İçeriğe geç

Hangi Ara Din Devleti Olduk?!

Bildiğimiz kadarıyla Anayasa hâlâ yürürlükte. Yani “değiştirilemez, değiştirilmesi teklif edilemez” maddesine göre, Türkiye Cumhuriyeti; “demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir”.

Ancak önce siyasette, ardından eğitim ve adalet başta olmak üzere devletin birçok hizmetinde dini esaslar ön plana çıkarılmaya başlandı.

Sıranın “İslâmi ekonomiye” geldiğini; Erdoğan’ın, “Nas ortada. Nas orada olduğuna göre sana bana ne oluyor? Olaya buradan bakacağız ve adımımızı ona göre atacağız… Neymiş efendim, faizleri düşürüyormuşuz. Benden başka bir şey beklemeyin. Bir Müslüman olarak ‘nas’lar neyi gerektiriyorsa onu yapmaya devam edeceğim. Hüküm bu.” açıklamalarıyla anladık.

Oysa AKP Genel Başkanı değil, Devletin başı sıfatıyla, daha Kasım 2019’da 6. Din Şurası’nda; “İslâm dininin hayatın tüm alanlarını kuşatan, kucaklayan, kurallar ve yasaklar manzumesi olduğunu, ticaretten beşeri münasebetlere, eğitim öğretimden evliliğe, temizlikten kılık kıyafete, yaşantının her safhasını düzenleyen bir dine inandıklarını” vurgulayıp özetle şunları söylememiş miydi?

Müslüman olarak günün 24 saati, yılın 365 günü, ömrümüzün sonuna kadar Müslümanca yaşamakla emrolunduk… Zaman ve şartlar değişse de İslam’ın nasları değişmeyecektir. Nerede ve hangi zamanda yaşarsak yaşayalım; kelime-i şehadet, namaz, oruç hac, zekat bizler için farzdır ve öyle kalacaktır. Faiz, yalan, zulüm, kibir, iftira, tecessüs, zan, hırsızlık, masumu öldürmek ise yasak olmaya devam edecektir… İslâm bize göre değil, biz İslâm’a göre hareket edeceğiz. Nefsimize ağır gelse de hayatımızın merkezine dönemin koşullarını değil, dinimizin hükümlerini yerleştireceğiz.”

Hemen burada Erdoğan’ın 1992’de henüz RP İstanbul İl Başkanı’yken, “2000’li yıllar dünyada dine dayalı sistemlerin iktidar olduğu yıllar olacaktır. Bunu Hıristiyan ülkeler söylüyor. Biz bu ülkede ‘Elhamdülillah Müslümanız’ demekten başka bir şey diyebiliyor muyuz? Ne demeye başlamalıyız. ‘Müslümanca yaşamak istiyoruz’ dememiz gerekir. Buna muhtacız.” dediğini; sözkonusu açıklaması sebebiyle 2002’de ifadesi alındığında ise şu savunmayı yaptığını hatırlatalım:

Ben burada dinimizi birey planında, şahsımızda yaşayabilmeliyiz demek istedim. Yoksa dine dayalı bir sistemden bahsetmedim. Biz AKP olarak da dini eksenli bir parti olmayacağımızı baştan belirttik. Kurulurken bunu ifade ettik. Zaten çağımızda ideolojik partiler bitmiştir. Bu itibarla dini esaslara dayalı bir devleti istememiz, müdafaa etmemiz de mümkün değildir.”

Devlet Bankasının İslâmi Finans İcazet Belgesi Vermesi

Şuraya geleceğiz: 20/21 Aralık’ta dövize müdahale amacıyla getirilen “kur korumalı TL vadeli mevduat” sisteminin de aslında “örtülü faiz” olduğu görüldü. Ancak “Erdoğan’ın fetvacısı” diye bilinen bir isim, “Faiz değil, devletin ödemesi hibedir.” dedi.

