
BM’nin ve dahi Türkiye’nin halen terör örgütü saydığı HTŞ’nin lideri Colani’nin Esad yönetimini devirmesindeki katkılarımız hakkında destanlar yazılıp, “Tarihin doğru tarafında yer aldık” denildi. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, MİT Müsteşarlığından beri tanıdığı Colani’nin “liderlik özelliklerini” anlata anlata bitiremedi.
Colani’ye o kadar yakındık ki, “devrimden” sonra Emevi Camii’ne ilk giden isim MİT Başkanı İbrahim Kalın oldu. Hatta Kalın’ın şoförlüğünü bizzat Colani yaptı. Ardından Dışişleri Bakanı Hakan Fidan Suriye’ye gidip, Colani’yle birlikte Kasyun Dağı’nda Şam manzarasını izleyerek çay içti.
İlerleyen süreçte Colani, Ahmet el Şara oldu ve Suriye Devlet Başkanlığını üstlendi.
Bizim için ilk ve en önemli mesele, Suriye’deki Suriye Demokratik Güçleri (SDG) görünümlü PKK/YPG/PYD’nin bitirilip “teröristanın” ortadan kaldırılmasıydı.
MHP Lideri Bahçeli’nin İmralı açılımı ve teröristbaşının çağrısından sonra beklenen, buradaki teröristlerin silah bırakıp ülkeyi terk etmesiydi.
Ama SDG, arkasına Barzanileri de alıp, “özerklik, ademi merkeziyet” diyerek Suriye yönetimine ortak olmak istedi.
Nihayetinde Ahmet el Şara 10 Mart’ta SDG’nin söz generali teröristbaşı Mazlum Kobani ile masaya oturup 8 maddelik bir anlaşma imzaladı. Arabuluculuk yapan, hatta Kobani’yi helikopterle Şam’a götüren ABD’ydi.
Genel geçer ifadeler içeren anlaşma, öncelikle Türkiye’nin olası operasyonlarını engelleme amaçlı ve oyalamaya yönelik yol haritasından başka bir şey değildi.
Ayrıca Türkiye’nin son Şam Büyükelçisi Ömer Önhon’un da vurguladığı gibi; bu anlaşmayla SDG ve Mazlum Kobani, Suriye’deki tüm Kürtlerin temsilcisi olarak kabul edilip, meşruiyeti tescil edilmişti.
Ancak iktidar medyası bunu da “zafer” olarak sunup, terör örgütünün “teslim olduğunu” öne sürdü.
Bir sıkıntı olmalıydı ki, anlaşmadan üç gün sonra Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler ve MİT Başkanı İbrahim Kalın Şam’a gidip Şara’yla görüştü.
Nitekim görüşmeden sonra evvela MSB kaynakları, “Türkiye olarak, yeni Suriye hükümetinin SDG ile vardığı mutabakat ile ilgili sahada yapılması gerekenlere yönelik beklentilerimiz ve çekincelerimizin muhataplarımıza iletildiğini” açıkladı.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da; anlaşmada “SDG’nin silah bırakacağına veya askeri yapılanmasını tasfiye edeceğine dair herhangi bir açık ifade bulunmadığını” doğrulayıp özetle şunları söyledi:
“Biz bu soruların hepsini Devlet Başkanı Şara ve arkadaşlarıyla masa etrafında konuştuk… Bu endişelerimizi gündeme getirdik… Ben ‘ileriye dönük mayınlar’ derken bunları kastettim… Orada gerekli görüşmelerimizi yaptık, gerekli telkinlerde bulunduk… Yani kardeşlerimiz de olsa sonuçta egemen başka bir devlet, onların belli bir iç işleyişi var, biz onlara ancak en iyi olduğunu düşündüğümüz nasihatlerde bulunabiliriz.”
O anlaşmanın PKK/YPG’yi bitirmediğini, bitirmeyeceğini şuradan da anlıyoruz:
Sözde Rojava özerk yönetimi ile Suriye hükümeti, ortak eğitim mekanizması oluşturmayı kararlaştırdı…
Yine DSG ile Şam arasında “Halep-Afrin” konusunda yapılan bir anlaşmayla; buralardaki güvenlik, yönetim, kültür ve siyasal faaliyetler açısından mevcut statülerin korunması kararı alındı.
