
İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın 31 Ocak’ta Türkiye’ye getirildiğini açıkladığı Bora Kaplan suç örgütü davasında M7 koduyla gizli tanıklık yapan Serdar Sertçelik olayında bir dizi skandal yaşandığı öne sürüldü. Türkiye’ye geldiği gün ifadesini alan savcının savunması için 9 Şubat’a gün vermesine rağmen 7 Şubat’ta kendisini cezaevinden aldırarak sorgusunu yaptığını, sorguda da; buluntu telefonun ve içeriğindeki mesajların kendisine ait olduğunu kabul edip etkin pişmanlıktan yararlanması halinde tutuklamaya sevk etmeyeceğini söylediğini iddia eden Sertçelik, M7 koduyla verdiği gizli tanık ifadesinin KOM polislerince baskı ve tehditle hazırlandığını, savcının ise birkaç ismi çıkardıktan sonra ifadeyi kendisi almış gibi yaptığını, ayrıca yurtdışına kaçmasını aynı polislerin telkin ettiğini anlattı. Bu arada avukatları da sorgu tutanağına; Savcının, Sertçelik’in MHP Lideri Devlet Bahçeli ve Halkbank Genel Müdürü Osman Arslan’la ilgili beyanlarını tutanağa geçirmediği yönünde şerh düştü.
Bilindiği gibi, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın 31 Ocak’ta Türkiye’ye getirildiğini duyurmasından sonra Serdar Sertçelik aynı gün Bora Kaplan davası iddianamesini hazırlayan ve bağlantılı diğer soruşturmaları yürüten Savcı Mustafa Kaya’ya ifade vermeye götürüldü. Ardından da Sulh Ceza Hakimliği’nce tutuklandı.
KOM Polislerini Suçladı Tahliyesini İstedi
İki gün sonra ise Bora Kaplan ana davasına bakan Ankara 32. Ağır Ceza Mahkemesi, Sincan Cezaevi’nde olan Sertçelik’in SEGBİS’le ifadesini alıp “suç işlemek amacıyla kurulan silahlı örgütü yönetmek, kasten öldürme ve yaralama, yağma, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma” gibi birçok suçtan tutuklanmasına karar verdi.
İşte bu gelişmelerin ardından Serdar Sertçelik ve avukatları dün Ankara 32. Ağır Ceza Mahkemesi’ne dilekçe vererek, hem M7 koduyla gizli tanık yapılması ve yurtdışına firar sürecinde hem de Türkiye’ye geldikten sonra savcılık sorgusunda yaşananlar hakkında bazı iddialarda bulundu.
Avukatları; Sertçelik’in Macaristan’dan hakkındaki suçlamalardan aklanmak ve adli gerçeği ortaya çıkarmak için kendi isteğiyle Türkiye’ye geldiğini vurgulayıp tahliye talebinde bulunduktan sonra özetle şunları kaydetti:
“Müvekkilimiz ilk olarak 31 Ocak’ta Soruşturma Savcısı Mustafa Kaya’nın huzuruna çıkarılmış, kendisine soruşturma dosyasıyla ilgili bilgi verilmiş, ne ile suçlandığı kısaca anlatılmış, ancak müvekkil iddiaları ve dosyayı inceleme fırsatı bulamadığını belirtmiş, savcı tarafından ifadesini vermesi için 9 Şubat’a kadar süre verilmiştir. Müvekkilimizin ifadesi alınmadığı, susma hakkını kullanmak isteyip istemediği sorulmadığı gibi, CMK uygulamasında ve kanunda yazılı olmayacak şekilde bir uygulama ile kendisine ifade için süre verildiği halde hürriyeti tahdit, iftira ve gizliliği ihlal suçlarından tutuklamaya sevk edilmiş, Sulh Ceza Hakimliği de bu suçlamalardan ifadesi alınmadığı halde ve bu eksikliğin giderilmesini istemeden her üç suçtan ayrı ayrı tutuklamıştır. Mahkemenizce tutuklamaya yönelik yakalama kararları bulunan müvekkilimiz 2 Şubat’ta da Sincan Cezaevinden SEGBİS ile mahkemenize bağlanmış, hakkındaki iddianameler ve suçlamalara ilişkin detaylı bilgisi bulunmadığından bunları incelemek ve savunmalarını yapmak için süre istemiş, ama yine tutuklama kararı verilmiştir. Bu arada müvekkil savunmasını hazırlamaya başlamışken, 9 Şubat’a kadar süre verilmesine rağmen Savcı tarafından 7 Şubat Cumartesi günü Adliye’ye getirtilmiş ve ifadesi alınmıştır.”