Şahsi görüşü” denip geçilebilir; ancak devletin bir kurumu, Ziraat Katılım Bankası, aynı konuda ilahiyatçılardan icazet alıp bunu yayımlıyorsa önemlidir. Belgeyi görmüşsünüzdür; besmele ile başlıyor, vatandaşların TL hesabına geçmelerinde dinen hiçbir sakınca bulunmadığını bildiriyor ve “Elbette en doğrusunu Allah Teâlâ bilir.” diye bitiyor.

Bunun ardından bir başka gelişme oldu; faiz konusunda daha önce “Caiz görülmemektedir” diyen Din İşleri Yüksek Kurulu, sözkonusu uygulama için “Devletin kendiliğinden belli oranlarda yaptığı mali katkı alınabilir” ifadesini kullandı.

Önce İslâmi Sigortaya Geçildi

Ziraat Katılım Bankası’nın “icazet”ine dönersek; altında Ziraat Katılım’da “Danışma Komitesi Üyesi” olan üç ismin imzası var. 45-50’li yaşlardaki bu kişilerin üçü de Marmara Üniversitesi İlahiyat’tan.

Bunlardan birisi özellikle önemli, çünkü aynı zamanda Türkiye Sigorta’nın Danışma Kurulu Üyesi. “Türkiye Sigorta ne?” diye sorarsanız; geçen yıl Eylül’de bu atamaya ilişkin bir haberde şöyle denildi:

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından lansmanı yapılan ve tüm kamu sigorta ve emeklilik şirketlerinin birleşerek kurduğu Türkiye Sigorta’nın danışma kurulu da belli oldu… Türkiye Sigorta tarafından sunulacak İslami sigorta ürünlerinin icazeti bu iki isimden oluşan kurul tarafından verilecek.”

Söz edilen “lansman” şuydu: Erdoğan, 7 Eylül’de “yeni bir vizyon, stratejik hamle” sözleriyle tek çatı altında birleştirilen kamu sermayeli sigorta şirketlerinin “bundan sonra yollarına Türkiye Sigorta ve Türkiye Hayat Emeklilik çatısı altında devam edeceğini” müjdelemiş, iktidar medyası da bunu “Türkiye’nin yeni markası” diye nitelendirmişti!..

AAOIFI Ne?

Ziraat Katılım’da “Danışma Komitesi Başkanı”, Türkiye Sigorta’da “Danışma Kurulu üyesi” olan ismin en dikkat çekici özelliği; geçmişte çeşitli İslâmi finans kuruluşlarında çalışması ve AAOIFI denilen bir kuruluşa bağlı Fıkıh Kurulu’nun yayımladığı “el-Meâyîrü’ş-Şer’iyye” adlı eseri “Faizsiz Bankacılık Standartları” adıyla Türkçe’ye çevirmesi.

Açılımı “Accounting and Auditing Organization for Islamic Financial Institutions” olan AAOFI’nın Türkçesi; İslami Finansal Kuruluşlar Muhabese ve Denetim Organizasyonu.

1990’da kurulmuş. Bahreyn merkezli, Bahreyn ve Katar Merkez Bankaları ile İslami Kalkınma Bankası başta olmak üzere 45’den fazla üyesi var. Adı üzerinde, tümüyle ekonomide “şeriatı” esas alıp, buna göre “icazetler” veriyor.

İşte ülkemizden de Al Baraka Türk Katılım Bankası, Kuveyt Türk ve Türkiye Finans Katılım Bankası’nın yanı sıra Ziraat Katılım Bankası buraya üye.

İlave olarak şu önemli bilgiyi de aktaralım. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu da AAOIFI denen bu kuruluşta Düzenleyici Üye olarak bulunuyor. AAOIFI internet sitesine göre düzenleyici üyeler, “İslami finans kuruluşlarını denetleyen düzenleyici ve denetleyici kurumları” içeriyor; ayrıca bu üyeler AAOIFI Genel Kurulu toplantılarına katılma ve oy kullanma hakkına sahip.

Fetvacı”nın Son Fetvası

AAOIFI Fıkıh Kurulu’nun el-Meâyîrü’ş-Şer’iyye” adlı eserinin “Faizsiz Bankacılık Standartları” adıyla Türkçe’ye çevrilmesine niye mi dikkat çektik?

