İçeriğe geç

YSK’ya “CHP’nin Genel Başkanı Kim” Diye Soruldu… İşte Cevap…

Yetkisiz yargı eliyle başlatılan imha hareketiyle, Atatürk’ün partisi, Cumhuriyet’in kurucusu CHP ve beraberinde Türkiye nereye sürükleniyor?

Gidişatı anlayabilmek için Erdoğan’ın 1990’lardaki şu iki sözünü hiç ama hiç aklımızdan çıkarmamamız gerekiyor:

1994’te, “Bu düzenin koruyucusu olamayız, mümkün değil.” derken, “Bu hukuku hazırlayanlar, bu düzenin kaldırılmasının maşası olacaklar.” iddiasında bulundu

1996’da da; “demokrasinin bir tramvay olduğunu, gittikleri yere kadar gidip orada ineceklerini” söyledi.

Yine Ölü Taklidi

Güncele gelirsek; şu anda CHP’nin biri seçilmiş, diğeri atanmış iki genel başkanı var. Seçilmiş genel başkanın mazbatasını bu işlerin yetkilisi ve sorumlusu Yüksek Seçim Kurulu, diğerinin atanma belgesini yetkisiz bir mahkeme verdi. Ancak YSK, yetkisinin gaspı karşısında ölü taklidi yapmayı tercih etti.

Bir yakınım, geçenlerde Bilgi Edinme Hakkı Kanunu kapsamında YSK’ya, “Mutlak butlan kararını işlem yapmadan iade ettiğinize göre, CHP’nin genel başkanı kimdir?” diye gayet net ve teknik bir soru sordu.

YSK’nın cevabı ne mi oldu? Şu:

2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun 10’uncu maddesi uyarınca, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca her siyasi parti için bir sicil dosyası tutulmaktadır. Yüksek Seçim Kurulu’nun görev ve yetkileri 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunun 14’üncü maddesinde ve 7062 sayılı Yüksek Seçim Kurulunun Teşkilât ve Görevleri Hakkında Kanunun 6’ncı maddesinde düzenlenmiş olup Yüksek Seçim Kurulu’nun görev ve yetkileri arasında görüş verilmesine ilişkin bir hüküm bulunmamaktadır. Ayrıca 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu’nun 27’nci maddesine göre mütalaa talepleri, bilgi edinme hakkı kapsamı dışında kabul edilmektedir.”

Yargının geldiği hâle bakın ki; “Genel Başkan kim?” gibi net bir tespit sorusunu, “görüş” veya “mütalaa” sayıp cevap vermiyor, veremiyor?

Bay Butlan Damattan da Helallik İster mi?

Geçen hafta CHP’yi ilgilendiren önemli bir gelişme oldu.

Malûm, Ekrem İmamoğlu’nun İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçildiği 2019 yerel seçimleri öncesinde CHP, “128 milyar dolar nerede” kampanyası başlatıp dönemin Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ı hedef aldı. Albayrak, CHP aleyhine manevi tazminat davası açtı, 40 bin lira ödenmesine karar verildi. CHP de “hak ihlali” iddiasıyla bunu Anayasa Mahkemesi’ne taşıdı, ancak reddedildi.

İşte AYM’nin bu kararı üzerine Albayrak’ın avukatı, CHP-FETÖ organizasyonuyla gerçekleşen kampanyayı, “yakın siyasi tarihimizin en büyük iftirası” olarak nitelendirirken, “CHP’nin iftiralarını kurumsallaştırdığı tasdiklenmiştir.” dedi.

AKP Sözcüsü Ömer Çelik, “128 milyar dolar yalanının, milletimize söylenmiş büyük bir siyasi yalan olarak tescillendiğini” vurguladı.

İktidar medyası yazarları; karalama kampanyasının, “kifayetsiz muhterisler, idraksiz fırıldaklar, dedikoducu cavalacozların sinsi işbirliğiyle” ve “FETÖ patentli gerçekleştiğini” belirterek, “müfterileri” lanetledi.