Sertçelik de, “Sözde gizli tanık M7, aynı zamanda dosyanızın sanığı olan Serdar Sertçelik benim” ifadeleriyle başlayan dilekçesinde; öncelikle gizli tanık beyanının KOM polislerince “baskı, psikolojik şiddet, tehdit ve hukuka aykırı vaatlerle, bilgi ve isteği dışında hazırlandığını”, bu ifadeyi kesinlikle savcının almadığını, sadece birkaç ismi çıkardıktan sonra parmak bastırıp, “Seni ev hapsiyle serbest bırakıyorum. Sen de polislerin talimatına uy” dediğini, kaçmasını da polislerin telkin ettiğini ve yurtdışındayken de onlarla sürekli görüştüğünü öne sürüp şunları anlattı:
“Yunanistan’dan sonra Karadağ’a gittim. İddianamede suç örgütü yöneticisi olarak suçlandığımı görünce Şevket Demircan’la konuştum ve ‘artık size güvenmiyorum, duruşmaya da gelmeyeceğim’ dedim. Bu defa beni yine öğretmen olan abimle tehdit ettiler ve kara para dosyasından gözaltına aldılar. Bunun üzerine Nurullah Özgür Kopuk üzerinden Şevket Demircan’la irtibata geçerek, ‘Abimi bırakın, onun hiçbir suçu yok’ dedim. O da, ‘Eğer Türkiye’ye gelip, gizli tanık olarak ifade vereceksen, abini tutuklatmak, aksi durumda bir daha gün yüzü göremez’ dedi. ‘Tamam, geleceğim. Ne isterseniz ona da söyleyeceğim, yeter ki abimi bırakın’ dedim. Gerçekten de adli kontrolle bıraktılar. Sonra Şevket Demircan’la yeniden konuşmalara başladık. Şevket Demircan, “Yurtdışına kaçtığın için gizli tanık programından çıkarıldın. Seni Türkiye’ye getirdiğimizde yeniden gizli tanık programı uygulayacağız, ama bu ikinci gizli tanık beyanlarında bizim oluşturduğumuz şemalar var. Öncekine ek olarak farklı isimler ve olaylar olacak’ dedi. Ben de bu isimlerin ve olayları sordum. Bunun üzerine hiç tanımadığım siyasiler, yargı mensupları ve iş adamlarının olacağını söyledi. Bu konuşmaya kadar hiç ses kaydı almamıştım. Bu konuşmadan sonra amaçlarının çok farklı olduğunu, kendimin ve yedi sülalemin ömür boyu tehlike ve zan altında kalacağımız konular olduğunu anladım. Büyük korku ve paniğe kapıldım. Bu kurgunun bana ait olmadığını ilerde kanıtlayabilmek adına konuşmaları kaydetmeye başladım. Bu konuşma içeriklerinden Şevket Demircan’ın siyasiler, yargı mensupları, iş adamları, AK Parti ve MHP ile ilgili söyledikleri ve bana yaptığı tehditler ses kayıtlarının çözümü ile ortaya çıkmıştır. Tamamen kendimi korumak ve savunmak amacıyla bunları kaydedip hiçbir şekilde değiştirmeden yayınladım. Bu açıklamalardan sonra KOM’un benim için özel bir ekip oluşturduğunu, beni öldürme pahasına Karadağ’dan zorla alıp götürmeye hazırlandıklarını öğrendikten sonra buradan ayrılıp Macaristan’a gittim. Sınırda tutuklandım. Mahkemeye çıktığımda bana yapılanları anlatıp ses kayıtlarını sundum. Mahkeme de benim iade edilmem durumunda can güvenliğimin olmadığını görüp iade edilmemem yönünde karar verdi.”
