında birileri var mıydı, bilmiyoruz. Genelkurmay’dan yapılan açıklamada, “İki ülke Genelkurmay Başkanlarının Suriye ve Irak’ta devam eden harekatlar konusunda bilgi ve görüş alışverişinde bulunduğu, görüşmede Musul harekatının da gündeme geldiği ve bu harekatta sivillerin zarar görmemesi konusunun özellikle vurgulandığı” bildirildi.

Akar 1 Kasım Salı günü Rusya Genelkurmay Başkanı Orgeneral Valery Gerasimov’un resmi davetlisi olarak Rusya’ya gitti. Rus Savunma Bakanlığı, iki komutanın Suriye krizinin çözümüne yönelik iş birliği, Halep’teki durum, Suriye-Irak sınırındaki gelişmeler ve Musul’u IŞİD’den kurtarma operasyonu hakkında görüş alış verişinde bulunduğunu açıkladı.

Önce ABD, sonra Rusya… Konu Musul… Ama görüyorsunuz, bugün Musul’da ne masada, ne sahadayız!..

Rusya’daki görüşmenin “sürprizine” geçelim. MİT Müsteşarı Hakan Fidan da oradaydı. 15 Temmuz’un iki “kritik” ve ağzı “kilitli” iki ismi!..

Geldik 6 Kasım Pazar günkü ABD Genelkurmay Başkanı Dunford’un “sürpriz” Ankara ziyaretine… Medyamız Dunford’un “Merhaba” kelimesini heceleme notuna gösterdiği ilgiyi nedense bir başka kareye göstermedi. Tümüyle askerlerin oturduğu masada tek sivil kimdi? Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın!..

Sahi İbrahim Kalın’ın niye oradaydı ve hangi sıfatla katıldı; “Gözlemci” mi? Adı sık sık geçiyor ya, “müstakbel” MİT Müsteşarı mı?

Bir başka soru; Görüşmelerde Akar’ın yanında hep sivil birilerinin olması tesadüf mü, yeni bir “kontrol” mekanizması mı?

-TSK’da ABD’li General Ve Votel-

“Kontrol mekanizması” demişken, bir başka detayı da irdeleyelim:

Son Akar-Dunford görüşmesinden sonra Pentagon internet sitesinde Dunford adına yapılan açıklamada, “Ankara’daki Genelkurmay Karargâhı’nda ABD’li üst düzey bir subayın görevlendirilmesinin kararlaştırıldığı” bildirilip, Dunford’un, “Bu konuda Türk müttefiklerimizle tamamen şeffaf olmak istiyoruz” dediği aktarıldı.

ABD Büyükelçiliğindeki askerler, CIA’cılar, NATO temsilcileri, Obama’nın IŞİD’le Mücadele Özel Temsilcisi McGurk’lar yetmedi, “Üst düzey bir subay” daha görevlendirilecekmiş?

Peki niye? IŞİD’e karşı yürütülen operasyonlar için irtibat sağlamak üzere…

Peki ne yapacakmış? ABD Merkez Kuvvetler (CENTCOM) Komutanı General Joseph Votel’e rapor verecekmiş…

Genelkurmay’da ABD’li bir general!.. Tam “BBG evi” olacak desenize!.. Neyse ki, Genelkurmay, ABD’li subayın Karargâhta görev yapmayacağını açıkladı da rahatladık!..

Yok rahatlamayalım. Genelkurmay’dan sızdırılan bilgilere göre, “Suriye ve Irak konularıyla ilgili olarak ABD ve Türkiye arasında daha hızlı bir koordinasyonun sağlanabilmesi amacıyla” güya bu teklif bizden gitmiş. ABD’li general Karargâh’ta değil, “ODC” veya “ABD’nin Ankara’daki askeri ataşeliklerinde görev yapacak”mış!..

Bugüne kadar ne ABD teklif ve dayatmaları “Türkiye’nin teklifi” diye yutturuldu!.. Bunun da öyle olduğu belli. Önce “Türkiye istedi” diye kabul ettirirler, “hazım sürecinden” sonra Karargâh’a da sokarlar!..

Dahası; ABD’li generalin bağlı olacağı CENTCOM Komutanı Votel kimdir, ne çabuk unuttuk?!.

21 Mayıs’ta, Kobani’ye gidip, PYD ve SDG ile “Rakka operasyonunu” görüşen;

Bizzat Yeni Şafak’ın iddiasına göre, Kandil’deki PKK’lıların da katıldığı o toplantıda, “Öncelikle Kobani-Afrin bağlantısı kurulacak. Sonraki 8 ayda ise Afrin-Akdeniz hattı size açılacak” sözü veren;

PKK-PYD’lilerle toplantıdan çıkıp Ankara’ya gelen ve dönemin Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Yaşar Güler ile Dışişleri Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu tarafından ağırlanan;

15 Temmuz darbesinden sonra tutuklanan askerler için, “İrtibat halinde olduğumuz, görüşme halinde olduğumuz üst düzey komuta kademesinde olanlardan içeri alınanların olduğunu görüyorum, duyuyorum” diyen;

Bu yüzden Erdoğan tarafından, “İşte bir tanesi, ne yazık ki, Amerika’da aynı zamanda önemli bir makamda olan general veya amiral kalkıyor, bunu söylüyor. İnsan biraz sıkılır ya. Bunun kararını vermek senin haddine mi? Sen kimsin? Bir defa haddini bileceksin, kendini bileceksin. Sen benim ülkemdeki yapılan bir darbe girişimine yönelik kalkıp bu darbe girişimini püskürten bu devlete teşekkür edeceğine, demokrasi adına teşekkür edeceğine, tam aksine darbecilerin yanında yer alıyorsun. Zaten darbeci senin ülkende, darbeciyi senin ülkende zaten besliyorsunuz, bu zaten ortada. Benim milletimi asla inandıramazsınız, milletim şu anda bu tezgahın içinde olanları da biliyor ve bu açıklamalarla da kendinizi açığa çıkarıyorsunuz, açığa veriyorsunuz” sözleriyle azarlanan zat.

Genelkurmay’a atanacak ABD’li general, Votel’le TSK’nın irtibatını sağlayacak, öyle mi? O “irtibat” başka bir “irtibat” ve “kontrol” olmasın!..

Acaba yanlış mı görüyor ve niçin sanki içte, dışta TSK’ya da “kayyum” atandığı hissine kapılıyorum?!.

Müyesser YILDIZ

8 Kasım 2016

Odatv Link: https://odatv4.com/yazar/muyesser-yildiz/tskya-kayyum-mu-atanacak-0811161200.html

Kategori:Uncategorized