Kimi siyasiler, aydınlar ve gazeteciler de Berat Albayrak’tan özür dilenmesini istedi.

Ancak kampanyanın baş yürütücüsü, dönemin Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu olduğu halde Sabah’taki bir haber dışında niyeyse adını anıp ona tek kelam eden olmadı.

“Niye”sini gayet iyi biliyoruz tabii; ülkenin içi ve dışı yangın yeriyken, atanmayı kabulüyle hem CHP’nin hem gündemin tozunu attırmayı başardı.

İktidar medyasına bakarsanız ise “uzak kaldığı son 2.5 yılda CHP’nin tarihsel kodlarıyla örtüşen daha ‘milli’ bir noktaya gelmiş”!..

O zaman, “yakın siyasi tarihimizin en büyük iftirası” için Berat Albayrak’tan özür dilemesine veya helallik istemesine de gerek kalmadı demektir.

Bu Millet Bay Kemal’e Devleti Teslim Eder mi?”

Biraz da Erdoğan ve Bahçeli ile medyalarının 3-5 yıl önce Bay Kemal ve CHP hakkında neler söylediğini hatırlayalım.

Hani göreve gelirse, “Kandil’i yerle yeksan edeceğini” açıklamıştı ya, Erdoğan, “Bay Kemal, sana bu millet bu devleti teslim eder mi?” karşılığını verdi… Yine onun belediyelerine ve yönetimine, “Bunların hayalindeki Türkiye baskının, diktanın, faşizmin kol gezdiği, farklılıklara tahammül edilmediği… ekonomisi IMF komiserleriyle yönetilen… bölücü terörle mücadele yerine, teröriste komşu olmayı tercih eden… itibarsız, pespaye bir ülkedir.” suçlamalarını yöneltti“Gezi olaylarında Bay Kemal Taksim’de değil miydi? Taksim’deydi. Ne işin vardı senin orada? Çünkü o da Gezici.” dedi.

MHP Lideri Devlet Bahçeli de Bay Kemal’in “Kanal İstanbul”la ilgili büyükelçilere mektup göndermesine; “5 Kasım skandalı… Jurnalcilik… Zillet mektubu… Casusluk… Emperyalizmin Türkiye’deki sürgit kuluçkası.” gibi ifadelerle tepki gösterip şunları kaydetti:

CHP’ye gönül veren kardeşlerim ya Kılıçdaroğlu ve dar kadrosundan derhal kurtulacak ya da partilerinin siyaset çöplüğüne gitmesini hüzünle izleyeceklerdir. Kılıçdaroğlu bir çuval inciri berbat etmiştir. Artık suyu ısınmış, miadı dolmuştur… Bugünkü CHP yönetimine gelecek emanet edilebilir mi? Bu elitiz ve mandacı kadroya en küçük güven duymak mümkün müdür?”

Liderler böyle konuşur da medya durur mu? Kimi CHP ve Kılıçdaroğlu’nun “meşruiyetini” sorgulayıp kapatılması veya seçime girmesinin engellenmesi ihtimalinden söz etti… Kimi, “mevcut rejimin isterse CHP’yi kapatabilecek güce sahip olduğunu” vurguladı… Kimileri ise Kılıçdaroğlu’nun önüne gelenle “helalleşmesinden” hareketle, “CHP adına gerçekten helalleşmekte samimi misiniz?… Sizin yapacağınız tek şey; CHP’yi kapatmak” önerisinde bulundu.

Haydi, gözünüz aydın; 4 yıl rötarla olsa da işte CHP’yi fiilen kapanma noktasına getirdi!..

Demokrasi Tramvayı”nın Son Yolcusu

Ama aksine, artık pek seviyorlar, yapacağı “atakları” herkesten önce duyurmakla kalmıyor, yol gösteriyorlar.

Niye mi? Çünkü PKK açılımı ve Erdoğan’ın bir kez daha seçilmesi projeleri kapsamında epey misyonu olacak gibi.

PKK açılımından başlayalım.

