İçeriğe geç

İntihar Ettiğinde Cebinden 10 Lira Çıkan Öğretmeni Unutmasaydık!..

Sağolsun, KPSS’den 92.79 puan almasına rağmen sözlü mülakatta elenip atanmayan öğretmen adayı Sare Halıcı’nın Twitter’daki isyanı sayesinde, ülkenin yıllardır kanayan bir yarası nihayet yeniden hatırlandı. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “kul hakkından, gençlerin haklarının gasp edilip beslemelere peşkeş çekilmesinden” söz edip “mülakat rezilliğini konuşmak için” Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer’den randevu istedi. O randevu verilmeyince Bakanlığın kapısına dayandı, ama Bakanlığın kapısı kilitlenip içeriye girmesi engellendi.

Böylece fiili uygulamalardan sonra Başkent Ankara’nın ortasında, resmiyette de Devlet’e kilit vurularak, “Yeni Türkiye”nin ne olduğu cümle aleme gösterildi. Ülkemiz, milletimiz, devletimiz adına; atanamayan öğretmenlerin ve hakları gasp edilenlerin yaşadıklarından daha vahim bir tabloydu!..

Suriyelilere Var Öğretmenlere Mi Yok?” Dedi

Peki, Kılıçdaroğlu’nun MEB’in kapısına dayanmasına yol açan sorun, bugünün sorunu mu? Elbette değil. Yıllarca sadece konuşuldu, gidişat el birliğiyle seyredildi ve kronikleşti. Örnek mi? MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin tespitlerini hatırlayalım, yeter.

Daha 2011’de “YGS Sınavında Şifreli Soru Sorulması” tartışmaları sırasında o da “kul hakkı”nın altını çizerek şunları söyledi:

Türkiye, haysiyet ve siyasi itibar açısından iflas noktasına gelen AKP hükümeti döneminde, yeni ve çok tehlikeli bir sorunla daha yüz yüze kalmıştır. Bu kapsamda, 27 Mart tarihinde yapılan ve sayıları bir milyon yedi yüz bine yaklaşan gencimizin katıldığı Yükseköğretime Geçiş Sınavında şifreli soru sorulduğuna dönük iddialar kamuoyuna yansımıştır… Esasen bunun adı ve tanımı bellidir; o da AKP markalı sınav yolsuzluğudur… Eğer bu sınav yolsuzluğu kısa süre içinde tüm boyutlarıyla aydınlatılamazsa, AKP’nin siyasi siciline kopyacı sıfatı da eklenecek ve muhataplarının alınlarından hiçbir zaman çıkmayacaktır.”

Şubat 2014’te; eğitim-öğretim yılının ikinci döneminin başlangıcı vesilesiyle yaptığı açıklamada, eğitim sisteminin çocuk oyuncağına döndürülmesinden dolayı “geleceğimizin teminatı çocuklarımızın siyasi dürtülere, siyasi emellere kurban verildiğini üzülerek gördüklerini” belirtip şöyle konuştu:

Halen atama bekleyen öğretmen çilesi bitmemiş ve bu çerçevedeki yaklaşık 350 bin öğretmenimizin sesi işitilmemiştir… Çaresizlik içinde kıvranan öğretmenlerimizin öğrencilerine ve sınıflarına kavuşmaları geciktikçe psikolojik tramvalar ve intiharlar sıklaşmaktadır. Geçtiğimiz günlerde atanamadığından dolayı hayatına son veren Sakarya Üniversitesi Felsefe Bölümü mezunu Canan Doğan bizi çok üzen en son kayıp olmuştur. Atamayı dört gözle, sabırsızlıkla ve zorluklara katlanarak bekleyen öğretmenlerimizin feryatları duyulmalı, bu sosyal kangren tedavi edilmelidir… Başbakan Erdoğan her tarafa harcayacak para bulmuştur da, sıra öğretmenlere gelince mi bütçe imkânlarını hatırlamıştır? Suriyeli sığınmacılara 2,5 milyar doları yağmur gibi saçarken veren el olmuştur da, konu öğretmenler olunca mı anında araziye uymuştur?… Şu anda atanamayan her mazlumun, ücretli köleliğe maruz kalan her eğitim neferinin vebali Başbakan’ın omuzlarındadır… Eğitim ve öğretim hayatının siyaset ve saltanat aracı yapılması milletimize karşı işlenmiş en adi suçlardan birisi olmaya adaydır… Aydınlık yarınlarımızın hazırlayıcısı, umutlarımızın kaynağı muhterem öğretmenlerimiz Başbakan’ın ipini çekecek, kendilerine reva görülen zorbalıkların, hukuksuzlukların bedelini inşallah ödetecektir.Öğretmenlerimiz bugünleri unutmamalıdır. Günü saati geldiğinde kalem tutan elleriyle Başbakan’ın üzerini çizmeli ve demokratik güçlerini dosta, düşmana göstermelidirler.”

