İçeriğe geç

Kıbrıs’ta Hangi “Müjde”ye İhtiyaç Var?

Salı günü Kıbrıs Barış Harekâtı’nın 47’inci yıldönümünü kutlayacağız. Erdoğan, Cumhur İttifakı’nın ortağı MHP Lideri Bahçeli ve kalabalık bir heyetle KKTC’ye gidecek.

Unutmayalım, Kıbrıs milli davamızdır. Gönül ister ki, bu tarihi gün için diğer siyasi partileri de davet etseler veya davet olmasa bile Kılıçdaroğlu, Akşener, Karamollaoğlu da kalkıp, kendiliğinden Yavru Vatan’a gitse!..

Erdoğan geçen Cuma namazı çıkışında, KKTC ziyaretinde Parlamento’da milletvekillerine hitap edeceğini belirttikten sonra, “Kuzey Kıbrıs’a müjdesini orada, parlamentoda vermek istiyoruz. Şimdi verirsem yanlış olur, güzel bir adımımız var, ön çalışmalarını bitirdik.” dedi.

Haliyle herkes merakla Erdoğan’ın vereceği müjdeyi beklemeye başladı. Müjdeyle ilgili tahmin ve beklentilerimizden önce şunun altını çizelim:

14 Haziran’daki Erdoğan-Biden görüşmesinden sonra epey dikkat çekici gelişmeler peş peşe geldi. Herkes kaçarcasına giderken Türk askerinin Afganistan’da kalması için ABD ile pazarlığa oturuldu… Mısır ve İsrail’le yakınlaşma adımları atıldı… Rusya’yı karşımıza alma pahasına NATO-ABD-İngiltere’nin Karadeniz’deki faaliyetlerine kayıtsız-şartsız destek verildi… “Yabancı güçlerin” Libya’dan çıkmasını kabul ettiğimiz öne sürüldü… Erdoğan, Diyarbakır’a gidip, “Açılımı biz bitirmedik. 2005’te ne demişsek, aynı yerdeyiz.” mesajları verdi…

ABD Ve Biden’ın Kıbrıs Dosyası

Tüm bunlardan sonra, “Yoksa Kıbrıs’ta da mı bir açılım geliyor?” diye düşünmemek elde değil.

Niye mi? Obama’nın, ama özellikle de Biden’ın Kıbrıs dosyasını bildiğimiz için. Bazı örnekler verelim.

Erdoğan, Obama ile arası bozulduktan sonra daha çok dönemin Başkan Yardımcısı Biden’la muhatap oldu. Temmuz 2014’tü; Biden, ABD Rum Ortodoks Kilisesi’nin bir toplantısında, “Türk hükümetinin, Ada’daki fiili durumun ekonomik, askeri veya siyasi açıdan çıkarına olmadığını -soylu amaçlarla değil ama pratik nedenlerle- anlamaya başladığı kesindir.” dedikten sonra noktayı şöyle koydu:

Erdoğan’la bitireceğiz!..”

Aynı toplantıda şunları da söyledi:

İki yanlış arasında müzakere edebileceğiniz bir şey yoktur. Birincisi; Türk askerinin, hükümet çağırmadan Ada’ya ayak basmaması gerekirdi. İkincisi de Ada’da tek bir hükümet vardır. Bu benim, ABD’nin ve biri hariç dünyadaki bütün devletlerin hükümetlerinin tutumudur… Kıbrıs yeni başkanının liderliğinde ‘ABD’nin özgün stratejik ortağı’ haline geldi… Saptanan doğal gaz yataklarıyla küçük Kıbrıs, büyüklüğüyle orantılı olmayan bir rol üstlendi… Türk hükümetinde oluşmakta olan artmış farkındalık var. Türkiye, komşularının tehdidi altında olduğu için çözüm istiyor. Fiili durum Türkiye, Kıbrıslı Türkler, bölge için verimli değildir.”

Bir başka örnek; Biden 15 Temmuz darbe teşebbüsünden 1 ay sonra Ankara’ya geldiğinde, “ABD ve Türkiye’nin, Kıbrıslı liderler arasında devam eden müzakereleri nasıl destekleyeceğini de konuştuklarını ve yıl sonuna kadar bir anlaşmaya varılmasını umduklarını” belirtti. Sonrasında Rum Cumhurbaşkanı Nikos Anastasiadis’e telefonla Ankara temasları hakkında bilgi veren Biden’ın, “Türkiye’nin Kıbrıs sorununun çözülmesi gerektiğini anladığını ve müzakere sürecini desteklediğini, ayrıca Anastasiadis’in garantiler konusundaki mesajını Türkiye yönetimine ilettiğini” söylediği bildirildi.

Örneklere devam edelim.

Obama Başkan seçildikten sonra ilk ziyaretini ülkemize yaparken, görevini bırakmadan önceki son ziyaretini 2016’da Yunanistan’a gerçekleştirdi. Dönemin Yunan Cumhurbaşkanı ile Başbakanı, Kıbrıs konusunda değişmez tez ve taleplerini tekrarladı. Obama’nın tavrı mı?

