
Trump’ın, her fırsatta Rahip Brunson’u kurtarmasını anlatmasından, Erdoğan’ı neden bu kadar sevdiğini biliyoruz. Çok değil 20 gün önce de, “Türkiye’yi Yemen’e karşılık vermeye davet edecek misiniz?” sorusuna, “O harika biri. Benim çok yakın bir dostum, bunu yapabilirim. Türkiye Cumhurbaşkanı’na büyük saygım var. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, benim isteğimi yerine getireceğini düşünüyorum.” karşılığını verdiği halde bizim “yerli ve milli kuvvetlerden” ses çıkmadı.
Trump ve adamlarının ülkemizde sevdiği iki isim daha var; Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile MİT Başkanı İbrahim Kalın.
Örneğin, Trump’ın Orta Doğu Özel Temsilcisi yani İsrail hamisi olan Steve Witkoff, Fidan ve Kalın’ın uzmanlıklarına güvendiğini belirtirken şöyle konuştu:
“Azerbaycan veya Ermenistan’da bir sorunla karşılaşabilirim veya Ukrayna’yla ilgili bir sorun olabilir. Türkiye’de bahsettiğim beyler bu konularda uzman ve Trump yönetimi beni cesaretlendiriyor, bu şekilde işler. Örneğin, Tom’u (Barrack) arayıp, ‘İbrahim bu konuda ne düşünüyor?’ diye soruyorum.”
Sömürge valisi Tom Barrack da PKK açılımını överken şunları kaydetti:
“Yürütülen barış sürecine baktığınızda çok iyi profesyoneller var. Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde Hakan Fidan ve İbrahim Kalın, Öcalan ve diğer Kürtlerle ilişki kurma konusunda harika bir iş çıkardılar. Ve bence bu yol daha uzun. Bu, Kürtlerin yaşadığı dört büyük ülke arasındaki yanlış anlamaların tüm parçalarını kapsıyor. Herkesi bir araya getirme ve Kürtlerin kendi yaşamlarını kendilerinin belirlemesine imkân tanıma fırsatı. Bu yüzden Kürtler için umutluyum.”
Mekke Anlaşması: Zarf ve Mazruf
Konumuz; Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Anlaşması ve buradan hareketle dış politikadaki manzaramız. Hani içerik ve görünümün önemini ifade için “zarf-mazruf” vurgusu yapılır ya, biz de daha çok “zarfa” odaklanacağız.
Bu hafta TBMM Genel Kurulu’nda görüşülmesi beklenen Mekke anlaşması 7 Ağustos’ta Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Salman ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif tarafından imzalandı. Dışişleri Bakanı Fidan, Savunma Bakanı Yaşar Güler ve MİT Başkanı İbrahim Kalın da oradaydı.
Ne TBMM ne de Türk Milleti, 27 Ekim’de TBMM Dışişleri Komisyonu’nda görüşülene kadar bu anlaşmanın içeriğinden haberdar olabildi; ama anlaşma kapsamında kurulan Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi’nin ilk toplantısı 31 Ağustos’ta İstanbul’da yapıldı. Üç ülkenin Dışişleri ve Savunma bakanları ile Genelkurmay Başkanlarının katıldığı toplantıda, “ittifakın yol haritası ve askeri konularda iş birliğinin somut adımları” değerlendirildi.
Yemen’deki Husilerin saldırılarının arttığı iddiasıyla Suudi Arabistan’ın yaptığı “acil” çağrı üzerine de 25 Eylül’de Genelkurmay Başkanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu Riyad’a gidip Suudi ve Pakistanlı mevkidaşlarıyla bir araya geldi. Ancak toplantının içeriği açıklanmadı.
5 Ekim’de Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi bu defa Riyad’da toplandı. Türkiye’yi Dışişleri Bakanı Fidan, Savunma Bakanı Güler ve Genelkurmay Başkanı Bayraktaroğlu’nun temsil ettiği bu toplantıda ise, “Mutabık kalınan askeri kuvvetler ile yeteneklerin uzlaşılan düzenlemeler çerçevesinde Suudi Arabistan’a sağlanması ve bunların hızla konuşlandırılmasına yönelik tedbirler alınması” kararlaştırıldı.
