İçeriğe geç

Hangi “Adam” Yine Kazandı?.. Bu Neyin “Zaferi”?..

26-27 yıl öncesine gidelim mi?

İmralı’daki teröristbaşı 29 Haziran 1999’da idam cezasına çarptırıldı. Yargıtay bu cezayı onayladı.

Millet, infaz kararının verilmesi için dosyanın TBMM’ye gönderilmesini bekliyordu.

Ama emperyalistler çoktan devreye girmişti.

Teröristbaşı, kararı AİHM’e götürdü. AİHM de 30 Kasım 1999’da hemen idam cezasının geciktirilmesine yönelik ihtiyati tedbir kararı aldı.

İktidarda merhum Bülent Ecevit’in Başbakanlığında kurulan DSP-MHP-ANAP koalisyon hükümeti vardı.

AİHM’in o kararından 2 ay sonra üç lider Ecevit, Bahçeli ve Mesut Yılmaz kurmayları ve de dönemin MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun’la Başbakanlık’ta bir toplantı yaptı.

MHP Lideri Devlet Bahçeli ile kurmayı, dönemin Sanayi ve Ticaret Bakanı Kenan Tanrıkulu, dosyanın derhal Meclis’e sevk edilmesini isterken, “bu noktada verilecek bir tavizin Türkiye’nin egemenlik haklarında gedik açacağını ve bu tavizi başka tavizlerin izleyeceğini” vurguladı. Ecevit, Mesut Yılmaz ve diğer bakanlar ise MİT’in sunduğu rapordan hareketle, “teröristbaşının ölüsünün, dirisinden daha tehlikeli olacağını”, ayrıca “Türkiye’nin elindeki Apo’nun bir koz olarak kullanılmasının daha isabetli olacağını” savundu.

7.5 saat süren bu toplantının ardından üç lider AHİM’in nihai kararı çıkana kadar teröristbaşının dosyasının Meclis’e gönderilmeyip Başbakanlık’ta bekletilmesini kararlaştırdı.

Bu karar da millete şu ifadelerle duyuruldu:

Türkiye’nin de yargı yetkisini kabul etmiş olduğu AİHM’nin Türk yargısınca verilmiş kararları değiştirmesi hiçbir şekilde söz konusu değildir. Anayasamızdan ve uluslararası taahhütlerimizden kaynaklanan süreç tamamlandığında, dosya gereği için ivedilikle TBMM’ye gönderilecektir. Genel başkanlar, hukuka saygı içinde aldıkları bu kararın, terör örgütü ve yandaşı çevrelerce milleti ve devleti ile Türkiye’nin yüksek menfaatleri aleyhine kullanılmak istendiğinin değerlendirilmesi halinde, erteleme süreci kesilerek infaz sürecine derhal geçilmesi hususunda görüş birliğine varmışlardır.’’

Oysa bizzat dönemin AİHM Genel Sekreteri Wolfgang Peukert’ın da söylediği gibi; AİHM’in tedbir kararı bağlayıcı değildi…

Keza üç liderin aldığı karar, Anayasa’nın “kesinleşmiş yargı kararlarının geciktirilemeyeceğine” ilişkin 38’inci maddesine aykırıydı…

Ama ilk kez teröristbaşı için “üç genel başkan müessesesi” oluşturulmuş ve böyle bir karar alınmıştı.

Yapılan açıklamanın da kamuoyu tepkisini azaltma ve oyalamaya yönelik olduğu ise ilk günden belliydi.

Nitekim, üç liderin o kararının ardından teröristbaşı ilk demecini patlatıp şunları söyledi:

Bu karar ile bundan sonra özellikle AB’ye uyum çerçevesinde Türkiye’nin reformlara ihtiyacı var. Bu zirve kararı bunlara da bir başlangıç olur. Bu plana herkes olumlu temelde katkı sunmalıdır. Bunun için de gerekli olan iç barış ve istikrara ihtiyaç vardır. Eğer bu yönlü gelişmeler olursa, PKK tarafından olumlu davranışlar geliştirilecektir.”

Buna öfkelenen Ecevit de şu açıklamayı yaptı:

İmralı’nın bir siyaset kürsüsü gibi kullanılmasına müsamaha ile bakılması mümkün değildir. Terörizmi sona erdirmenin bedeli olarak bölücü akımı siyasallaştırma eğilimleri var. Asıl tehlikeli olan bu, buna asla fırsat vermeyeceğiz.”

Öfkelenen sadece Ecevit değildi, şehit aileleri de ayağa kalktı. Liderlerle görüştüler ve teröristbaşının dosyasının en geç 6 ay sonra Meclis’e geleceği sözünü aldılar.