Türkiye Cumhurbaşkanını, Kıbrıs işgâlini sona erdirmeye ikna edecek misin, Sayın Başkan?” şeklindeki bir soruya şu karşılığı verdi:

Çok zaman harcadık. Başkan Yardımcısı Biden aktif olarak bu konuda görev aldı. Yapılan ilerlemeler bizi cesaretlendiriyor. Sanırım önümüzdeki birkaç hafta, aylar içinde bu sorunun çözülmüş olacağı bir pencere var. İki tarafın istediği yüzde 100 sağlanamasa da statükodan geleceğe, her iki tarafın da öngördüğü bir geçiş için bazı mekanizmalar olabileceğini, ancak başarılabileceğini düşünüyorum. Ve süreci desteklemek için elimizden gelen her şeyi yapacağız.”

Neyse ki, Kıbrıs konusu Obama döneminde “hallolmadı”!.. Ancak Biden’in tamamen Rum-Yunan tezleri doğrultusunda konuyla çok yakından ilgilenmeye devam ettiği malûm.

AB’nin Bir Önerisi Vardı

Erdoğan, sadece ABD değil, AB’yle de “beyaz sayfa” açtı.

Geçen yıl bu zamanları hatırlayın. Gemilerimiz Doğu Akdeniz’de arama-tarama faaliyeti yaptığı için AB ile neredeyse saç saça, baş başa geldik.

Merkel araya girdi. Gemimizi çektik, Yunanistan’la istikşafi görüşmelere başlanması kararı alındı. AB de Türkiye’ye uygulayacağı yaptırımları erteledi.

Yaptırımların görüşüleceği AB Zirvesi öncesinde Türkiye için “havuç-sopa” yönteminin uygulanmasını isteyen AB Konseyi Başkanı Charles Michel, “Doğu Akdeniz’de tansiyonun düşmesi için çok taraflı bir konferans düzenlenmesi” şeklinde bir öneride de bulundu. Michel, bu konferansa ilgili taraflar ve NATO’nun katılmasını istedi.

Sonrasında ne mi oldu? Erdoğan, çok taraflı konferansı” kendisinin önerdiğini söylemekle kalmayıp, konferansta Kıbrıs Türklerinin de yer almasını” istedi!..

Erdoğan başlangıçta, “Konferansa Doğu Akdeniz’deki kıyıdaş ülkelerin katılmasını” savunurken, birkaç ay sonra Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, “Sadece Doğu Akdeniz ülkeleri değil, sadece tüm Akdeniz etrafındaki kıyıdaş ülkeler değil, bu bölgede şirketi olan ülkelerin de katılımını biz teklif ettik. Şimdi AB ile bu süreci çalışıyoruz.” diyerek, ABD’ye de kapıları sonuna kadar açtı.

Michel’in önerisi, Ankara’nın gemileri Antalya Limanı’na çekmesi için bir “havuç” muydu, yoksa AB “Kıbrıs Türkleri”nin adını bile duymak istemediği için midir bilinmez, neyse ki, o konferans da yapılmadı!..

AB’nin Kıbrıs konusunda geldiği nokta mı? Erdoğan’ın KKTC’yi ziyaretine bile tahammülleri olmadığından Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Layen, 20 Temmuz ziyaretinin Ankara-AB ilişkilerini “germemesi” uyarısında bulunurken, “AB olarak iki devletli bir çözümü asla kabul etmeyeceğiz.” dedi.

Verilecek Müjde

Tüm bunları anlatmamızın sebebi; Erdoğan’ın yarın vereceği müjdeye ilişkin tahminlere katkıda bulunmak.

Maraş’ın askeri statüsünün kaldırılıp sivil idareye devri kararının alınacağı konuşuluyor

KKTC’nin adının “Kıbrıs Türk Devleti” olacağı ve Başkanlık sistemine geçileceği öne sürülüyor…

Pakistan başta olmak üzere bazı ülkelerin KKTC’yi tanıma ihtimalinden söz ediliyor…

Erdoğan daha önceki bir ziyaretinde “Cumhurbaşkanlığı Sarayı projesi”ni gündeme getirmişti. Şimdi, “Yeni bir parlamento binası yapılacak.” deniyor…

Beşinci ihtimali de biz ekleyelim: Geçen yıl uzatılan Doğu Akdeniz’de çok taraflı konferans “havucu” müjdelenebilir…

Son söz:

Emperyalizmin Kıbrıs kuşatmasında gelinen nokta itibarıyla;

İki devletle çözümden başka yol kalmadığından, Kıbrıs müzakerelerine nokta konacağı,

İki devlet tek millet” olduğumuz Azerbaycan, dost-kardeş Pakistan ile neredeyse Türkiye’nin anahtarının teslim edildiği Katar’ın KKTC’yi tanıma kararı alacağı,

Ve de KKTC’ye Cumhurbaşkanlığı Sarayı veya Parlamento binası değil, askeri üs inşa edileceği müjdelenmedikçe, gerisi laf-ı güzaftır!..

Müyesser YILDIZ
18 Temmuz 2021