
İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu’nun ifadesiyle korsan şekilde, yani Meclis Genel Kurulu’dan onay almadan PKK komisyonunu kuran TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Kahramanmaraş ve Şanlıurfa’da yaşanan okul katliamları üzerine, “Amasız, fakatsız, hiçbir tereddüt içerisinde olmadan Meclis’te süratle çok ciddi bir araştırma komisyonu kurulmalı.” çağrısında bulundu.
Kurtulmuş’un bu önerisinin ardından da son yasama döneminde çocuklarla ilgili iki komisyon kurulduğu halde üçüncü bir komisyon kuruldu.
Hepimizin canını yakan okul saldırılarına ilişkin komisyonun kurulmasında olağan süreç işletildiği halde, 40 yıldır canımızı yakan bölücü terör konusundaki komisyon neden olağanüstü bir süreçle ve alelacele kuruldu? Çünkü güya PKK kendisini feshetmiş ve silah bırakmıştı!..
Şimdi de teröristler için “yasal sürece” geçilmesi konuşuluyor.
Erdoğan’ın 9 Nisan’daki AKP MKYK toplantısında, süreçte gelinen aşamanın son derece kıymetli olduğunu belirterek, “Bu tarihi fırsat. Artık yasal sürece ‘Bismillah’ demenin zamanı geldi” dediği bildirildi.
Aynı gün TBMM Başkanı Kurtulmuş, şöyle konuştu:
“Örgütün tamamıyla kendisini feshettiği ortaya konmalı. Örgütün silahları bütünüyle teslim edilmeli ve bununla paralel olarak raporumuzda ifade ettiğimiz gibi gerekli yasal düzenlemenin yapılması gerekir… Siyaset bu kadar büyük sorumluluk üzerine almışken ve bunu da başarılı bir şekilde gerçekleştirmişken, örgütün de kendi sorumluluklarını yerine getirmesi ve başta mutabık kalınan silahların bırakılma sürecinin hızlandırılması en temel beklentimizdir.”
Demek ki, PKK kendini feshetmemiş ve silah bırakmamış!..
Tartışmalara Cumhurbaşkanı Cevdet Yılmaz da, “DEM’in süreç konusunda net olması, kamu kurumları ve devlete ödev yükleme üslubundan vazgeçmesi gerekiyor.” sözleriyle katılınca DEM eş genel başkanı Tülay Hatimoğulları, “Yasa yapma yeterliliği iktidardadır. Zamana yayan sizsiniz. Bunu size hatırlatınca zorunuza gitmesin. Demokrasi şarta bağlanamaz, pazarlık konusu da yapılamaz.” karşılığını verdi.
AKP’nin 13 Nisan’da MYK toplantısı vardı. Sözcü Ömer Çelik, Erdoğan ve Bahçeli’yi hedef alan DEM’lileri eleştirirken, “Örgütün silah bıraktığını teyit edecek devlet mekanizmasını reddettiğinizde, bu sürecin işlemesinin bir imkân olmaz. Teyit mekanizmasını yük görmek ya da süreci tıkayacak bir mekanizma olarak kodlamak şu demektir; bu silah bırakma sürecine örgütün karşı olduğunu ifade etmektir.” dedi.
Bu meçhul yola nasıl çıkılmıştı? MİT başta olmak üzere güvenlik birimleri, PKK’nın silahları tamamen bıraktığını bildirecek, ondan sonra yasal düzenlemelere geçilecekti. Demek ki, DEM/PKK bu denklemi de kabul etmiyor.
Çelik, bir şey daha söyledi; MİT Başkanı İbrahim Kalın, AKP MYK’sına sunum yapmış. Neden sadece AKP? Süreç ortağı MHP, utangaç destekçi CHP veya diğer partilere niye yok?!
Devam edelim.
Bu tartışmalardan birkaç gün sonra İmralı kraliçesi Pervin Buldan, teröristbaşıyla görüşen “devlet heyeti”nin “PKK’nın biraz daha somut atmasına dair beklentileri olduğunu” ve “‘silah yakma merasiminden sonra biz somut bir adım görmedik’ dediğini” bildirdi.