İlk süreçte; “PKK’ya af” önerisinde bulunduğunda, Erdoğan’ı şöyle öfkelendirdi:

Bu şehitlerimizin anneleri, babaları, kardeşlerinin feryadını kulak ardı edebilir misin? Bir defa bu tür bir genel affa ilk defa ben karşı çıkarım. Böyle bir hakkı ben kendimde göremiyorum. Nasıl sen böyle bir şeyi söylersin, bu yetkiyi kim verdi?.. Düşünce, fikir suçu, bunu konuşmak başka, ama bunun içine katilleri, teröristleri paketlemeye kalkarsanız başka bir şey… Sayın Kılıçdaroğlu’nun bir huyu var. Doğuda başka batıda başka, Tunceli’de başka İstanbul’da başka konuşuyor. Bizim böyle bir tıynetimiz yok. Van’da neyse Ankara’da da o…”

Atandığı koltuğa oturmak üzere CHP Genel Merkezi’ne gittiğinde ilk sözlerinden biri ne oldu? “Türkiye’nin kardeşlik projesini koltuklarımızı korumanın pazarlığını yapmak için değil, ülkemize ve halkımıza olan borcumuzu yerine getirmek için destekliyoruz.” dedi!..

PKK açılımı konusunda açık çek verdiğine göre, Erdoğan’ın bir kez daha seçilmesi meselesine bakalım. Önceki seçimde Erdoğan’ın üçüncü kez adaylığı gündeme geldiğinde, neden sessiz kaldığı sorusuna verdiği cevabı hatırlasak yeter. Aynen şunları söylemedi mi?

Diyelim ki ses çıkardık, nereye gidecek? Yüksek Seçim Kurulu’na. O üyeleri atayan kim? Erdoğan. Verdiği karara kim itiraz edecek? İtiraz edeceğin hiçbir yer yok. Anayasa Mahkemesi bile bakmıyor bu karara. Hatırlarsanız; İstanbul seçimlerinde aynı zarfın içerisine 4 tane oy pusulası koyuyorsunuz, efendim 3’ü doğru, 1’i yanlış… Talimat geldi de onun için yaptılar. Dolayısıyla bizim Erdoğan’ın aday olup olmamasına kilitlenmek gibi bir düşüncemiz yok.”

İtiraz mercilerinin durumunda bir değişiklik olmadığı gibi, bizatihi kendileri hukuksuz bir biçimde koltuğa oturmayı hazmettiğine göre; bu iş de tamamdır!..

Cehennemin Kapıları Aralanırken

Yeni Bay Kemal, kendisinin seçip, belediye başkanı yaptığı Ekrem İmamoğlu’nu partiden atmak, hatta Silivri’de çürütmek istiyor ya; 3 yıl önce İmamoğlu’na yönelik davalar ve görevden alınması konusunda ne demişti, biliyor musunuz? Şunları:

İnşallah böyle bir süreç yaşanmaz. Yaşanırsa cehennemin kapılarını aralamış olurlar. Ne yapacağımızı şimdi açıklayamam, ama bu ifadenin ne anlama geldiğini herhalde üç aşağı beş yukarı tahmin edersiniz. Halkın oyuyla gelenin, talimat alan mahkemelerin kararlarıyla görevine son verilemez.”

Erdoğan’a “meşruiyet” veren Trump’ın sömürge valisi, “Güçlü ulus devletler İsrail için bir tehdittir” demiş, bölge ülkeleri için “müşfik monarşi” veya monarşik cumhuriyetler önermişken, CHP’de neden bunlar yaşanıyor/yaşatılıyor, ortada.

Cehennemin kapıları” ardına kadar açılıyor. Önce CHP, sonra Cumhuriyet’in halli!..

Veyl olsun cehenneme odun taşıyanlara!..

Müyesser YILDIZ
19 Haziran 2026

12punto link: https://12punto.com.tr/yazarlar/muyesser-yildiz/yskya-chpnin-genel-baskani-kim-diye-soruldu-iste-cevap-142004

Kategori:Uncategorized