Buluntu Telefondaki Parmak İzi
Serdar Sertçelik, dilekçesinde, Türkiye’ye geldikten sonra Savcılık ifadesinde yaşananlarla ilgili olarak da özetle şu iddiaları dillendirdi:
“Yeni soruşturmada yeni bir kumpasla karşı karşıya kaldığımı Savcı Mustafa Kaya’nın odasına götürüldüğümde; Savcı beyin bana yaptığı ‘Etkin pişmanlıkta bulun, sana söyleyeceğim hususları kabul et, seni tutuklamayacağım’ şeklindeki pazarlığı ile anladım. Çok uzun bir şekilde bu soruşturma dosyası ve olaylara ilişkin açıklama yaptığım ve ifade verdiğim halde Savcı Mustafa Kaya bunların sadece bir kısmını tutanağa geçti ve avukatlarım şerh düşmek zorunda kaldı. Yurtdışına kaçmamdan dolayı haklarında dava açılan polis müdürlerinden Şevket Demircan’ın avukatının kapısına bırakıldığı belirtilen ve içerisinde bazı şahıslarla benim aramada yapıldığı belirtilen onlarca sahte mesajın bulunduğu Android marka bir telefon uydurulmuş. Bu telefon içerisine benimle uzaktan yakından ilgisi bulunmayan birçok insanla benim aramda geçtiği iddia edilen mesajlar yerleştirilmiş ve bu sahte telefona istinaden benimle birlikte birçok kişi hakkında soruşturma başlatılmış. Beni suçsuz yere buradan da tutukladılar. Yani tıpkı Emniyet’te kendilerinin hazırladığı 19 sayfalık gizli tanık beyanı gibi, burada da bir kumpasa alet etmeye çalışıyorlar. O telefon bana ait değildir. Hiçbir zaman böyle bir telefonum olmadığı gibi, bu telefonun bağlı bulunduğu bildiren hattı da hiçbir zaman kullanmadım. Savcı Mustafa Kaya tıpkı sözde gizli tanık beyanını kendisi almadığı halde nasıl kendisi almış gibi dosyaya yazmışsa, bu hukuksuz soruşturmadaki telefonu ve içindeki sahte mesajları, yine kendisi tarafından söylenen yeni birkaç olayı kabul etmem halinde beni tutuklamaya sevk etmeyeceğini söylemiş, etkin pişmanlıkta bulunmaya zorlamıştır. Ben mecburen dosyayı ve içeriğini bilmediğimi söyleyerek, ifade için süre istedim, ‘9 Şubat’ta ifadeni alacağım, benim sana anlattıklarım ve teklifim doğrultusunda ifadeni ver’ dedi ve ilk gittiğimde ifademi almadı. 9 Şubat’ta tüm gerçekleri söylemek için beklerken, aniden beni ve avukatlarımı huzura çağırıp, jandarma görevlileri eşliğinde ifademi aldı. Tüm dosyayı incelediğinizde benim ve ailemin nasıl mağdur edildiğimizi, mahkemenizin ve sizden önceki başkanın nasıl yanlış yönlendirildiğini, nasıl kandırılıp işler yapıldığını göreceksiniz.”
Sorgu Tutanağında Ne Var Ne Yok?
Serdar Sertçelik ve avukatları, bu dilekçelerine 7 Şubat tarihli 6 sayfalık savcılık sorgu tutanağını da ekledi.
Peki yaklaşık 5.5 saatlik sorgu tutanağında ne var, ne yok? Özetlersek;
Hemen başlangıcında; “ifade odasının güvenliğinin sağlanması için” sorguda bir jandarma ile iki cezaevi görevlisinin de hazır bulunduğu kaydedildi.
Serdar Sertçelik’in ifadesinde; Macaristan’da iki kez lehine karar verildiği halde kendi isteğiyle 26 Ocak’ta dilekçe vererek Türkiye’ye gelmek istediğini bildirdiğini ve bu şekilde geldiğini söylediği belirtildikten sonra gizli tanık ifadesinin nasıl alındığı, eski Ankara Emniyet Müdür Yardımcısı Murat Çelik’in 27 Kasım’da kendisini FaceTime üzerinden arayarak kaçması gerektiğini bildirdiği, onun azmettirmesiyle kaçtığı, hakkındaki kırmızı bülteni de Murat Çelik’in intikam amacıyla ve kendisini susturmak amacıyla çıkarttırdığı yönündeki anlatımları aktarıldı.