Tahran’a Kalın’ın Gitmesi
Bu süreçte en dikkat çeken 26 Ekim’deki Tahran toplantısı oldu. Mekke anlaşmasının TBMM Dışişleri Komisyonu’nda görüşülmesinden bir gün önce, İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Muhsin Rızai’nin ev sahipliğinde gerçekleşen ve İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan ile Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin de katıldığı bu toplantıda; Suudi Arabistan’ı Savunma Bakanı Halid bin Salman, Pakistan’ı Genelkurmay Başkanı Asım Münir, Türkiye’yi ise MİT Başkanı İbrahim Kalın temsil etti.
Söz konusu toplantıya ilişkin; “ABD ile İran arasındaki müzakereler de gündeme geldi… MİT Başkanı Kalın’ın üst düzey temasları, Türkiye’nin krizlerde üstlendiği etkin arabuluculuk rolünün önemli bir örneği oldu… Tahran’ı ikna hamlesi… Arabuluculuk ihtimali” gibi yorumlar bir yana; Tahran’a neden Dışişleri veya Savunma Bakanının değil de MİT Başkanının gittiği sorgulandı.
Cumhuriyet’ten Mehmet Ali Güller, “Türkiye’yi neden komite üyeleri değil, MİT başkanı temsil etti? Ankara toplantıya ‘Mekke ittifakı’ görüntüsü vermemek için böyle bir görevlendirme seçmiş olabilir mi?” sorusunu yöneltti.
Yeniçağ’dan Arslan Bulut ise, Tahran’a Savunma Bakanı Yaşar Güler’in gitmemesini eleştirdikten sonra bu anlaşmanın onaylanmasıyla Türkiye’nin, Husilere karşı sadece Suudi Arabistan’ı değil, İsrail’i de korumuş olacağını vurgulayıp, “Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler eski bir Genelkurmay Başkanı olarak bu tarihi sorumluluğu hangi gerekçeyle üstleniyor, bunu kamuoyuna açıklamalıdır.” dedi.
Savunma Bakanı Güler’le ilgili olarak şunu belirtelim; Mekke anlaşması konusunda konuşmadı değil, konuştu. Örneğin 23 Ekim’de, “Türk askeri Husilerle çatışmayacak.” dedi. 27 Ekim’de yani anlaşmanın TBMM Dışişleri Komisyonu’nda görüşüldüğü gün de; anlaşmanın “taraflar arasında güvenlik iş birliğinin geliştirilmesini ve daha kurumsal bir yapıya kavuşturulmasını amaçladığını” söyledi.
İki Bakan 26-27 Ekim’de Neredeydi?
Peki Tahran’a MİT Başkanı Kalın’ın gittiği gün bu iki bakanımız neredeydi? Hem Fidan hem Güler Ankara’daydı ve her ikisi de KKTC Başbakanı Ünal Üstel’le bir araya geldi.
Ya anlaşmanın TBMM Dışişleri Komisyonu’nda görüşüldüğü ertesi gün?
Güler, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu’yla birlikte 2’nci Amfibi Deniz Piyade Tugay Komutanlığı Sancak Verme Töreni’ne katılmak üzere İskenderun’a giderken, Fidan Ankara’daydı ve Erdoğan’ın torunu başta olmak üzere genç AKP’lilerin yer aldığı Genç Diplomasi Derneği mensuplarını kabul etti.
O yüzden de TBMM Dışişleri Komisyonu’nda Mekke anlaşmasıyla ilgili sunumu Dışişleri Bakan Yardımcısı Levent Gümrükçü yaptı.