Erdoğan’ın fetvacısı” denilen isim dün de “Katılım Bankaları Kanunu” hakkında bir yazı kaleme alıp, “Cumhurbaşkanlığı Finans Ofisi ve BDDK tarafından Katılım Bankaları Kanunu, daha doğrusu ‘faizsiz finans kanunu’ üzerinde çalışma yapıldığını öğrenince sevindim. Yıllar geçtikçe toplumda kabul ve iş gören Katılım Bankalarının ne yazık ki, bir kanunları yok… Böyle bir kanun üzerinde, içinde bulunduğum heyetler de birçok çalışma yapmıştı.” deyip İslâm Hukukundan çeşitli örnekler verdikten sonra şu ifadeleri kullandı:

Hâsılı ‘Şeriatta çare tükenmez’. İş nerede tıkanırsa onu aşmanın çaresi fıkıhta vardır, bulunur. Bir an önce çalışmanın bitirilip Meclis’e sunulması ve kanunlaşması hasretli beklentimizdir.”

Adım Adım Nereye?

Erdoğan’ın, “Bizim silahımız nas” sözü, Ziraat Katılım’ın ilahiyatçılardan “icazet” alması, AAOIFI’nın ortağı Katar Merkez Bankası ile swap anlaşması ve belki de yine AAOIFI’nın belirlediği esaslar doğrultusunda faizsiz bankacılık hazırlıkları… “Gidişatın nereye olduğuna” değil, bunun temellerine bakalım.

Erdoğan başta olmak üzere AKP üst yönetiminin zihni şekillenmesinde rol oynayan merhum Prof. Dr. Sabahattin Zaim, kurucusu olduğu Türkiye Gönüllü Teşekküller Vakfı (TGTV)’nin 1994’te düzenlediği “21. Yüzyılda Türkiye’nin Hedefleri” konulu toplantıda, “Türkiye ve İslâm Ülkeleri Arasında Ekonomik İşbirliği” başlıklı toplantıda, “İslâm Ortak Pazarı” kurulması hedefini gösterirken, “Önce zihniyetin değişmesi gerekmektedir. Mesela Türkiye’nin İslâm dünyası içinde yer almayı arzu etmesi lazımdır. Bütün potansiyel hazırdır. Gerek Orta Doğu, gerek Türk-İslam dünyası ile ekonomik işbirliğini, ancak bu davaya inanmış insanlar yapabilir.” demişti.

Sonraki süreçte, bu hedeflerin ne kadar “milli ve yerli” olduğu epeyce tartışılmıştı. Çünkü AKP’nin kuruluşundan evvel üst yönetimle içli-dışlı olan CIA’nın Türkiye ve Orta Doğu sorumlusu Graham Fuller’in “Yeni Türkiye Cumhuriyeti”; Pentagon’un danışmanı, lakabı “Gölge CIA” olan düşünce kuruluşu Stratfor’un kurucusu George Friedman’ın “Gelecek 100 Yıl” adlı çalışmaları ortadaydı.

Buna, yakın zamana kadar Erdoğan’ın Başdanışmanlığını yapan SADAT’çı Adnan Tanrıverdi’nin 2019’da düzenlediği “İslâm Birliği Kongresi” ve bu kongrenin ardından hazırlanan “İslâm Ülkeleri Konfederasyonu Anayasası”nı ekleyelim.

Tesadüf bu ya; Biden’la görüşmeden sonra “şerefsiz/katil/darbeci” denilen kimi İslâm ülkeleriyle aniden kucaklaşma, göz göre göre gelen ekonomik krizden sonra “Nas silahı”nı çekme…

2023 “menzilinin” ne olduğunu enikonu netleşiyor, ancak şu iki soru da orta yerde duruyor:

“Haram”la savaş bu kadar önemliyse, bu kadar yolsuzluk kimin eseri?.. Hangi ara din devleti olduk?!.

Müyesser YILDIZ
3 Aralık 2022

Kategori:Uncategorized