Hemen peşinden Kandil’deki teröristbaşlarından Duran Kalkan, “Taktik yaklaşım Türkiye’ye felaket getirir… Bizim için değişim ve dönüşümün geri dönüşü yok. Değişeceğiz ve de Türkiye’ye demokratik değişime uğratacağız.” tehdidini savururken, “ulus devlet statükoculuğunun” ilk kurucu modelinin “TC devleti” olduğunu, ancak aynı versiyonu uygulayan Irak, Libya ve İran’ın yıkıldığını öne sürüp “Türkiye de geliyor.” dedi.
Model “Suriye Laboratuvarında” Üretiliyor
22 Ocak’taki “Teröristbaşının Savunma Bakanı Olduğunu Düşünün” başlıklı yazımızda; “Hangisi model olacak; Suriye mi Türkiye mi?” diye sormuş, MHP Lideri Bahçeli’nin, Türkiye için önerdiği “Alevi ve Kürt Cumhurbaşkanı yardımcılığı” projesini hatırlatmış ve şunları kaydetmiştik:
“Bunu evvela Suriye’ye uyarlayalım: İster misiniz; Bahçeli’nin hem ‘terörist’ deyip hem Suriye yönetimine entegre edilmesini önerdiği, Türkiye’de bir çok eyleme imza atan Mazlum Kobani veya bir başka SDG’li önce Savunma Bakanı ya da Genelkurmay Başkanı, başkanlık sistemine geçildikten sonra ise ‘Kürtlerin temsilcisi’ olarak başkan yardımcılığına getirilsin?!”
Her açıklamasıyla Türk Milleti’nin sinirlerini zıplattığı halde iktidarın tek kelâm edemediği, Trump’ın sömürge valisi Tom Barrack geçtiğimiz günlerde düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu’nda; Suriye’nin diyalog ve işbirliğinin işe yarayıp yaramadığını test etmek için önemli bir “laboratuvar” olduğunu vurguladıktan sonra sürecin şu ana kadar olumlu ilerlediğini söyledi.
Suriye’nin başına getirdikleri HTŞ lideri Colani/Şara ile PKK’nın başı Mazlum Kobani arasındaki “diyalog ve işbirliğini” kastetmiş olmalı.
Nitekim iki isim yakın zamanda Şam’da bir araya geldi. Görüşmelerin merkezinde, “SDG’nin resmen feshedildiğinin duyurulması ve Kürt temsilcilerin Suriye devletinde üst düzey hükümet kadrolarına atanmasının” olduğu bildirildi.
PKK kontenjanından Haseke Valiliğine atanan Nureddin İsa Ahmed de, “özerk yönetim ile Şam’daki hükümet arasındaki entegrasyon sürecinin başarıyla devam ettiğini” belirtirken, süreci “‘özerk yönetimin sonu’ değil, devlet kurumlarına dahil edilerek ‘bir üst seviyeye taşıma’” olarak tanımladı.
Son olarak sözde özerk yönetimin, Suriye bakanlıklarında yer alacak temsilcilerin listesini hazırladığı duyurulurken, sözde meclisin genel ilişkiler ofisi iş başkanı Hasan Muhammed Ali, yürütülen müzakereler hakkında özetle şu açıklamaları yaptı:
“Şam ile varılan mutabakat çerçevesinde Kürtler yeni dönemde devletin sadece bir parçası değil, asli ortağı olacak… Entegrasyon gerçekleştiğinde özerk yönetimin tüm kurumları resmiyet kazanacak ve yerel bir özerk idare olarak varlığını sürdürecek… SDG de bu süreçle birlikte resmi bir güç ve fiili bir ortak haline geliyor. Suriye tarihinde bir ilk yaşanıyor… Kürtler tüm bakanlıklarda, devlet kurumlarında ve bürokraside yer alacak. Kendi özerk asayiş güçleriyle devletin güvenlik sistemine entegre olacaklar. İsmi konulmasa da özde bir ademi merkeziyetçilik uygulanacak. Artık Kürtler sadece kuzeydoğu Suriye için değil, Şam’da alınan kararlarda da söz sahibi, fiili ortak olacaklar.”