Bir o kadar ilginç olan; anlaşmanın Dışişleri’nden önce Milli Savunma Komisyonu’nda görüşülmemesi ve Yeni Partili Utku Çakırözer bunu sorduğunda, Dışişleri Komisyonu Başkanı Fuat Oktay’ın verdiği şu cevaptı:
“Milli Savunma Komisyonu bahse konu teklifi görüşmeyeceğini bize yazılı olarak bildirdi. Herhangi bir uyarı ve raporları yok. İç tüzük gereği 10 gün içinde bize yönlendirildiği için görüşmek zorundayız.”
Çakırözer’in oy çokluğuyla kabul edilen Mekke anlaşmasına, “Ortada bir Trump planı vardır. Densiz büyükelçi Tom Barrack’ın planı vardır. Gazze meselesinde olduğunuz gibi yine Amerikan taşeronu oluyorsunuz.” sözleriyle tepki gösterdiğini de belirtip dış politikamızdan başka manzaralara dikkat çekelim.
Eş Dışişleri Bakanı Gibi
2024’te Esad devrilip Suriye’nin başına HTŞ Lideri Colani/Şara getirildiğinde, Şam’a ilk MİT Başkanı İbrahim Kalın gitti. Hatta Kalın’ın makam aracını Colani sürdü. Kalın’dan 10 gün sonra Şam’a giden Dışişleri Bakanı Fidan da Colani ile Kasyun Dağı’nda çay içti.
Suriye’nin Dışişleri Bakanı Şeybani veya HAMAS’tan temsilciler Türkiye’ye geldiğinde her defasında ya da belirli aralıklarla hem Fidan hem Kalın’la ayrı ayrı görüştü.
Kalın’ın Eylül ortasındaki Afganistan ve Pakistan ziyaretleri de önemliydi. Ancak bu ziyaretin içeriğinden önce özellikle Mekke anlaşmasının aktörlerinden Pakistan Savunma Kuvvetleri ve Kara Kuvvetleri Komutanı Asım Münir hakkında bilgi verelim.
Trump, Asım Münir’i de seviyor. Öyle ki, onu Haziran 2025’te Pakistan İstihbarat Servisi Başkanı Korgeneral Asım Malik’le birlikte Beyaz Saray’da ağırladı. Pakistan Silahlı Kuvvetleri’nin açıklamasına göre, bu görüşmede Trump ve Münir, “İran-İsrail çatışması, Pakistan-Hindistan gerilimi, Pakistan-ABD ilişkileri, terörle mücadelede işbirliği, ticaret, ekonomik kalkınma, maden ve mineraller” gibi konuları ele almıştı.
Mekke anlaşması imzalandığında da Pakistan sokaklarına, Erdoğan, Veliaht Prens Selman ve Pakistan Başbakanı Şerif’in yanı sıra Münir’in de yer aldığı afişler asıldı.
Kalın’ın 16-17 Eylül’deki Afganistan ve Pakistan ziyaretlerine gelirsek; Afganistan’da sadece mevkidaşı ile değil, geçici hükümetin ekonomiden sorumlu başbakan yardımcısı, savunma bakanı ve içişleri bakanıyla bir araya geldi. Görüşmelerde, “ABD/İsrail-İran savaşı başta olmak üzere bölgesel ve küresel gelişmelerin” de ele alındığı bildirildi.
Pakistan’da ise yine mevkidaşının yanı sıra Genelkurmay Başkanı Asım Münir ve Başbakan Şahbaz Şerif’le görüştü. Ana konu elbette Mekke anlaşmasıydı. Ayrıca Türkiye’nin “Afganistan ve Pakistan arasındaki gerilimin diyalog yoluyla çözülmesi için her türlü çabayı göstermeye devam edeceği” kaydedildi.
Yunanistan ve Libya’da da Devrede
MİT Başkanı Kalın Ağustos sonunda bir de Atina’ya gidip Yunanistan Ulusal İstihbarat Teşkilâtı Başkanı Themistoklis Demiris ile görüştü.