Baksanıza, dün Fransa’ya giden Dışişleri Bakanı Fidan’ın, Fransız mevkidaşı Jean-Noel Barrot’a “Suriye’nin kuzeyinde terör örgütü PKK/YPG varlığının sonlandırılması ve DEAŞ’a karşı mücadeleye destek verilmesi yönündeki beklentiyi aktarmasının beklendiği” bildirildi.
Başlı başına bu bile PKK/YPG sorununun hallolmadığını, “denize düşen yılana sarılır” misali, terör örgütünün en büyük destekçilerinin başında gelen Fransa’dan medet umduğumuzu göstermiyor mu?
Deniz Yetki Anlaşması Ne Oldu?
Özellikle Doğu Akdeniz’in güvenliği açısından Suriye ile aramızdaki ikinci önemli konuya geçelim.
Aralık ayının son haftasıydı; Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Türkiye’nin Suriye’deki yeni yönetimle deniz yetki alanı anlaşması imzalayacağını açıklayıp, “Doğu Akdeniz’deki çıkarlarımızın korunması ve Mavi Vatan konusunda günü geldiğinde orada ilgili kurumlarımız vaziyet alacaktır… Oradaki petrol ve hidrokarbon arama noktasında, uluslararası hukuku da dikkate alarak, her türlü yetkiyi iki ülke olarak paylaşmış oluruz ya da genişletmiş oluruz.” dedi.
Tabii Yunanistan ve Kıbrıs Rum kesimi hemen hopladı. Rum Dışişleri Bakanı Konstantinos Kombos, böyle bir anlaşma olmasın diye mücadele ettiklerini belirtirken, AB ve İsrail’den yardım talebinde bulunduklarını söyledi.
Uzmanlarımız ve medyamız, böyle bir anlaşmanın Doğu Akdeniz’deki dengeleri nasıl etkileyeceğini yorumlamaya girişirken Yunanistan Dışişleri Bakanı Yorgos Gerapetritis 9 Şubat’ta Şam’a gidip Ahmet Şara ve Dışişleri Bakanı Şeybani ile görüştü. Gerapetritis görüşmelerde, Suriye’deki kurumların hukuk devleti temelinde şekillenmesi gerektiğini dile getirip uluslararası hukuk ve deniz hukukuna bağlılığın önemine dikkat çekti.
Gerapetritis’ten 10 gün sonra da Rum kesimi Dışişleri Bakanı Konstantinos Kombos Şam’daydı. Ahmet Şara tarafından “Kıbrıs Cumhuriyeti” Dışişleri Bakanı olarak kabul edildi, yani Türkiye’nin tanımadığı Rum kesimini tanıdı.
Bunun üzerine ben bile, “Madem Colani ile bu kadar yakınız; derhal KKTC Dışişleri Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu ile de görüşmesinin sağlanması ve KKTC’yi tanımasının istenmesi gerekmiyor mu?!” diye tepki gösterdim, ama Ankara, “aziz kardeş” Şara’ya tek kelam etmedi.
Sonra ne oldu?
AB üyesi ülkelerin Dışişleri Bakanlarını bir araya getiren Dış İlişkiler Konseyi, Suriye’ye yönelik bazı yaptırımları kaldırma kararı alırken, Atina ve Rum kesiminin talebiyle metne şunları ekledi:
“İstikrarı bozan yabancı aktörlerin ülkeye müdahalelerine son verilmesi… Suriye’nin üçüncü ülkelerle imzalayacağı deniz yetki alanı sözleşmelerinde BM Deniz Hukuku Sözleşmesi ve uluslararası hukuk çerçevesinde AB üyelerinin egemenlik haklarına saygı gösterilmesi…”
İsrail’i Sadece Kınıyor
Suriye-İsrail ilişkilerini de kısaca hatırlatalım.