Buluntu Telefonun Poşetindeki Parmak İzi
Devamında Sertçelik’in buluntu telefon, bu telefonun içine konduğu poşetteki parmak izi ve parmak izi çıkan kişinin ifadesiyle ilgili sorulara verdiği cevaplar ise şöyle yer aldı:
“Benim KKTC’den gelirken kullandığım telefonu gözaltında almışlardı. Bu telefondaki görüşmelerim ile daha sonra gözaltına aldıkları abimin telefonundaki WhatsApp görüşmelerini birleştirip düzenleyerek ve teknolojik imkânları kullanarak sahte mesajlar oluşturduklarını düşünüyorum. Söz konusu telefon Android. Ben ise hayatım boyunca iPhone marka telefon kullandım. Parmak izi inceleme raporunda parmak izi çıkan şahsın Emniyet ile arası iyidir. Bu poşet üzerinde parmak izi ya bilerek bırakılmıştır veya kendileri yapıp farkında olmadan bıraktırdıkları kişiye ait parmak izi kalmıştır. Ya da telefonun benim bilgim dahilinde gönderildiği algısını oluşturmak ve bana iftira atmak amacıyla parmak izi bıraktırılmış olabilir. Benim bu şahısla en az 3-3.5 yıldır hiçbir iletişimim yok. Müştekiler ve tanığın HTS kayıtlarının araştırılmasını istiyorum. Ayrıca aktarılan bilgilere göre, telefon 12 Eylül 2025’te bulunmasına rağmen savcılığa suç duyurusu dilekçesinin 24 Eylül’de verildiğini öğrendim. Bu hususta tanıkların ve kamera kayıtlarının, parmak izi çıkan şahsın yurtdışı kayıtlarının araştırılmasını, ayrıca telefonla ilgili detaylı teknik incelemenin yapılmasını ve mesaj ID’lerinin tespit edilip manipülasyon olup olmadığının araştırılmasını da istiyorum. Ben Türkiye’den ayrıldıktan sonra Cengiz Haliç ile hiçbir şekilde iletişim kurmadım. Bu sebeple yazışmalar gerçek değildir.”
Tutanakta ayrıca Serdar Sertçelik’in, “Savcı bu telefon içeriklerinin bana ait olduğunu ve telefonu benim gönderdiğimi kabul ettiğim takdirde, etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmayı kabul edersem, beni tutuklamaya sevk etmeyeceğini düşündüğünü söyledi. Kesinlikle faydalanmak istemiyorum. Telefonun üzerinde parmak izi olan şahıs ve tespit edilecek diğer şüphelilerden şikâyetçiyim” dediği, avukatlarının da şunları söylediği belirtildi:
“Müvekkilim tarafından soruşturmaya konu yazışmalarda geçen birtakım isimler özellikle zikredilmesine rağmen ifadeye geçirilmemiştir… Soruşturmaya konu telefon teknik ekipmanlar kullanılarak klonlanmak suretiyle sahte bir WhatsApp oluşturulmuştur ve müvekkilime aitmiş gibi gösterilmiştir.”
Bahçeli ve Halkbank Genel Müdürü Şerhi
Son olarak Serdar Sertçelik ve avukatlarının bu tutanağın altına el yazısıyla şu şerhi düştüğü görüldü:
“Müvekkil kendisine ait olmadığını beyan ettiği dosyaya konu telefondaki WhatsApp mesajlarında kendisine belirtilen MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’nin konuşmalarına müdahale edilmesi ile ilgili mesajların gerçek olmadığını, böyle bir konuşmanın gerçekleşmediğini huzurda beyan etmiş ise de bu beyan sorgulama tutanağına geçirilmemiştir. Bu nedenle bu şerh sorgulama savcısı, katip, hazirunlar ve şüpheli ile müdafileri huzurunda düşülmüştür. Yine ifadede adı geçen Halkbank Genel Müdürü Osman Arslan ile rüşvet alması hakkındaki mesajların da gerçek olmadığını beyan etmiş ise de sorgu zaptına bu geçirilmemiştir.”
Müyesser YILDIZ
10 Şubat 2026
12punto link: https://12punto.com.tr/gundem/gizli-tanik-olayinda-skandal-iddialar-baski-ve-tehditle-hazirlandi-110804