
İktidar ve medyası, ABD’nin Türkiye’nin isteklerini kabul ettiğini, Suriye’nin kuzeydoğusunda “özerk” bir bölge ihtimalinin ortadan kalktığını yani YPG/SDG’yi sattığını anlatıyor. Bu arada gelinen noktada en büyük rolü Barzanilerin oynadığı vurgulanıyor.
İlk düğmeden başlayalım.
Geçtiğimiz 18 Kasım’da Barzanilerin Duhok kentinde 6’ncı Ortadoğu Barış ve Güvenlik Forumu yapıldı.
O foruma Türkiye’nin kırmızı bültenle aradığı Suriye’deki teröristbaşı Mazlum Kobani de takım elbiseli/kravatlı bir şekilde “SDG başkomutanı” unvanıyla katıldı.
Kobani “sürprizini” tezgâhlayan ABD, uygulayan Neçirvan Barzani’ydi.
Kobani foruma katılmakla kalmadı, yaptığı konuşmada, “Rojava Kürt yönetiminin tanınması” çağrısında bulundu… Suriye’de merkezi yönetime dönülmesine izin vermeyeceklerini tekrarladı… Ayrıca Erbil (yani Barzaniler) ve Süleymaniye yani Talabanilerin “15 yıldır Rojava’ya destek olduğunu” açıkladı.
Erdoğan’ın yakın dostu Neçirvan Barzani de Suriye’de merkeziyetçi bir sistemin doğru olmadığını belirtirken, Kobani ile “tarihi” bir görüşme yapan Mesut Barzani, SDG ile kendisine bağlı ENKS’nin birliğinin önemini vurguladı.
Ankara, “Ne yapıyorsunuz, nasıl davet edersiniz?” diye tepki göstereceği yerde 10 gün sonra Mesut Barzani’yi Cizre’de ağırladı ve burada bordo bereli, uzun namlulu silahlı, “Kürdistan” amblemli peşmergeleriyle şov yaptı.
Bir “Tarihi” An Daha
Önceki gün Almanya’nın Münih kentinde başlayan 62’nci Münih Güvenlik Konferansı’nda ne gördük?
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun, Suriye Dışişleri Bakanı Şeybani ve takım elbiseli/kravatlı SDG elebaşı Mazlum Kobani ile yardımcısı İlham Ahmed’le görüştüğünü. Neyse ki, toplantı salonunda ABD ve Suriye bayraklarının yanında SDG’nin bezi yoktu!..
Normalde Ankara’ya şok geçirtmesi gereken bu rezaleti iktidar medyası, “Münih’te tarihi fotoğraf. Suriye için yeni başlangıç” başlıklarıyla takdim ederken; “elebaşı” olarak nitelendirdiği Mazlum Kobani’nin özerklik iddialarından vazgeçtiğini tekrarladı.
Bu görüntüye sevinen birileri daha oldu. Örneğin sömürge valisi Tom Barrack, “Bir resim bin kelimeye bedeldir – yeni bir başlangıç.” diye buyurdu.
Münih Güvenlik Konferansı Başkanı Wolfgang Ischinger de Neçirvan Barzani ile “SDG komutanı” Mazlum Kobani’nin katılımının büyük önem taşıdığını ve “tarihi bir adım” olduğunu vurguladı.
Bazı sorularımız var.
ABD Dışişleri Bakanlığı’nın açıkladığı programda; Rubio’nun Suriye Dışişleri Bakanı Şeybani ile görüşeceği bildirildi, başka bir isim yer almadı. Şeybani kendiliğinden böyle bir emrivaki yapamayacağına göre; herhalde heyette Mazlum Kobani’nin de olmasını ABD istemiştir. Acaba Kobani, heyette hangi sıfatla yer aldı?
Bildiğimiz, ikili ilişkilerin yürütülmesini Trump Rubio’ya, Erdoğan da Hakan Fidan’a havale etti. Yani iki bakanın arası fevkaladenin fevkinde. Bu durumda Rubio, Fidan’a Mazlum Kobani’yle de görüşeceğini iletmiş olmalı. Acaba ne cevap verildi? Yoksa hiç bildirilmedi mi?!
Bir başka gariplik; geçen yılki konferansa katılıp bir konuşma yapan Hakan Fidan bu yıl Münih’e gitmedi. Acaba neden?
Münih’te Ne Oldu?
Peki Türkiye’den tek konuşmacı kimdi? Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’ti. Şaka gibiydi, zira Suriye Dışişleri Bakanı Şeybani’nin de katılacağı, dünkü “Devrim Sonrası Suriye’nin Geleceği” başlıklı panelde o konuşacaktı. Konferansın ilk gününde yayımlanan program böyleydi. Medyamız da Şimşek’in konuşacağını duyurdu. Ayrıca Şimşek dışında TBMM Milli Savunma Komisyonu Başkanı Hulusi Akar ile Cumhurbaşkanlığı Dış Politika ve Güvenlik Başdanışmanı Akif Çağatay Kılıç’ın da Münih’e gittiği belirtildi.