Trump’ın “olağanüstü iş” yapmasını beklediği Ankara Büyükelçisi adayı Tom Barrack, Senato’daki onay oturumunda, Esad’ın devrilmesiyle hem ABD hem Türkiye hem de İsrail için yeni bir alan açıldığını, İran’a yakın bir ismin devreden çıkmasının bu üç ülke için de “iyi bir gelişme” olduğunu söyledi.
Evet; İsrail neredeyse Şam’a kadar geldi. Türkiye’yi her gün tehdit ediyor. Ama Şara yönetimi İsrail’i kınamaktan öte gitmiyor, Türkiye’ye yönelik saldırganlıklarına ise tek satır cevap vermiyor.
“Emevi Camii’nde Namaz Kılacak” Denirken
Kısaca Erdoğan-Şara ilişkisini de masaya yatıralım.
Medya, “devrim”den kısa bir süre sonra Erdoğan’ın 15 gün içinde Suriye’ye gidip HTŞ lideri Colani ile görüşeceğini öne sürdü. Bunun için Devlet Hava Meydanları ve Türk Hava Yolları’ndan (THY) bir ekibin, Şam’a giderek incelemelerde bulunduğu, Halep Uluslararası Havaalanı’nda da kontroller yaptığı anlatıldı.
Medyadan öte; bizzat Şam Büyükelçiliği Geçici Maslahatgüzarı Burhan Köroğlu, Erdoğan’ın Şam’ı ziyaret etmeyi planladığını, Hakan Fidan’dan sonra Erdoğan’ın da Şam’a gelmeyi düşündüğünü ve bu ziyaretin Suriye ile ilişkilerde önemli bir aşama olacağını açıkladı.
Bir süre sonra Şara’nın Erdoğan’a “teşekkür” için ilk ziyaretini Türkiye’ye yapacağı bildirildi. Ama Şara ilk Suudi Arabistan’a gitti, ondan sonra Türkiye’ye geldi; Erdoğan da ona “aziz kardeşim” diye hitap etti.
Şara’nın bu ziyaretinin ardından bir kez daha Erdoğan’ın ne zaman Şam’a gideceği konuşulmaya başlandı ve “Ramazan öncesi” denildi; ayrıca Emevi Camii’nde namaz kılacağı iddia edildi.
O da olmadı.
Bu Oldu
Tüm bunları anlatmamızın sebebi; Erdoğan’ın bayramlaşma trafiği, iktidar medyasının diliyle “bayram diplomasisi”.
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın yaptığı açıklamalara göre; Erdoğan bayramın arifesinde ve birinci gününde sırasıyla şu liderlerle görüşüp bayramlaştı:
Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamad Al Sani – Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas – Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah Es-Sisi – İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan – Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev – Ürdün Kralı 2. Abdullah – Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Devlet Başkanı Muhammed Bin Zayed Al Nahyan – KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar – Senegal Cumhurbaşkanı Bassirou Diomaye Diakhar Faye – Türkmenistan Millî Lideri ve Halk Maslahatı Başkanı Gurbangulu Berdimuhammedov – Cezayir Cumhurbaşkanı Abdülmecid Tebbun – Endonezya Cumhurbaşkanı Prabowo Subianto – Özbekistan Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev – Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev – Umman Sultanı Heysem bin Tarık bin Teymur El Said – Malezya Başbakanı Enver İbrahim – Pakistan Başbakanı Şerif Şahbaz – Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sadır Caparov.
Bu arada Fransa Cumhurbaşkanı Macron da Erdoğan’ı arayıp Ramazan Bayramı’nı kutladı.
Ama, görüldüğü üzere, ne Erdoğan Suriye Devlet Başkanı Şara’yı ne de Şara Erdoğan’ı aradı.
Acaba neden?
Yoksa “aziz kardeş” Şara da mı kandırdı veya araya kara kediler mi girdi?!
Müyesser YILDIZ
3 Nisan 2025
12punto link: https://12punto.com.tr/yazarlar/muyesser-yildiz/erdogan-kiminle-bayramlasmadi-80335