Güvenlik kaynakları, iki istihbaratçının Türkiye-Yunanistan ilişkilerinin yanı sıra “ABD-İran savaşı, Suriye’de yeni dönem, Libya’nın siyasi birliği, Filistin meselesi” başta olmak üzere neredeyse dünyanın bütün sorunlarını ele aldığını bildirirken, iktidar medyasının bir yazarı, Kalın’ın muhatabına Türkiye’nin Ege ile Akdeniz’deki hak ve menfaatleri konusunda “açık ve net” mesajlar verdiğini vurguladı.
Ama 10 gün kadar önce ne oldu? Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Brüksel’de bir Yunan gazetecinin “casus belli, mavi vatan ve İsrail-Rum kesimi-Yunanistan arasında planlanan elektrik kablosu projesi” konularında son derece yumuşak mesajlar verdiği ortaya çıktı.
Son olarak Libya Ulusal Birlik Hükümeti ile 2019’da imzalanan deniz yetki anlaşmasının, bir vakitler kanlı bıçaklı olduğumuz Hafter’in meclisi tarafından onaylanması sürecindeki gelişmelere bakalım.
MİT Başkanı Kalın, 10 Eylül’de sonradan görevden alınacak olan Meclis Başkanı Akile Salih ve Yüksek Devlet Konseyi Başkanı Muhammet Takala ile Ankara’da bir araya gelip Libya’da siyasi ve askeri birliğin sağlanmasını görüştü.
19 Eyül’de yine İbrahim Kalın İstanbul’da Libya Ulusal Birlik Hükümeti Savunma Bakan Vekili ile aynı konuları ve Libya-Türkiye işbirliğinin devamına yönelik atılacak adımları ele aldı.
Kalın, 20 Ekim’de de Libya’ya gidip Ulusal Birlik Hükümeti Başbakanı Dibeybe ile görüştü ve aynı gün deniz yetki anlaşmasının onaylandığı duyuruldu.
Dışişleri Bakanlığı’mız, “kararı memnuniyetle karşılıyoruz” açıklaması yaparken, Bakanlık kaynakları da Bakan Hakan Fidan’ın Dibeybe ve Libya Ulusal Ordusu Genel Komutan Yardımcısı Saddam Hafter’le telefonla görüşüp teşekkür ettiğini bildirdi.
Şuraya geleceğiz; ABD dahil dünyanın hiçbir ülkesinin istihbarat başkanı bu kadar göz önünde değilken ve hatta çoğunun ismi bile bilinmezken, İbrahim Kalın’ın adeta bir Dışişleri Bakanı gibi bu denli aktif olması, faaliyetlerinin çoğunun da bizatihi devletin Anadolu Ajansı tarafından duyurulması neye yorumlanır ki?!
Hakan Fidan’la “yük paylaşımı” mı çokça dillendirilen “iktidar içi mücadelenin” bir yansıması mı, bilinmez; ama iki isim de dünyanın dört bir tarafında koştururken, durumumuz şu:
9 Kasım’da Antalya’da başlayacak olan BM İklim Değişikliği Konferansı’na (COP31) katılacak olan Rum lider Nikos Hristodulidis’in kim tarafından ve hangi sıfatla davet edildiği hâlâ meçhul…
İktidarın en büyük davası Filistin meselesiyken, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın hem de 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’mızda Rum kesimine gitmesini izah eden yok…
Ve dahi, en “olmaz” denilenin olup Azerbaycan’la aramızın açılmasını, Dışişleri Bakanı Fidan, “Biz kadim bir milletiz. Kendi sorunlarımızı da bu kadim geçmişe yakışır bir şekilde oturup konuşuruz. Bunların sosyal medya üzerinden bir propaganda aracı haline dönüştürülmesine hiçbir gerek yok.” derken, Azerbaycan medyasının doğrudan Fidan’ı “istihbarat operasyonları, gizli görüşmeler, darbe ve kaos planları” ile suçlamasını anlayan var mı?..
Müyesser YILDIZ
2 Kasım 2026
12punto link: https://12punto.com.tr/yazarlar/muyesser-yildiz/dis-politikamizda-zarf-ve-mazruf-157705