Öğretmenlerin AKP’den Hesap Sormasını İstedi

Eylül 2014’te 8 bine yakın okul müdürünün görevden alınması üzerine ise, “AKP eğitim ve öğretime partizanca baktıkça, yalnızca yandaş sendika mensuplarına ilgi ve yakınlık gösterdikçe okullarımız, ilim ve irfan yuvalarımız kararmıştır… AKP’nin yaptıkları ve icraatları, tam bir şuursuzluk ve düşmanlık örneği olup geleceğimizi ve gelecek nesilleri belirsizliğe itmektedir… Öğretmenlerimiz, öğrencilerimiz ve veliler, milli eğitim üzerinde oynanan oyunların hesabını sormalı, reva görülen zulmü AKP’nin yanına bırakmamalıdır.” dedi.

Şubat 2015’te şunları anlattı:

Bir yanda Manisalı Ayşe ‘elim ekmek tutsun’ arayışıyla aylarca KPSS sınavlarına hazırlanıp, ümitle çalışıp didinirken; diğer yanda hırsızlar soru çalmış, erkenden köşeyi dönmüştür. Öte yandan atanamadığından zorlu hayat şartlarına ve çileye katlanan öğretmenlerimizin çığlığını işiten de olmamıştır. Başbakan’ın vicdanlara sığmayan bu hazin gerçekleri bilmemesi, duymaması, öğrenmemesi mümkün değildir. Aksi takdirde ülke gerçeklerinden tamamen kopmuş olacaktır ki, bunun da vebali taşınamayacak kadar fazladır.”

Yine 2015 seçimleri üzeri düzenlediği her mitingde; şu sözleri verdi:

Her üniversiteyi bitirenin iş bulacak diye bir kuralı yok demekle kalmadılar, iş beğenmiyorlar diyerek evlatlarımızı horladılar, hesap vermediler. Sınavlarda kopya çekilmesini özendirdiler, KPSS skandallarıyla yandaşları korudular, hakkıyla işe girmek isteyenleri yüzüstü bıraktılar. Sonra da dönüp ‘paralel yapmış’ dediler, hesap vermediler. Bunların hepsinin kaydını bir bir tuttum, tutturdum. Unutmam ne mümkün, vazgeçmem imkansız. Hepsinin hesabını bir bir soracağım. Bunların defterini bir bir düreceğim… Öğretmenlerimizin 3600 ek göstergeden istifade etmelerinin önünü açacağız. Ek ders ile eğitim ve öğretim tazminatlarını yükselteceğiz. Kadrosu olmadan çalışan öğretmenlerimizi kadroya almanın yanında, atanamayan öğretmen çilesine son vereceğiz.”

AKP’yle Ortaklıktan Sonra

Ya, 15 Temmuz darbe teşebbüsünün ardından kurulan “Cumhur İttifakı”nın ortağı olarak bu konulardaki tavrı değişti mi?