Şehit ailelerinin, dönemin Cumhurbaşkanı merhum Süleyman Demirel’le yaptığı görüşme de önemliydi.

Ailelerin sözcüsü olan şehit babası, “Sabır diyorsunuz, ama sabrın sonunda idam yasalardan kaldırılacak ve Apo asılmayacak.” öngörüsünde bulunup, dosyanın Meclis’e gelmesini talep etti. Demirel, “sabır” isteyip, dosyanın Meclis’e geleceğini belirtti.

Şehit babası, “Ama 2 sene sonra gelecek” karşılığını verdi. Demirel, “Ne biliyorsun 2 sene sonra geleceğini?” dedi.

Şehit babası, “2 sene sonra, sizin meşhur sözünüzle, ‘Dün dündür, bugün bugündür.’ denirse ne yapacağız?” diye sorunca da Demirel, şunları söyledi:

O zaman, bugün ne yapacaksan, o gün yaparsın. O gün yapacağınızı bugün yaparsanız yanlıştır. O gün yapacağını o gün yapın oldu mu? Acılarınız benim acımdır. Sizi incitecek bir şeyin yapılmasına kesinlikle ben taraf olmam. Benim size tavsiyem biraz sabırdır.”

Bu şehit babası; 2012’deki ilk açılımda dönemin Başbakanı Erdoğan’ın, açılıma karşı çıkan CHP ve MHP’yi eleştirmek için AKP grubunda son mektubunu okuyup herkesi ağlattığı, şehit astsubay Serhat Gençer’in babası Mehmet Gençer’di.

Ama hem teröristbaşının dosyasının Başbakanlık’ta bekletilmesine hem de AKP’nin açılımlarına karşı çıktığı için her iki dönemde de başına gelmeyen kalmadı, uyduruk suçlamalarla açılan birçok davayla cebelleşti!..

Sabır” dene dene sonrası malûm; idam cezası kaldırıldı… Devlet, defalarca teröristbaşıyla masaya oturdu… İmralı’yı “karargâh” haline getiren teröristbaşı, Suriye PKK’sını kurup yönetti…

Ve bugünlere gelindi… Şimdi bebek katiline statü veriliyor… Kürt kökenli vatandaşlarımızın “baş müzakerecisi ve lideri” yapılıyor… Özetle; Ecevit’in dediği gibi, “terörü sona erdirmenin bedeli olarak” , bölücü akımın talepleri adım adım ve alıştıra alıştıra Türk Milleti’ne kabul ettirilmeye devam ediliyor.

Adam” Kazanmadı mı?

Nereden nereye gelindiği ve Pazartesi günü TBMM’de rekor oyla kabul edilen kök yasayla nereye gidilmek istendiği ayan beyan ortada olduğu halde; bir yandan, “Atatürk’e lâyık olmayacak hiçbir işin içinde olmadık, bundan sonra da olmayacağız” diyen, öte yandan da o yasayı destekleyerek millette büyük bir hayal kırıklığı yaratan Özgür Özel, kendisini şöyle savundu:

Vicdanen içim rahat. Yıllardır savunduğumuz bir görüşün, sırf Erdoğan karşıtlığı nedeniyle tersini yapmamız doğru değil. Doğru kararı aldığımızı düşünüyorum. Ben ‘Adam yine kazandı’ diye bakmıyorum. Sonunda kazanılmış bir şey olacaksa en azından tek başına kazanmadı. Bir kazanan varsa ülke kazanıyordur.”

Yok yok, asıl “yine kazanan bir adam” daha var; İmralı’daki teröristbaşı!..

Bu gidişle açılımın Meclis’teki mimarı TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un 467 oydan sonra, “Artık siyasi iklim olgunlaştı” diyerek müjdelediği (!) sivil anayasaya sıra geldiğinde, Özgür Özel yine “barışın önünde durmuş” konumuna düşmeme gerekçesiyle desteklerse, şaşırmayalım.

İktidarın sesi, “açılımın” yılmaz savunucusu Abdülkadir Selvi’yle bitirelim.

Bu ne bir tarafın zaferi ne de diğer tarafın yenilgisi.” diye buyurdu dün.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile teröristbaşını ve terör örgütünü “taraf” olarak denklemesi bir yana; ortada herhangi bir “zafer” yoksa, DEM’lilerin, yasa kabul edildikten sonra Gazi Meclis’in ortasında yaptığı o işaret neydi?

Ve kimsenin kanına dokunmadı mı?!

Müyesser YILDIZ
14 Ağustos 2026

12punto link: https://12punto.com.tr/yazarlar/muyesser-yildiz/hangi-adam-yine-kazandi-bu-neyin-zaferi-148628

Kategori:Uncategorized