Ama ne olduysa, dün programın o panelle ilgili kısmı güncellendi. Bu programa göre Şimşek çıkmış, Dışişleri Bakan Yardımcısı Zeki Levent Gümrükçü girmişti. Akşam panel başladığında ne görelim; Gümrükçü de yoktu ve moderatör Türkiye’ye ilgili bu program değişikliğinin neden olduğunu, neden hiçbir ismin katılmadığını açıklamadı bile.
Mazlum Kobani işi olup bittikten sonra mı tepki koymaya karar verdiler acaba – ya da gerçekte ne oldu?!
Barzani-Graham İttifakı
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan tam 1 ay önce ABD’nin Suriye’de arabuluculuk yaptığını kaydederken, “Yakından baktıkları zaman YPG’nin uzun yıllardır propaganda yoluyla ürettiği yalanın çok fazla bir gerçek tabanının olmadığını onlar da görüyor.” dedi.
O günlerde “ABD’nin Türkiye’yi Kürtlerle ilgili uyarması gerektiğini” söyleyen Trump’ın yancısı Senatör Lindsey Graham için de şöyle konuştu:
“Amerika’da senatoda birçok senatör var. Biz bunların yaptığı ferdi beyanlardan yola çıkarak iki ülke arasındaki ilişkiyi veya bölgesel politikaları belirlemiyoruz. Biz Beyaz Saray’daki iradenin ne söylediğine bakıyoruz, şu anda o konuda bizim bir sıkıntımız yok.”
Geçmişte Rahip Brunson’u kurtaran ve Türkiye’ye yaptırım uygulanmasını sağlayan Senatör Graham ne yaptı? Senato’ya “Kürtleri koruma yasası” adında bir tasarı sunup hem Suriye yönetimine yaptırım uygulanmasını hem de SDG’nin tanınmasını istedi.
Graham son olarak; yine Fidan’ın, İran için yaptığı “ani bir savaş tehdidi yok” değerlendirmesine tepki gösterirken, Türkiye’yi “sözde bölgesel müttefik” olarak nitelendirdi ve Fidan’ı “hayal dünyasında yaşamakla” suçladı.
İşte bu Graham da Mazlum Kobani’nin katıldığı Münih Güvenlik Konferansı’ndaydı ve burada, beraberindeki Kongre heyetiyle birlikte Neçirvan Barzani’yle bir araya geldi. Görüşmede Graham ve Barzani’nin; “Kürdistan bölgesinin statüsünün korunmasının” yanı sıra “mevcut durumda ve gelecekteki birleşik Suriye anayasasında Kürtlerin ve diğer bileşenlerin haklarının korunması gerektiği konusunda mutabık kaldıkları” bildirildi.
“Özerklik” Yok “Öz Yönetim” Var
ABD Dışişleri Bakanı Rubio’nun Mazlum Kobani ve İlham Ahmed’li Suriye heyetiyle yaptığı görüşmeye dönersek;
Suriye’nin BM Temsilcisi İbrahum Olabi de oldukça verimli geçtiğini belirttiği Münih’teki görüşmeyi “tarihi bir an” olarak nitelendirirken, YPG/SDG’nin Suriye ordusuna entegrasyonu kapsamında kurulması planlanan 4 tugay ve bu tugaylarda “kadın savaşçıların” yer alması konusunda, “Detaylar diyalog yoluyla netleşecek. Üzerinde sürekli çalışılması ve netleştirilmesi gereken hususlar… Elbette hiçbiri kolay meseleler değil.” diyerek, o işin hiç de bize anlatıldığı gibi “tamam” olmadığı mesajını verdi.
Asıl önemlisi; SDG’nin başı Kobani’nin söyledikleri. ABD Dışişleri Bakanı Rubio ile görüşmede, “Kürtlerin hakları, askeri entegrasyon, IŞİD’e karşı mücadele” başlıklarının ele alındığını ve “askeri yapılar arasında uygun bir entegrasyon modelinin geliştirilmesinin hedeflendiğini” belirttikten sonra “Rojava özerk mi olacak yoksa merkezi yönetime mi bağla kalacak?” sorusuna cevaben; “hedeflerinin Kürt bölgelerinin kendi kendini yönetmesi olduğunu”, “Kürt bölgelerinin idari, askeri ve güvenlik alanlarında öz yönetim temelinde örgütlenmesi gerektiğini”, “SDG’nin her Kürt vilayetinde tugay şeklinde olacağını; Derik, Kamışlı, Kobani ve Haseke gibi bölgelerde yerel askeri yapıların korunacağını, SDG’nin bu çerçevede Suriye ordusunun bir parçası haline geleceğini” anlattı.
Ve dahi “Münih’teki gibi uluslararası temasların Rojava için yeni bir diplomatik başlangıç anlamına geldiğini” vurguladı.
Bunlar da son sorularımız olsun:
Teröristbaşını adım adım uluslararası platformlara taşıyanlar mı YPG/SDG’yi sattı?!
Yarın öbür gün Colani/Şara veya Şeybani Türkiye’ye geldiğinde de heyete Mazlum Kobani’yi dahil ederse, ne yapacaksınız?!
Müyesser YILDIZ
15 Şubat 2026
12punto link: https://12punto.com.tr/yazarlar/muyesser-yildiz/amerika-pkkyi-boyle-satti-111187
