İçeriğe geç

Obama’ya, “Erdoğan’ı Kıbrıs İşgâlini Sona Erdirmeye İkna Edecek misiniz?” Diye Sorulurken!..

Obama Başkan seçildikten sonra ilk ziyaretini Türkiye’ye yapmıştı. Son ziyaretini ise “demokrasinin doğduğu yer” deyip, Amerikalılar ile Yunanlıları “vatansever ve kardeş” ilân ettiği Yunanistan’a gerçekleştirdi.

İlk görüşmesi Yunan Cumhurbaşkanı Pavlopoulos’laydı. Yunan Cumhurbaşkanı, “Ulusal sorunumuz, ancak aynı zamanda uluslararası ve Avrupa’nın sorunu” dediği Kıbrıs konusunu gündeme getirerek, “çözüm”le ilgili şu ifadeleri kullandı:

“Avrupa kurumsal hiyerarşisine tamamen saygı gösterilerek bir sonuca varılabilir. Kurumsal hiyerarşi derken de bu, işgâl orduları ve eski garantileri dışlamak anlamına gelmektedir. Bu gerçeklere saygı göstermeyen bir çözüm, her üye devletin varlığı ve egemenliği için olumsuz bir örnek ve risk oluşturacaktır.”

Obama Pavlopoulos’un bu sözleri karşısında sessiz kaldı, Kıbrıs konusuna değinmedi.

Ancak Yunan Başbakanı Çipras’la yaptığı görüşmenin gündeminde de Kıbrıs vardı.

Çipras “çözüm” konusunda benzer şeyler söyleyip, “İşgâl ordusu ayrılmadan ve eskimiş garanti sistemi kaldırılmadan çözüm gerçekleşemez” dedi.

Bu defa konuşan Obama şu değerlendirmeyi yaptı:

“Alexis’in belirttiği gibi, bir süredir adil, kapsamlı ve kalıcı bir uzlaşma umutlarının olduğu Kıbrıs’ı tartıştık. Bu, başarının garantili olduğu anlamına gelmez, ancak on yıllar boyu süren bir çatışmayı çözme olasılığı bulunmaktadır. Ve tarafları çalışmalarına devam etmeye çağırıyoruz. Tüm Kıbrıslıların çıkarları, iki bölgeli, iki toplumlu bir federasyonla ilerletilecektir. Kıbrıs’taki tüm insanlar için yeni ekonomik fırsatlar yaratacak, dayanıklı olan bir çözüme ulaşılabileceğinden umutluyuz. Ve bu, diplomasi ve uzlaşma ile mümkün olan şeylerin, dünyaya güçlü bir örneği olacaktır.”

-Kıbrıs Konusunda Çok Zaman Harcadık-

Obama ve Çipras’ın basın toplantısında bir gazeteci şu çarpıcı soruyu yöneltti:

“Türkiye Cumhurbaşkanını, Kıbrıs işgâlini sona erdirmeye ikna edecek misin, Sayın Başkan?”

Obama önce bunun Kıbrıslı Türkler ve Rumlar arasında bir müzakere olduğunu, Rum ve Yunan liderlerin uzlaşmayı bulmaya kararlı göründüğünü, uluslararası toplumun (Türkiye, Yunanistan, ABD) da bu sözleşmeyi bir şekilde desteklemesini sağlayabileceklerini anlattı, ardından şunları söyledi:

“Çok zaman harcadık. Başkan Yardımcısı Biden aktif olarak bu konuda görev aldı. Yapılan ilerlemeler bizi cesaretlendiriyor. Sanırım önümüzdeki birkaç hafta, aylar içinde bu sorunun çözülmüş olacağı bir pencere var. İki tarafın istediği yüzde 100 sağlanamasa da statükodan geleceğe her iki tarafın da öngördüğü bir geçiş için bazı mekanizmalar olabileceğini, ancak başarılabileceğini düşünüyorum. Ve süreci desteklemek için elimizden gelen herşeyi yapacağız.”

Aynı soruya Yunan Başbakanı Çipras’ın cevabı da özetle şu oldu:

“Bu Yunanistan ile Türkiye arasında ikili bir sorun değildir. 42 yıldır sürmekte olan uluslararası bir sorundur ve bu Kıbrıs’ın kuzeyindeki yasadışı istilalar ve işgâl meselesidir. Her iki tarafın adil ve adil bir çözüm bulmalarını sağlamak ve teşvik etmek için elimizden gelenin en iyisini yaparız. Çaba sarf eden Başkan Anastasiades’in yanındayız ve yalnızca bizimle alakalı olan kısmı Türkiye ile görüşmeye hazırız, bu garantiler konusudur. Çünkü 1959’dan bu yana, 1960’dan beri, bu eski garantiler Yunanistan’ı da ilgilendiriyor. Fakat Yunanistan yasadışı olarak işgâl edilen ülke değil. Dolayısıyla adil ve sürdürülebilir bir çözümün, adada Türk askerleri kalıcı olmaksızın bir çözüm anlamına geldiğine inanıyorum. Bu gerçekleşirse, işler sadece Kıbrıs için değil, genel olarak Yunan-Türk ilişkilerinde daha geniş bir bölge için değişecektir. İnanıyorum ki, evet Cumhurbaşkanı Erdoğan önemli bir rol oynamaktadır, ancak onu ikna etmek benim sorumluluğum değildir.”

-Dün KKTC’nin 33. Kuruluş Yıldönümüydü-

Bunları niye mi aktardım?

Maalesef Obama döneminde ABD’nin Türkiye ile ilgili planlarında çok mesafe alındı. Ve Obama’nın görevden ayrılmadan önce “halletmek” istediği konuların başında Kıbrıs’ın geldiğini de biliyoruz.

“Halletme veya çözüm”den kasıt; Yunan Cumhurbaşkanı ve Başbakanın ifadeleriyle ortada. Bu tezleri, ABD’si de AB’si de açık veya örtülü destekliyor.

Hâl böyleyken;

Birincisi; Dün KKTC’nin 33. kuruluş yıldönümüydü. Şunu fark ettim, Erdoğan Cumhurbaşkanı olduğundan beri KKTC’nin kuruluş yıldönümünde mesaj yayınlanmıyor. Tamam kutlama törenlerine Türkiye’den temsilci gönderiliyor -Dünkü törenlere de Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Fahri Kasırga ve Başbakan Yardımcısı Tuğrul Türkeş katıldı- ama en azından bu sene, gelinen nokta itibarıyla ve Obama’nın Yunanistan ziyaretinde Türkiye “işgâlci” olarak suçlanırken, güçlü bir mesaj yayınlamak gerekmez miydi?

Başbakan Binali Yıldırım dün partisinin grup konuşmasında KKTC’nin kuruluş yıldönümünü kutlamakla yetinmeyip, ayrıca bir mesaj yayınlarken, Erdoğan’ın kamuoyuna yönelik tek bir söz ve mesajının olmaması dikkat çekici değil mi?

İkincisi;

Madem ki; Lozan beğenilmiyor, Türkiye’nin önüne Misak-ı Milli konuyor, ABD ve AB’ye rest çekiliyor, ilk yapılması gereken, gidişatı belli Kıbrıs’ı emperyalist çakallara yem olmaktan kurtarmak için “yeter” deyip, şu “çözüm” sevdasından vazgeçmek gerekmiyor mu?

Müyesser YILDIZ

16 Kasım 2016

Odatv Link: https://odatv4.com/yazar/muyesser-yildiz/verdigi-cevap-bizi-yakindan-ilgilendiriyor-1611161200.html