Hayır değişmedi. Aksine, Kasım 2016’da; OHAL kapsamında çıkarılan KHK’lerle, 2011’de kaldırılan sözleşmeli öğretmenlik uygulamasına tekrar geçilmesini eleştirip şunların yapılmasını istedi:

Bize göre, atanamayan bir tek öğretmen kalmamalıdır. Bu çile artık kökten bitirilmelidir. Üstelik öğretmen sayısındaki azalma da dikkate alındığında atanamayan öğretmen sorunu bütünüyle çözülmelidir. Fakat sözleşmeli öğretmenlerin mülakat sistemiyle alınması, KPSS’den yüksek puan alan çok sayıda öğretmenimizi de mağdur etmiştir. Mülakat esnasında sorulan soruların gayri ciddiliği ve siyasi tercihlerin yoklanması oldukça mahsurludur ve infiale yol açmıştır. Öğretmen alımlarında kayırmacılığın revaçta olması, okul müdürlerinin sözlü sınavla belirlenmesi, torpili olanların öne çıkması milli eğitimi tümden laçkalaştıracaktır. Hükümetin bu konuda gerekli tedbirleri alarak adalet ve hakkaniyete uygun hareketi zorunluluktur. Sözleşmeli öğretmenlik güvencesiz bir sistemdir. Parti olarak; sözleşmeli ve geçici öğretmenlerin daimi kadrolara geçirilmesini, teftiş sisteminin tek çatı altında toplanmasını, rotasyondan kaynaklı sorunların bitirilmesini, özür grubu tayinleriyle ilgili sorunların çözülmesini, ek ders ücretleri ile eğitim ve öğretim tazminatlarının yükseltilmesini, eğitime hazırlık ödeneğinin arttırılmasını, öğretmenlerin 3600 ek göstergeye kavuşmalarını, terfi sisteminin liyakat ve başarı kriterine göre yapılmasını, Milli Eğitim’de yargı kararlarına kesinkes uyulmasını, emekli öğretmenlerin beklenti ve taleplerine kulak verilmesini, öğretmenlik mesleğinin itibar ve saygınlığının artırılarak öğretmenlerimizin ekonomik durumlarının layık oldukları seviyelerde iyileştirilmesini bekliyor, istiyor, bunların gerçekleşmesi için var gücümüzle mücadele edeceğimizi samimiyetle ifade ve ilân ediyorum. Unutmayınız ki, demirin kertiği neyse, yiğidin sözü odur. Ve MHP verdiği sözü her zaman tutmuş, yine tutacaktır. Öğretmenlerimiz, müsterih olsunlar, Milliyetçi-Ülkücü Hareket her zaman, her şart altında yanlarında olacaktır.”

Bahçeli’ye Gitseydi

Diyeceğim; keşke -o bile geç olsa da- 2018’de, en az 45 atanamayan öğretmenimiz intihar ettiğinde harekete geçilseydi!..

Hatırlar mısınız; onlardan birisi 32 yaşındaki Ersin Turhan’dı. Sosyal medya hesabından şu paylaşımı yapmıştı:

Gelip karşıma pis pis sırıtma hayat. Ben sana yenilmedim. Sevdiklerim diz çöktürttü senin önünde bana. O yüzden kalkamıyorum. Ama şimdi sus güneşi çek üzerimden. Gözlerimi alıyor uyuyamıyorum. Ve sustur şu başımda öten kuşları. Sessizlik. Biraz huzura ihtiyacım var. Sonsuz bir uykuya hasretim. Ve asla sevinme ilk rauntta nakavt ettim diye. İkinci raunt Azrail ile hadi gel zaman geldi. Ertelemenin anlamı yok. Yenilenin canı cehenneme.”

Yaşamına son verdiğinde ise cebinden sadece 10 lira çıkmıştı!..

Ve de keşke Kılıçdaroğlu, Milli Eğitim Bakanı yerine Bahçeli’den randevu isteseydi. Hem belki bir sonuç alınır hem de devlet “kilitlenmezdi”!..

Müyesser YILDIZ
31 Aralık 2021