İçeriğe geç

Biz Kime Çakalım?

Tahliye olduğum 18 Haziran’daki duruşmada Mahkeme heyetine şunu söyledim:

“Godot’yu bekler gibi TÜBİTAK raporunu bekliyoruz. Çıkacak sonucu değil, bu rapor geldikten sonra ‘tutukluluğun devamı’ için hangi gerekçeyi bulacaksınız, onu merak ediyorum.”

O duruşmada, TÜBİTAK raporu gelmeden tahliye edildim. Oysa sadece 10 gün önce aylık rutin incelemede “kaçma, delilleri karartma şüphesi ve TÜBİTAK raporunun gelmemesi” gerekçe gösterilerek tutukluluğumun devamına karar verilmişti.

Tam 7 ay sonra TÜBİTAK raporu 24 Ağustos’ta açıklandı. O sırada Soner Yalçın, Barışlar, Hanefi Avcı ve Yalçın Küçük’ün tutukluluğu devam ediyordu.

Sözümona “terörist”tik; ama incelenen silah vs. değil, topu topu 3 bilgisayardı. Bu 3 bilgisayar için 1 yıl hiçbir şey yapılmadan beklendi; nihayet harekete geçildi, tam 7 ay sürdü. Hacimli rapor ayan beyan her şeyi ortaya döktü. Hapistekiler de dışardaki bizler de raporu didik didik ettik, dersimizi çalıştık. Sonuç şuydu:

Bu bilgisayarlara aynı merkezden virüs saldırısı yapılmıştı.

Sözde suç delili “talimatları” bizler hazırlamamıştık.

Bilgisayarımıza yüklenen o “talimatları” görmemiş, okumamıştık.

O sözde belgelerin tarihleriyle oynanmıştı.

Bu sözde belgelerin “virüsle gönderildiği veya gönderilmediği” belirlenememişti.

Hasılı -daha önce de yazdığım gibi- un, şeker, yağ vardı; TÜBİTAK uzmanları helva demeyi mahkemenin takdirine bırakmıştı.

Rapor böyle olunca avukatlar, tutukluların tahliyesi için müracaatta bulundu. Mahkeme yine “kaçma, delilleri karartma” ihtimali ve TÜBİTAK’ın: “Evet bu belgeler virüsle gönderilmiştir.” dememesi gerekçesine sığınarak “tutukluluğa devam” dedi.

Bu karardan 10 gün sonra, 14 Eylül Cuma günü duruşmamız oldu. Barış Pehlivan, Barış Terkoğlu, Soner Yalçın, Hanefi Avcı, Yalçın Küçük, Coşkun Musluk ve avukatlar TÜBİTAK raporunun ne söylediğini mahkemeye madde madde anlattı.

Sonuç: sadece 10 gün önce “TÜBİTAK raporunun: ‘Bu belgeler virüsle gönderildi.’ dememesi” gerekçesiyle tahliye taleplerini reddeden mahkeme Barış Terkoğlu ve Barış Pehlivan’ın tahliyesine, diğerlerinin tutukluluğunun devamına karar verdi.

Aynen Haziran’da: “Neden tahliye edildim?” diye sormam gibi, bu defa Barış’lar: “Biz niye tahliye edildik?” dediler.

Mahkeme Başkanı Mehmet Ekinci ilginç bir çıkış yaptı; iyi kanun çıkarmadıkları için Meclis’e, net ve anlaşılır rapor hazırlamadıkları için de TÜBİTAK’a çaktı. TÜBİTAK’a, anlaşılır bir rapor vermesi için 20 gün süre tanıdı. Soner Yalçın, Hanefi Avcı ve Yalçın Küçük’ün kaderi de şimdi TÜBİTAK’tan gelecek bu cevaba bağlandı.

Oysa değil TÜBİTAK uzmanları, hiçbir uzman veya profesör: “Evet o belgeler virüsle gönderilmiştir.” diyemez ki!.. Tabii: “Gönderilmemiştir.” de diyemez.