Başka?
Mazlum Kobani’nin, Kürtçenin ilkokuldan üniversiteye kadar eğitim dili olmasında ısrar ettiğini, bu konunun Eğitim Bakanlığı ile yapılacak müzakerelerle nihai sonuca bağlanacağını anlatan Hasan Muhammed Ali, Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani’nin, Türkiye’nin halen her ikisini de kırmızı bültenle aradığı Kobani ve İlham Ahmed’den devlet kademelerinde görev alacak Kürt isimlerin listesini istediğini doğrularken, Colani/Şara’nın, “Siz ne zaman buraya geleceksiniz? Liderlik olarak birlikte çalışalım.” diyerek Kobani’ye Cumhurbaşkanı yardımcılığı teklif ettiğini öne sürdü.
“Devletin Demokratik Kanadı” Olacakmış
Bahçeli’nin “kurucu önder”ine dönelim.
Kendisine İmralı’da ev/çalışma ofisi yapıldığı iddiası gündeme geldiğinde Adalet Bakanı Akın Gürlek “Ha-vet” şeklinde bir cevap vermişti.
Medyascope’tan Ruşen Çakır’ın aktardığına göre, teröristbaşı Şubat’taki görüşmelerde, “Bir bina yapmışlar, binanın statüsü önemlidir. Ne hapishanedir ne de evdir… Ne kuştur ne devedir… Bu durumda bu binaya gitmem. Siyasi, hukuki boyutu düşünmeden olmaz. Bir devlet böyle iş yapmaz. Hukuki boyut önemlidir. Ruhen bu statü ile yaşayamam.” demiş.
Yine bu görüşmelerde teröristbaşı, Türkiye’yi Siyonist İsrail’den korumaya çalıştığını anlatırken, bakın neler söylemiş ve neler istemiş:
“40 yıldır katlandım bu tarza… ‘bebek katili’ tanımlaması yaptılar. Bana bebek katili denemez… İcranın başında benim olmam lazım… Özgürlüğüm icra için gerekli. Ben burada da kalabilirim. Ama yasa bütün arkadaşları kapsamalı. Bazı arkadaşlar için sınırlı bir siyaset yasağı da olabilir. Örneğin beş yıl gibi. Meclis’e gelmeyeceğiz, ancak diğer siyasi haklarımızı koruyacağız. Sürekli siyaset yapacağız. Bunların hepsini kapsayan bir demokratik siyaset koşulu gerekir. Meclis buna dair bir karar alırsa, süreç uzamaz… En otoriter, en kurallı, kanunları en çok bilen bir demokratik cumhuriyet grubuyuz. Bu sürecin yaratıcısı, bu kadar kitlenin yol göstericisi olarak ben de devletin demokratik kanadı olurum… Zamanla Kürtleri anayasal olarak tanıyan bir devlet gerçekliğine ulaşmak gerek. Kürtler hukuk kapsamında değildir. Suriye’de ve Türkiye’de Anayasa kapsamına almak istiyoruz… Yasanın olduğu yerde silah olmaz. Demokratik siyaset olarak bu konuştuklarımız yasalaştıktan sonra hukuk olur.”
Ez cümle; ABD-İsrail’in Suriye laboratuvarında ürettiği model kapsamında, “manevi evladı” Mazlum Kobani Cumhurbaşkanı yardımcısı yapılacaksa, İmralı’daki teröristbaşı ne istemez ki?!
Müyesser YILDIZ
23 Nisan 2026
12punto link: https://12punto.com.tr/yazarlar/muyesser-yildiz/kobani-colaninin-yardimcisi-olursa-teroristbasi-ne-istemez-136939