Ama Haziran’da sorduğum o sorunun cevabını almış oldum işte: “TÜBİTAK raporu net olmadığından tutukluluğun devamına…”

Yine Haziran’daki duruşmada: “Savcı delilleri toplamıyor, biz yatıyoruz… TÜBİTAK çalışmıyor biz yatıyoruz… Bu işleri de bizim yapmamız mı bekleniyor?” demiştim.

Mahkeme Başkanı Ekinci’nin son duruşmadaki “çakma”larından hareketle, çıkan sonuç şu değil mi?

Meclis iyi kanun çıkarmıyor, biz yatıyoruz…

TÜBİTAK anlaşılır bir rapor yazmıyor, biz yatıyoruz…

Doğan Yurdakul 11 ay,

Nedim Şener, Ahmet Şık, Coşkun Musluk, Sait Çakır 12 ay,

Ben 15.5 ay,

Barış Terkoğlu, Barış Pehlivan 20 ay,

Soner Yalçın, Hanefi Avcı, Yalçın Küçük kimbilir kaç ay…

Birileri görevini yapmadığı için yattık, yatıyoruz. Peki biz kime çakalım?

Şu tabloya bakınca sormadan edemiyorum: bizi tutuklatan güçler, ne kadar yatacağımıza da mı karar verdi de bu adaletsizlik, hukuksuzluk filmi bir türlü sonlanmıyor? Kepçelerle alınan özgürlüğümüzü çay kaşığı ile verip “sevindirik” olmamızı bekleyen, eşeğimizi kaybettirip sonra lütfen bulduran birileri mi var? Eşeğimizi kimler kaybettirdi veya çaldı?

TÜBİTAK raporu aslında bunu da anlatıyor. Organize bir hareket var. Bizleri izlemişler. İlgimize göre, sahte elektronik postalarla virüs yıllamışlar. Resmen sosyal mühendis gibi çalışmışlar. Polis de tam o virüsler gönderilmeden 1 gün önce Oda Tv elektronik posta adreslerini izleme kararı almış!..

Bizden “örgüt” çıkarmaya çalışanlar! İşte sizlere kocaman, gerçek bir terör örgütü. Hadi bunun üzerine de gitsenize!.. Tutuklandığımız ilk gün söyledik; ama kimse oralı olmadı. Bize bu virüsleri ABD üzerinden gönderen o örgütle ilgili ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’dan 2-3 ayda, çetenin kullandığı Jangomail’den 2-3 günde cevap aldım. Jangomail, resmi talep geldiği takdirde ellerindeki bilgiyi verebileceklerini söylüyordu. Mahkeme, yazışma yapma kararını henüz, son duruşmada aldı. O zaman soralım: yaklaşık 2 yıl geçtiği halde bu örgütün peşine düşmeyip bizim özgürlüğümüzün çalınmasına göz yumanların, mahkemelerin “açılmamış dosyanın davası” ile meşgul edilmesine ve adaletin, hukukun katline seyirci kalanların hiç mi suçu, sorumluluğu yok?

Yeni adli yıl Eylül’de başladı. Başbakan Erdoğan, “hukukun üstünlüğünü” sağladıklarını söyledi. Sadece OdaTv davası değil, Ergenekon ve Balyoz davalarını da izledim. İşte yeni hukuk düzeninden çıkardığım sonuçlar:

Savcı, sanık lehindeki delilleri toplamaz.

Şüpheden sanık değil, savcı ve hakimler yararlanır.

Masumiyetini ispat görevi sanığa aittir.

Sanığın masumiyetini ispatlaması, tahliyesi veya beraati için yeterli değildir.

Not: Bu akşam CNN Türk’te Ahmet Hakan’ın 21.30’daki Tarafsız Bölge programında Barış Terkoğlu ve Barış Pehlivan’ı mutlaka izleyin.

Silivri, Hasdal, Hadımköy ve Maltepe’ye kucak dolusu sevgiler…

Müyesser YILDIZ

17 Eylül 2012

Kategori:Uncategorized